Alaca Karanlık Fotoğrafçısı

/

Düşünüyorum da fotoğrafa olan aşkım kendimi bildim bileli ruhumu terk etmemiş, her geçen gün büyüyerek güzelleştirmiş yaşamımı. 

Ciddi anlamda fotoğraf çekmeye 1973 yılında başladım. İlk kameram Rus malı refleks Lubitel idi. Şu, vizörüne tepeden bakılanlardan. Görme ve çekme için iki lens vardı üzerinde. O yıllarda sanat fotoğrafçıları tarafından tercih edilirdi. Sonra, 1975’te yine Rus malı Zenit-E aldım. 58 mm lensli bir SLR kameraydı. Hiç unutmuyorum, 1.250 lira ödemişti babam. Maaşının neredeyse yarısıydı. O yıllarda kimsede yoktu öyle kamera ve serde gençlik de var ya ne hava atıyordum ama! Bu kameramı hâlâ saklıyorum. Sonraki yıllarda Kodak Instamatic ve Pentax kameralarım oldu. Şimdiki gibi değildi tabii, fotoğrafları çektikten sonra bir de heyecanla tabedilmesini beklerdik. 36 pozluk filmin baskısına bir küçük albüm ve yeni bir de film hediye ederdi bizim fotoğrafçı. Dolayısıyla dükkâna bağımlılık olur, fotoğraf serüveni hiç bitmezdi. Seksenli yıllarda ISO 200, 400 filmler çıktı ki bunun anlamı daha karanlık ortam çekimlerinin flaşsız yapılabilmesiydi. Günümüz kameralarında ise ISO değerleri binlerle ifade ediliyor.

Dijital fotoğrafçılığa uzun süre ilgisiz kaldım ki o yıllarda sık sık da Uzak Doğu’ya gidiyordum ve onlarca değişik marka baş döndürüyordu. İlk dijital kameramı 2002’de aldım. 2MP Nikon 2100‘dü. Sonra 4MP Nikon 4300, 8MP Canon SX100, 12MP Nikon P5100 kullandım. Çözünürlük yükseldikçe baskı ebadı ve görüntü kalitesi de o kadar artıyordu. Artık dijital fotoğrafçılığın inceliklerini öğrenmiştim ve kompakt kameralardan SLR (tek refleks lens) kameralara geçme zamanı gelmişti. Ama bir geçiş dönemi de şarttı ve böylece yarı profesyonel 12MP Canon G9 kameramı aldım. İki sene boyunca dünyanın dört bir yanında binlerce fotoğraf çektim. Otomatik mode’u kullanmaksızın manuel çekimleri ve ayarlarını G9’da öğrendim.

Profesyonel kamera seçimi için birçok etken göz önünde bulundurulmalıydı. Nedir SLR kameraların kompakt kameralardan farkı diye soracak olursanız, kısaca şöyle açıklayabilirim: Kompakt kameralarda çekim alanını vizörden direkt görürsünüz. SLR kameralarda ise lensten giren görüntü aynalar vasıtasıyla vizöre iletilir. Yani, sensöre düşen görüntüyle fotoğrafçının gözüne düşen görüntü aynı olur. Oysa kompakt kameralarda vizör ve lens görüntüsü farklı olduğu için renk ve parlaklıkta farklılıklar olabilir.

Bugün Canon 6DM2 ve -hızlı aksiyon çekimleri için- 7D body’ler kullanıyorum. Profesyonel çekimlerde iyi bir body ile birlikte; geniş açı, makro ve zoom çekimleri için sıkı bir lens setiniz olması gerekir. Ben gece çekimlerinde Canon 16-35mm f/2.8L lens kullanıyorum. Onun dışında Canon 70-200 f/2.8 ve 35mm, 50mm lenslerim var. Tabii bir de iki kiloya yakın bir ağırlığı rüzgârlı havalarda dahi sarsıntısız taşıyabilecek güçlü bir tripod. Çok amaçlı filtreler ve kilitli-kablolu deklanşör de yardımcı aksesuarlar. Maliyeti yüksekçe böyle bir set, fotoğrafçılık bilginizle de birleştiğinde sizi ve fotoğrafseverleri müthiş bir görsel şölene davet edecektir.

