Alem-i Kader

/

Kader’in alemi insanların kaderlerini yansıttığı, kaderlerini yaşadığı alem.

Siyasetin, dinin, aşkın, dilin, tarihin, kültürün yansıdığı duvarların alemi.

Bireysel düzenin dik duruşudur alem.

Duyguların aktarımıdır.

Siyasi düzen ya da düzensizlik

Din kuralları düzen ya da düzensizlik

Hukuki kuralların düzen ya da düzensizliği

Maddi veya manevi kısacası düzensizlik içinde düzen arayanların seslerini duyurma çabasıdır. Bireysel düzenin dışa dönük yansımasıdır.

Âlemde her şey o kadar yavaş ve o kadar hızlı ki farklı bir düşünce yapısı farklı bir hız algısı oluşturmaktadır.

Fotoğrafların suretlerinde kaderci bir ifade algısı vardır. 

Fotoğraf asla paylaşılamayan bir dünya da tecrit edilmişi bulmak gibidir. Ve yine fotoğraf bize sesler olmadan renkler dahi olmadan iletişim kurmayı öğretebildi.

Hayatın uzantısı gibidir fotoğraf bütün zıtlıklara rağmen ölüm ve yaşamı tek seferde anlatım gücüne sahiptir.

Hiç düşündünüz mü, teknoloji çağını yaşadığımız bu dönemde neden insanlar duygularını duvarlara yazarlar, neden siyasi görüşlerini yansıtacak araç olarak duvarları kullanırlar?

Bu sorunun cevabını açıklamaya kültürü ve kültürün alt basamaklarını tanımlayarak başlayabiliriz;

Kültür, tarihsel süreç içerisinde yaratılan bütün manevi değerlerimiz olmakla beraber bireyin davranış kalıplarını meydana getiren, düşünce sistemini oluşturan sosyal bir yapıdır. Kültür bizi saran, insanlardan öğrendiğimiz toplumsal bir mirastır. Kültür şoku ise yaşadığımız doğal çevreden ayrılıp yabancı bir kültürle yabancı bir mekanla karşı karşıya geldiğimizde verdiğimiz duygusal tepkinin adıdır. Kültür şoku, yeni bir toplumsal olayın ya da yeni bir toplumsal mekanın insanda meydana getirdiği sosyolojik ve psikolojik etkidir. Benimsediğimiz bir kültür ortamından yabancılaştığımız bir kültür ortamına geçişimizde yaşadığımız duygu durumudur, unutulmamalıdır ki her insan başlı başına bir kültür sembolüdür. 

Kültür asimilasyonu güçlü kültürün yaşanılan ortamda baskın olan kültürün güçsüz kültürü kendisine benzetmesi olarak tanımlanabileceği gibi bir başka ifade ile de bireyin bir düzen içerisinde, istemese de başka bir kültüre benzemesi durumudur.

Kültür bu denli değişip dönüşürken kültürün taşıyıcı olan kuşaklarda kültürle beraber yenileşmektedir. Kültürle beraber hareket eden kuşaklarda bir süre sonra birbirlerinden kopuk bir görüntü elde edeceklerdir. Örneğin; bir önceki kuşak daha sıkı iken bir sonraki kuşak daha rahat bir ortamda varlığını devam ettirecektir. Kuşaklar arası bu değişim bizlere kuşak çatışması adı altında yansıyacaktır.

Kültür artık insanları bir araya getiren toplumsal bir olgu olmasında ötesine geçerek, bir endüstri hareketi başlatacaktır. Peki, nedir kültür endüstrisi? İnsanların ortak geçmişten beri getirdikleri kültür miraslarını bir meta olarak yine o mirasın sahibi olan bizlere sahte ihtiyaçlar olarak üretilerek pazarlanması durumudur. Örneğin, tarihi bir konak modern bir kafeye dönüştürülerek bizlerin hizmetine sunulmaktadır. 

Yaşanılan bu olaylar toplumda bir güven kaybını ve huzursuzluk dönemini başlatmakla beraber kuşakların düşüncelerini ifade ediş biçimlerini de etkileyecektir.

Kültürel şokun, kültür asimilasyonunun, kuşak çatışmasının topluma mal edildiği, yeni kuşağın fikirlerini ifade ediş aracı olarak seçtiği yeni modern mekanlar olan “duvarlar” karşımıza çıkacaktır. Yeni mekanlarımız duygusallığın haykırışına, heyecanına, sevince ve gözyaşına şahitlik edecek olan mekanlarımız haline gelecek, bireyin sessiz çığlıkları olacaktır. Dijitalleşen ve bir kültür endüstrisi haline gelen toplumsal yapımız içerisinde aslında yalnızlaştık. Modern çağın yalnızlaşan bireyleri sevdasını, özgürlüğünü, esaretini, aşkını, ülkesini, hasretini ve sevincini tıpkı kendisi gibi görünen modern ama yalnız duvarlara ya da yine kendisi gibi unutulmuş eski duvarlara haykıracaktır.

