Hayatın İçinden: Bir Cuma Rüzgarı Kadıköy

Tasarımından içeriğine bir süredir üzerinde çalıştığımız; Türkiye’nin dört bir yanından gelecek yazıları bekleme heyecanıyla, teknolojinin bütün nimetlerinden yararlanarak gece yarıları yaptığımız -saatler süren- toplantılarıyla, sabahın bir körü deneme yayınlarıyla ekiptekilerin kişisel tarihlerinde de büyük bir yere sahip olan İFSAK Blog en sonunda yayında…

Ekiple / yazarlarla konuşmalar, toplantılar; redaksiyonlar, düzenlemeler, yayına hazırlıklar, paylaşımlar derken ben ilk yazımı açılıştan neredeyse bir ay sonra ancak yazabiliyorum. Zorlu olduğu kadar her dakikası ayrı güzel geçen hazırlık sürecinin ardından, İFSAK Blog’un yayın hayatı daha da güzel olacak, eminim 😉 Hazırlık süreci sonunda olduğu gibi, devamında da “İyi ki İFSAK var!” (sosyal medyadaki haliyle #iyikiİFSAKvar) cümlesi çok dökülecek dudaklarımdan, bunun da notunu düşmüş olayım…

**************

Son dönemde “İyi ki İFSAK var!” cümlesini kurduğum günlerden biri de kuşkusuz sevgili Yusuf Biton’un organizasyon ve moderatörlüğünde gerçekleşen ‘Çekmecelerdeki Atılmayan Fotoğraflar’ adlı edebiyat söyleşisinin olduğu gündü. Söyleşinin konuğu, romanlarını/ öykülerini büyük bir heyecan ve keyifle okuduğum Mario Levi olunca, bu söylem elbette ki kaçınılmaz oldu Levi’nin kendine has, tatlı sohbetinin ben dahil İFSAK salonunu dolduran diğer sanat severleri de mest ettiğini de söylememe gerek yok sanırım.


Sık sık kahkahalarla kesilen sohbet boyunca Mario Levi’nin edebiyata bakışı, hayatındaki ödülleri, kitaplarının yazım süreçleri gibi pek çok konuda bilgi sahibi olduk. Son dönemdeki rahatsızlığı dolayısıyla evde olan Levi’nin önceki kitaplarına göre daha hızlı yazdığı yeni kitabı (ve dolayısıyla kitap serisi) ise söyleşinin ana konusuydu.  

Henüz bilgisi olmayan kaldıysa bir özet vereyim:

Gördüklerimiz Göremediklerimiz tamamlandığında yedi kitaplık bir seri olacak. Her kitap yeni bir günde, farklı bir İstanbul semtinde geçecek. Serinin ilk kitabı Bir Cuma Rüzgarı Kadıköy ise şubat ayından bu yana kitabevlerinin raflarında yerini almış durumda.

Levi söyleşi sırasında ilk dört kitabın yazımının tamamlandığını aktardı. Önümüzdeki dönemde sırasıyla Şişli, Eminönü, Beyoğlu, Adalar, Suriçi (Eyüp, Ayvansaray, Balat, Hasköy’ü içine alan bölge) ve -muhtemelen- Boğaz Hattı’nda geçecek kitaplar bizi bekliyor.

Gelelim sohbetin ana konusu olan Bir Cuma Rüzgarı Kadıköy’e… 

Sıradan bir günde, Kadıköy’de tramvay bekleme sırasında Mario Levi’nin duraktakilerle sohbeti sırasında ortaya çıkan hikâye, -tahmin edeceğiniz üzere- yazarın güçlü kaleminde şekillenmiş, farklı bir boyut kazanmış. Gerçi Levi öykülerden oluşan bir kitap olarak düşünmüş olsa da, editörünün önerisi ve iknası sonucunda kitap bugünkü roman haline dönüşmüş.

Teğet geçen hayatlar, geleceğe dair kaygılar, kalmakla gitmek arasında bocalayışlar ve söylenemeyen gerçeklerle iç içe geçen hikayeler… Bugüne ait hikayeler

Bir Cuma Rüzgarı Kadıköy- Arka kapak yazısından

Bir Cuma Rüzgarı Kadıköy o kadar hayatın içinde, o kadar tanıdık ki. Romanı okurken, ılık bir ilkbahar günü kendinizi Kadıköy’de bulmanız içten bile değil. Zaten romanın tek bir kahramanı da yok; romanda tanıştığımız karakterlerin hepsi Kadıköy’ün ayrı bir parçası ve o parça olmadan Kadıköy eksik kalır. Romanı okurken Moda’daki çay bahçesinde çay kaşığı seslerini duyuyor, köy içindeki kahve kokusunu içinize çekiyorsunuz. Biraz önce yanımızdan belki Nimet Hanım geçti, belki birazdan yan sokaktaki kitapçıda Funda’ya denk geleceğiz. A o uzaktan elinde karton bardağıyla geçen Kaya mı yoksa? Belki Kelebek Taci’ye yemeğe davetliyiz ve bize tarifini yeni öğrendiği pırasa köftesini hazırlayacak. 

