12 Öfkeli Adam (12 Angry Men)

/

Ön yargılarla adalet sağlanabilir mi?

Sıcak bir yaz günü 12 jüri üyesi, 18 yaşındaki cinayetle suçlanan bir gencin suçlu olup olmadığına karar vermek üzere küçük bir odada toplanmışlardır. İçlerinden biri kararını çoktan vermiş, bu işin bir saçmalık olduğunu, hemen asılması gerektiğini içindeki tüm öfkesiyle haykırır. Diğeri tecavüz ya da hırsızlık gibi sıkıcı bir dava yerine bir cinayet davasının olmasından kendisini şanslı saymaktadır. Hemen yanındaki gazete okuyamadığı için borsayı takip edemediğinden yakınır. Kararı hemen verip, akşama maça yetişmek isteğindedir bir diğer jüri üyesi.

12 Öfkeli Adam, tek mekânda ve siyah beyaz çekilen filmler içinde dünya sinema tarihinin en iyi ve ilgi gören filmlerinin başında yer alır diyebiliriz.

Jüri üyeleri, toplumun çeşitli katmanlarından oluşmuş, erkek ve beyazdırlar. 1950’li yıllar Amerika için beyazların ve siyahların dünyasıdır. Kadınlar hâlâ toplumdaki statülerini oturtamamışlardır. Senaryoyu yazan Reginald Rose, bu şartların oluşturduğu bir jüri topluluğunu hayal etmiş olabilir. Aslında bu bir televizyon oyunu olarak yazılmış, aktör Henry Fonda oyunu çok beğendiğinden film yapmaya karar vermiş, para bulamayınca da yapımcılığı kendi üstlenmiş. 12 Öfkeli Adam Filmi, Henry Fonda’nın ilk ve son yapımcılığı, yönetmen Sidney Lumet’in de beyaz perdedeki ilk filmi olarak tarihe geçer. Film tek bir mekânda ve siyah beyaz olarak çok düşük bir bütçeyle çekilmişti. 12 Öfkeli Adam, tek mekânda ve siyah beyaz çekilen filmler içinde dünya sinema tarihinin en iyi ve ilgi gören filmlerinin başında yer alır diyebiliriz. Sidney Lumet ve görüntü yönetmeni Boris Kaufman’ın ustalıkla gerçekleştirdikleri kamera açıları ve çekim teknikleri, her biri birbirinden usta oyuncularla bütünleşince tek mekânın ve düşük bütçenin getirdiği olumsuzluklar yok olup gitmiştir.

Jürinin karar süreci….

Toplantının hemen başında oylama yoluna gidilince, çoktan kararlarını vermiş olan on bir jüri üyesi gencin suçlu olduğunu açıklarlar. Odaya girildiğinden beri yapılan boş gevezeliklere katılmamış, bir köşede düşünceli ve sessiz olarak gördüğümüz 8 numaralı jüri üyesi, suçsuz yönünde karar verir. Hemen tepkiler başlar, çünkü karar oy birliği ile verilmeli, bütün jüri üyelerinin suçlu demeleri gerekmektedir. Yargılanan genç, suçlu bulunduğu takdirde asılarak idam edilecek olsa da, kenar mahallede yaşayan yoksul bir Latin Amerikalı olması, ufak tefek suçlar işlemesi, potansiyel bir katil olması için yeterli sebeplerdir. Jüri üyelerinin hepsi aksi karar veren 8 numaralı üyeyi gencin suçlu olduğu yönünde ikna etmeye girişirler. O ise konuşmadan bir çocuğu ipe yollayamayacağını söyler. Aslında gencin suçlu olup olmadığı konusunda bir fikri yoktur. Sadece mahkemede sunulan delillerle bir insanın asılamayacağını anlatmaya çalışır.