Duvarlar, duvar yazıları bir kültür olacaktır.

Bireylerin o topluma, o kuşağa ait olduğunu gösteren kimliklerini oluşturdukları mekanları olacaktır. Kimlik karmaşasının daha da belirginleştiği günümüzde duvarlar aslında unuttuğumuz kimliğimizi ve benliğimizi bizlere hatırlatacaktır. 

Topluma fısıldayan, insanların sessizliklerine ses olabilen mekanlardır. Duvarlar “yaşıyorum ve benimde size söylemek istediklerim var” demektedir. Görünüşümü tıpkı çağınız gibi modernleştirdiniz hatta bazılarımızın önünden geçerken harabe diye adlandırdınız ama siz yine bizde bizdeki yaşanmışlıklarda saklısınız, diye haykırmaktadırlar. Duvarlar, maddi ve manevi insan ve insanlık arayanların sesini duyurduğu mekanlardır. Bu mekanlar, insanların birlik olmasının, bütün olmasının yollarını açabilecek alan araçtır. Ne çok unutuyoruz aslında kendimizi, geçmişimizi ama gelecek hayalleriyle yaşamaya devam ediyoruz. Sonra bir fotoğraf karesi çıkıyor karşımıza ve bütün anılar aslında o fotoğraf karesinden bize tebessüm ediyor olarak görüyoruz. Gördüğümüz anı yaşamaya başlıyoruz. 

Ve fotoğraf olguyu olduğu gibi göstermektir. Herkesin içinden bir parçadır. 

Açlığı ve zenginliği dâhil.

Duvarlar, yazıldığı yazıyla, yazıldığı dönemle, yazıldığı mekanla, duygu ve düşünceyle hem tarihin hem de kültürün derinliklerinden izler taşımaktadır.

Duvarlar bilgilerin ve düşüncelerin sır tutmasına hizmet eder.

Duvarlar görmeyenlere göz, duymayanlara kulak olup insanların ruhlarına dokunabilen bir eldir adeta. 

Duvarlar insanlarla konuşur. Duvardaki yazılar ise insanla insanın konuşmasını sağlar. 

Her gün bir tanesine mutlaka rastlıyorsunuz.

Peki, size neler anlatıyor düşündünüz mü?

Peki, ne kadar görüyoruz kaybettiğimiz benlikleri o duvarda ya da daha ne kadar görmezden gelmeye devam edeceğiz? 

Tekniği ve teknolojisi ne olursa olsun;

Bir şeyler anlatır bize kendi döngüsünde size anlatmak istediği çok şey var. Oradaki hikâyeyi yakalayın görün ve kulak verin. 

Hissedin.

Duvarların sessiz çığlıklarını duyabilmeniz dileğiyle. 

*************************

Zekeriyya Akbaş hakkında;

1992 yılında Kütahya’da doğdum.
Dumlupınar Üniversitesi Pazarlama ve Maliye Bölümü mezunuyum, mesleğimin yanı sıra altı yıldır kesintisiz fotoğrafla uğraşmaktayım.
Üç dönem fotoğraf eğitmenliği yaptım.
Kursiyerlerim, dernek üyeleri ve fotoğraf dernekleri ile beraber bugüne kadar Kütahya ve çeşitli illerde 15 fotoğraf sergisi açtık.
Ayrıca;
“İz” adlı inceleme kitabını yazdım; aynı adlı kişisel fotoğraf sergisi açtım.
Ulusal birçok dergide fotoğraflarım yer aldı.
Kütahya Evliya Çelebi Fotoğrafçılık Derneği‘ne üyeliğim bulunmakta olup profesyonel olarak edebiyat üzerine de çalışmaktayım.

Fotoğraf benim için yaşam biçimlerini, insanları, gelenek ve görenekleri ifade edebilme aracıdır bununla birlikte fotoğrafın bana çok fazla tecrübe kattığını düşünüyorum.

İFSAK Blog sayfalarına konuk olan ve yazısını dijital ortamda paylaşan yazar.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Fotoğraftaki İhtimal

Gerda Taro “Döşeğimde Ölürken1”den başını kaldırıp Claud Cockburn’a şunları söylediğinde takvim yaprakları

Mavi

Çığlık çığlığa renklerin içinde bulunduğu tayfa dalınca, nefes alamıyor insan sanki. İstanbul