Ben Uzun Pozlama – Gece Fotoğrafçılığı’nı seviyorum. Griye sevdalı olsam da mavi gökyüzünü ve masmavi Marmara’yı çekip durmuyorum elbette. Gerçi ender de olsa bunu yapmıyor değilim; ama pek keyif aldığım söylenemez.

Birçok isim takıyor arkadaşlarım bana; ama ben en çok “Alaca Karanlık Fotoğrafçısı”nı seviyorum.

Peki, nedir bu Gece Fotoğrafçılığı ya da diğer adıyla Uzun Pozlama Fotoğrafçılığı: Aslında uzun pozlama gündüz de yapılır; ama daha çok gece çekimleriyle anılır. Sualtı Fotoğrafçılığı gibi ayrı bir fotoğraf sanatı diyebiliriz. Yani, Topkapı Sarayı’na gidip de bahçesinde poz vermek gibi bir şey değildir. Yine deklanşöre basarsınız; ama seçilen zamana göre perde (ens­tan­ta­ne) açı­lır, sen­sör üze­ri­ne ışık düşer ve perde kapanır. İşte, ışı­ğın film üze­ri­ne düş­tü­ğü bu sü­re­ye “Poz­la­ma” adı ve­ri­lir. Zayıf ışıklarda uzun, güç­lü ışık­lar­da kısa pozlama yapılır. Bulb moduyla 30 sn’in üzerinde pozlama yapılabilir. Gece çekimlerinde perde uzun süre açık kalacağı için kamera titreşime aşırı duyarlıdır ve mutlaka kablolu deklanşör ve tripod kullanılmalıdır. Zayıf bacaklı tripodlar rüzgârda sallanabileceği için güçlü tripodlar seçilmelidir. Zaman zaman yandan gelen rüzgâra karşı bedeninizi siper etmeniz de gerekebilir.

Gece Fotoğrafçılığı bir aşktır, meditasyondur. Sanat icrâsıdır.

Herkesin sıcacık yuvasına çekildiği, dizilere daldığı saatlerde siz sokaklardasınızdır. Gün içi çekimlerinde her saniye deklanşöre basabilirsiniz; ama uzun pozlamada tek karenin hazırlanması-çekimi-izlenmesi-değerlendirilmesi beş dakikayı bulabilir. 3 saatlik bir çekimde ancak 30-40 kare çekebilirsiniz. Kullanılabilecek olanlar da beşi-onu geçmez. Çünkü kameranın küçücük ekranında gördüğünüz görüntü ile bilgisayarın büyük ekranında gördüğünüz detaylar farklıdır. Gece fotoğrafçılığında en büyük etken bilgi ve sabırdır. Kameranın arkasında saatler geçirirsiniz. Saatin altınını, mavisini yakalamak uğruna -güneşin erken batması avantaj olsa da- kış gecelerinde deniz kıyısı ayazıyla sarmaş dolaş olabilmek kolay iş değildir. Her çekimden sonra çalışmanızı izler, buz tutmuş parmaklarınızla ayarlarınızı yenilersiniz. Yine de kamera pozlarken ellerinizi hohlamak, mis gibi havayı ciğerlerinize çekmek tüm yorgunluğunuzu alır. Sağınızda ve solunuzda olta balıkçıları vardır. Size garip garip bakarlar! Onlar 5-10 mt uzaktan istavrit çeker, sizse 2 km ötedeki köprüyü çekersiniz! Meraklısı da çoktur gece fotoğrafçılarının.

"Abi, sen n'apıyon?" 
"Fotoğraf çekiyorum." 
"İpini tutmasan kaçacak mı?"  

Bunu söylerken gülüyor. Deklanşörün kablosunu ip sanıyor!

*****

"Şeyy, afedersiniz. Ben MÜ'de fotoğrafçılık okuyorum da yanınızda 
durabilir miyim? Kaç saniye pozluyorsunuz, diyafram değeriniz kaç, 
telafiyi hangi şartta artırıyorsunuz?"
"Oğlum, sen tripod'suz mu çekim yapacaksın?"
"Sizinkini bir siz bir ben kullanabilir miyiz?"