Bu arada ülkenin en sıcak ve bunaltıcı günü yaşanmakta, ortamın gittikçe sinirleri geren havası seyirciyi de sarmaktadır. Zaman ilerleyip, deliller irdelendikçe nasıl zayıf ve güvenilmez, bir insanın ölümüne karar vermek için ne kadar yetersiz oldukları gün yüzüne çıkmaktadır. 8 numaralı jüri üyesine katılan diğer üyelerin fikirleri değişime uğramaktadır. Yapılan oylamalar git gide suçsuz olarak çıkmakta, ta ki sonunda bir kişi suçlu diyene kadar devam eder. İlk başta yapılan oylamayla son oylama tamamen tersine dönmüştür. Henry Fonda’nın filmin başından beri sakin ve irdeleyici oynadığı karakter ile çocuğun istisnasız suçlu olduğunu haykıran Lee J. Cobb tarafından canlandırılan karakter iki zıt kutbu temsil eder. Dikkat çeken bir olgu da, tüm jüri üyeleri koyu renk takımlar giyerken, sadece 8 numaralı jüri üyesinin açık renk takım elbise giymesidir. Filmin en etkileyici sahnelerinden biri de, jüri üyelerinin sırtlarını döndükleri sahnedir.

Tek başına kalan jüri üyesi, gencin suçlu olduğunu kanıtlamak için iyice gerilmeye ve saçmalamaya başlar. Sonunda, suçlanan gençle aynı yaşlardaki oğlunun resmini çıkartarak yırtar ve perişan bir halde suçlu olmadığını söyler. Sevgisizce yetiştirdiği oğlu onu terk etmiş ve içten içe gizli bir intikam peşindedir aslında. Jüri üyeleri odayı sessizce terk ederken, yıkılmış bir halde kala kalmıştır.

Adalet, jüri sistemi, yabancı düşmanlığı, ön yargılar, geçmişten kalan takıntılar, çoğunluğa uyma gibi kavramlar üzerine sorgulayıcı olduğu kadar bunlar üzerinde seyirciyi düşünmeye zorlayan bu filmi zamanın nasıl geçtiğini unutarak izleyeceğinizden eminim.


1963 yılında İstanbul’da doğdu. Deniz Astsubay Makine Sınıf Okulu’nu bitirdi. 1996 yılında görev yaptığı Deniz Kuvvetlerinden istifa ederek ayrıldı.

1991 yılında sportif olarak dağcılığa başladı. Dağcılık Federasyonu’nun düzenlediği birçok eğitim ve kampa katıldı. AKUT Arama ve Kurtarma Derneği’ne 1997 yılında üye oldu. Derneğin Karar Grubu’nda bulunarak, Akut’un Misyon ve Vizyonunu belirleyen çalışmalara katıldı. Depremlerde, dağ ve doğa kazalarında ekip lideri olarak arama-kurtarma çalışmalarında bulundu. 1997 – 2001 yılları arasında turizm şirketi kurucu ortağı olarak doğa turizmi yaptı. Evli ve ikiz kız çocuğu var.

Fotoğrafla bilinçli olarak tanışması 1985 yılında İFSAK’ta katıldığı kurs ile oldu. 1990 yılına kadar İFSAK Sergi ve Gösteri biriminde çalışmalarda bulundu. İlk olarak İFSAK üyeleri ile birlikte 1988 yılında Kaçkarlar konulu fotoğraf sergisini açtı. Sonrasında çeşitli karma sergilerde fotoğrafları yer aldı. Deniz Kuvvet Komutanlığı'nda Fotoğraf ve Video eğitimi aldı. Bir süre Yapı Kredi Yayınları’nın çıkardığı Akşamlık Dergisi’nde doğa ve fotoğrafla ilgili kitaplar hakkında yazılar yazdı. Ansiklopedya adlı dijital yayıncı kuruluşun çeşitli projelerine fotoğraf ve yazılarıyla katkıda bulundu. Çeşitli yarışmalarda derece ve sergileme alan fotoğrafları oldu. Bunların arasında önem verdikleri 2014 yılı Umut Vakfı Fotoğraf Ödülü Birinciliği ve 2016 Sony WPO finaline kalması oldu. Gezi Direnişini konu alan Boyun Eğme adlı sunumunu ilk olarak İFSAK, sonrasında Belgesel Fotoğraf Günleri’nde gösterime çıkardı.

2015-2017 yılında İFSAK Yönetim Kurulu'nda yer aldı.
Halen İFSAK Yönetim Kurulu'nda Sinema Birimi Koordinatörü olarak görev yapmaktadır.

1 Yorum

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Filmlere Dair

Kuyu

Kendimi zaman zaman Claude Berri’nin “Jean de Florette” filmindeki kambur Jean’a benzetiyorum.

Yeniden Doğmak

İnsan dünyaya bir kez gelir de, kaç kez kendisinin yeniden doğumuna izin