Roman boyunca, Kadıköy sakinlerinin hayatlarına bir anlığına konuk oluyoruz; kimi zaman kapısını çalarak, kimi zaman penceresinden içeri bakarak. Zaman zaman bir gölge gibi bir karakterin arkasında dolaştığımız da oluyor, onunla bir bankta oturup söyleştiğimiz de. O hayatlarda fark edemediğiniz bir detay olursa da heyecana mahal yok, hikaye anlatıcımız gerektiğinde kendini hatırlatıyor. Her karakterin hayatındaki bir kesite tanıklık ettikten sonra anlatıcı, karşısındaki her kimse (!) onunla bir fikir teatisine giriyor.

Kitapta Kadıköy’ün, Mario Levi’nin gözünden kadraja alınmış olduğunu da söylemeden geçmeyeyim. Kitabı okurken caddesinden pastanesine, balıkçısından apartman cephesindeki resmine kadar birçok farklı fotoğrafı izleme imkanı buluyorsunuz. Romanın sayfaları arasındaki siyah-beyaz fotoğraflarda ‘kimleri göreceğimiz’ ya da ‘hangi hayatların kesitlerine şahit olacağımız’ mı? İşte o da, biz okuyucuların hayal gücünün bir yansıması aslında.

Her karşılaşmanın bildiğimiz veya bilmediğimiz, görebildiğimiz veya göremediğimiz bir sebebi vardı ya…

Bir Cuma Rüzgarı Kadıköy

 Keyifli okumalar…

1979 Mersin doğumlu. İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde lisans ve aynı üniversitenin Gayrimenkul Geliştirme Programı’nda yüksek lisansını tamamladı. Şimdilerde gayrimenkul sektöründeki farklı firmalarda serbest zamanlı olarak çalışırken, bir yandan da "Plazadan Dünyaya" başta olmak üzere farklı dijital platformlarda içerik hazırlıyor. Üniversite yıllarından beri ‘bas-çek’ten ileri gitmeyen fotoğraf ilgisini disipline etmek için, 2013 yılında üyesi olduğu İFSAK’ta temel fotoğraf seminerine katıldı. Sonraki dönemlerde, farklı ileri düzey fotoğraf atölyelerine devam etti ve bu atölyelerin karma sergilerinde yer aldı. Eş zamanlı olarak, Anadolu Üniversitesi AÖF Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü’nde eğitimini tamamladı. 2016 yılında İFSAK Seminerler ve Atölyeler Birimi’nde gönüllü olarak çalışmaya başladı. İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu'nun kurucu üyelerinden olup İFSAK Blog'u yayına hazırlayan ekip içinde yer almaktadır.

Yorum Sayıları: 16

  1. Zeyno kalemine sağlık, kitabı okumak farz oldu, teşekkürler Zeynep, teşekkürler #ifsakblog 😉

    • Teşekkürler M.Ali 🙂 Evet kitabı okumak gerek 😉 Bir Kadıköylü olarak yorumunu da merak ediyorum.

  2. Teşekkürler; çok hoş, sıcak bir yazı bu; Mario Levi’nin üslubunun sıcaklığında.
    Ayrıca, başlıktaki fotoğrafa bayıldım! maviler, yeşiller içinde, bir fincan kahve, bir kitap, oraları anlatan bir kitap, kitabın üstüne, onu okşarcasına vuran ışık… tüm bu yumuşaklığın ardında, sisler içinde, iki farklı yöne bakan bir adam ve bir kadının silik, bulutsu hayalleri… çok çarpıcı…

    • Bu güzel yorumlar için çok teşekkür ederim Levent Hocam 🙂 Üstadın sıcaklığına bir nebze olsun yaklaşabildiysem ne mutlu bana. Moda Çay Bahçesi’nde kitabı okurken (ki kitabı Blog’da yazmaya karar vermiştim) zihnimde oluşan görüntüyü fotoğraf makinemde de hapsettim. Işığın da yardımıyla bu kare çıktı ortaya. Çok severek çektim, çok severek paylaştım. Sizden bu satırları okuyunca “ne de iyi etmişim” dedim, teşekkürler 🙂

  3. Yazıyı okurken o gün İfsaktaki o sıcak sohbeti ve katılımı anımsadım. Elline kalemine sağlık.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*