*****

"Abi, ilk kez Çamlıca'ya geliyoruz da rica etsem kız arkadaşımla bir fotoğrafımı çeker misin? Köprü de çıksın ama!!"
"Tabii koçum, biz de genç olduk. Patates diin bakiim. Aferin! Mail'le mi yoksa bastırıp postayla mı göndereyim!!"
"Hayatım, abi nasıl göndersin fotoğrafımızı? "
"Abi, sen de sağ ol be! Sahi, Sultanbeyli'ye yolun düşmez mi, bizim mekâna
bekleriz. Hem fotoğrafları da getirirsin. Canpare Cafe. Kime sorsan bilir."

*****

Eminönü çekimlerinde en sadık izleyicilerim tinercilerdir! Çok üzülüyorum o çocuklara, gözlerim doluyor.

"Abi, bana bi lira versene." 
"N'apcan bi lirayı?"
"Ekmek alcam."
"Gecenin onunda mı?"
"Abi, benim bıçağım var."
"Bana mı saplıycan?"
"Bi lira vercen mi?"
"5 lira vercem."
"Harbi delikanlısın valla abi. Bu sopa gibi alet de ne ki?" 
(Tripod'u kastediyor!)
"Tüfek."

Gecenin bir yarısı servet değerinde bir kamerayla sokaklardaysanız, sokağın kurallarına uyacaksınız. Sizi bir kere sevdiler mi de artık o sokağın kadrolu elemanı olmuşsunuz demektir; ama yine de cebinizde bozukluk bulunsun 🙂

*****

Kadıköy mendireği. Saat 22:45 Bir Allah’ın kulu yok etrafta. Kayaların üzerine tripod’umu kurmuş, Topkapı Sarayı zoom çekimleri yapıyorum.

"Beyefendi, siz n'apıyorsunuz?"
"Topkapı Sarayı'nın fotoğrafını çekiyorum."
"Gecenin bu saatinde mi? Görünmüyor ki saray,gündüz gidip çekseniz ya."
"Bu bir gece çekimi."
"Ee, flaş çakmıyor!"
"Çaksa, aydınlanır mı saray?"
"Biz kimliğinizi bir kontrol edelim."

*****

Sabiha Gökçen Havalimanı. Aprondaki Rus uçağını çekiyorum. Yanımda acı frenle sivil bir araç duruyor, içinden çıkan iki kişi kimliklerini gösteriyor ve soruyor;

"Beyefendi, n'apıyorsunuz?"
"Ben havacılığa meraklıyım da Antonov'un fotoğrafını çekiyorum."
"Orada kimse yok ki."
"Antonov şu uçak."
"Çektiğiniz fotoğrafları derhal silin.Kimliğinizi de görebilir miyiz?"

*****

Sizin anlayacağınız, Gece Fotoğrafçılığı öyle Ayasofya’nın minarelerini, Yerebatan Sarnıcı’nda Medusa’yı çekmeye benzemez. Elli kişiye lâf anlatmanın dışında; doğru ekipman, ciddi bir disiplin, bilgi, sabır ve emek gerektirir.

Edebiyat aşığı anne babanın evladı olarak çokça okuyor, yazıyorum. Yayımlanmış kitaplarımın yanı sıra dünyanın dörtte üçünü gezdim, keşfetmeye devam ediyorum. “Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?” sorusunu "Çok gezip çok okuyan." şeklinde yanıtlıyorum. "Bakmakla görmek arasındaki fark"ın bilincinde yarım asırdır fotoğraf çeken bir edebiyatçı gezgin fotoğrafçı olarak özellikle gençlere edebiyat ve fotoğraf sevdasını aşılayacak aktiviteler içinde bulunup deneyimlerimi kaleme alıyorum.

1 Yorum

  1. Keyifli bir yazı, ve yazılan diyalogları yaşıyor olmak ayrı bir güzel. Elinize sağlık.
    Uzun pozlamak; uzun düşünmek, yaşamak, keyif demek.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Acer C250i İncelemesi

Herkese merhaba, yeni bir inceleme yazısı ile karşınızdayım. Bu seferki konuğumuz ACER’in

Oltanın Beri Tarafı

İstanbul’un gözde ilçelerinden Kadıköy’de, Fenerbahçe Stadyumu ve Yoğurtçu Parkı komşuluğunda denize dökülen