Bir Mahallenin Hafızası: Kale

/

Sarı Denizaltı Sanat İnisiyatifi olarak tasarlayıp uygulamaya koyduğumuz, iki bölümlü Bir Mahallenin Hafızası: Kale çalışmasının Bir Mahallenin Keşfi bölümü için Günseli Baki’nin yazdığı giriş yazısı şöyle başlıyor:

…Oysa kent geçmişini dile vurmaz. Çizik, çentik, oyma ve kakmalarında zamanın izini taşıyan her parçasına, sokak köşelerine, pencere parmaklıklarına, merdiven trabzanlarına, paratoner antenlerine, bayrak direklerine yazılı geçmişini, bir elin çizgileri gibi barındırır içinde.

Italo Calvino, Görünmez Kentler

Modern kentler, düşünce biçimlerimizden sosyal ilişkilerimize kadar birçok olguyu belirler; alışkanlıklarımızı, davranışlarımızı ve duygularımızı etkiler. Modern kentlerde yaşadığımızı bize hissettiren hiç kuşkusuz gündelik hayatın rutinleri değil, sapmalarıdır. Yaşamı en çok arabalarımızdan inip, kentlerin dar sokaklarında, çıkmazlarında bilinmeyene doğru yürüdüğümüzde hissederiz. Merlin Coverly’nin deyimiyle:

Çevreyle yalnızca kuşbakışına karşı direnilirse bir bağ kurulabilir; zira aşağıdakilerin, yani aylakların, yani amaçsızca gezinerek, tanımsız uzamda sürüklenenlerin hikâyesi yer seviyesinde, adımlarla başlar.

Antik Yunan’daki filozoflardan, 19. yüzyılın modern kent karakteri flanöre, modern kenti ve kent hayatını problem edinen, hayatın sanata, şiire dönüşeceği devrimler hayal eden avangard sanatçılardan, kent gezginlerine ve yürüyüşlerini sanatının odağı haline getiren günümüz sanatçılarına kadar yürüyüş, hem bir deneyim hem de radikal bir tutumdur. Kentliye yüklenen tüketim eyleminin yanı sıra, modern şehir planlamasını hız, verimlilik, düzen gibi olgular belirler. Bu olguların aksine ve gündelik dolaşma eyleminin dışında yapılan yürüyüşler, bakılanı ama görülemeyeni belirginleştirir. Beden, zihinle birlikte hareket ederken yeni bir deneyim alanı yaratır. Bu deneyim alanın bireysel bellekte bıraktığı her türlü izin; olayların, görüntülerin, mekânların, seslerin hatta kokuların kayıt altına alınması özellikle kentlerin çok hızlı dönüştüğü günümüzde, geleceğe aktarılması açısından da önem taşır.”

Yeni deneyimlere kapı açan bir kent

Neredeyse üç buçuk yıl önce İstanbul’u arkamızda bırakıp yerleştiğimiz Bergama bizim için sadece yeni bir yaşam alanı değil aynı zamanda yepyeni deneyimlere kapı açan bir kent oldu. Binlerce yıllık tarihinin gerek satır aralarına sıkışmış, gerekse o tarihin içinde kendine yer bulamamış sayısız yaşam hikâyesinin oluşturduğu katmanlar üzerinde nefes alıp veren kent kendini anlatmak için dinleyicilerini bekliyor gibiydi. Özellikle de, hemen kıyısındaki bir eve yerleştiğimiz Kale Mahallesi’nin sabırsızlığını derinden hissediyorduk.

Pergamon Akropolü’nün eteklerindeki, yüzlerce yıllık bir süreçte Rumlar’ın, Ermeniler’in, Müslüman muhacirlerin, mübadillerin, Yörükler’in ve günümüzde sayıları günden güne artan metropol kökenli yeni nesil göçmenlerin yaşadığı Talat Paşa, Kurtuluş ve Ulu Camii mahallelerini kapsayan ve halk arasında “Kale Mahallesi” denilen bölgenin biriktirdiklerine kulak vermeyi kararlaştırdığımızda 2019 yılı bitmek üzereydi. Çalışmamızın kapsamını belirleyip, harekete geçeceğimiz sırada Kovid-19 pandemisinin zorlu günleri başladı. Ön hazırlık aşamasında yaptığımız planlamaların yeni koşullara uygun hale getirilmesi de birkaç ayımızı aldı. Ve nihayet 2020 Haziran’ında Bir Mahallenin Hafızası: Kale projesinin üretim koşulları büyük ölçüde belirginleşti.

Yeni Bergama

Çok katmanlı kültürel birikimiyle Kale Mahallesi’nin, Bakırçay Ovası’na doğru hızla büyüyen “yeni Bergama”ya kendini yeterince anlatamadığını, yakın bir gelecekte turistik bir tüketim alanına dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu; tüm bu açmazlara rağmen renkli bir hayatı barındıran, devinim halindeki Kale Mahallesi’nin kent belleğindeki yerini geçmişin ve şimdinin izinde saptama, belgeleme ve yorumlama amacını taşıyan çalışmamıza başladık. Projede mahallenin turistik bir alandan ziyade iletişime ihtiyaç duyan, paylaşıma açık, ilham verici ve derinlikli yapısının görünür kılınmasını hedefliyorduk.

Kültür için Alan tarafından desteklenen projenin ilk aşamasında, mahallenin kent belleğindeki yerini psikocoğrafya, kentsel mekân, bireysel bellek, yaşam kültürü ve sözlü tarih kavramlarıyla birlikte ele alan atölyeler, seminerler, uzman sunumları yer alıyordu. Günseli Baki’nin yürütücülüğünü yaptığı Bir Mahallenin Keşfi: Psikocoğrafya ve Anlatı, Yücel Tunca’nın yürütücülüğünü üstlendiği Bir Mahallenin Kayıtları: Belgesel Fotoğraf atölyelerini destekleyecek içeriklere sahip, sözlü tarih uzmanı Eda Yiğit’in Kültür Sanat Pratiklerinde Anlatının Yeri ve Prof. Dr. Melek Göregenli’nin Kent, Zaman, Kimlik, Mekân başlıklı çevrimiçi seminerlerine, açık çağrıya başvuranlar arasından belirlenen 10 fotoğrafçı ve görsel sanatçı katıldı. Arkeolog Bülent Türkmen’in Hellenistik Dönem’de Kale Mahallesi’nde Yaşam Üzerine Bir Deneme ve araştırmacı, yazar Sefa Taşkın’ın Kale’de Bir Sokak: Abacıhan sunumları ise herkesin katılımına açık olarak yine çevrimiçi gerçekleştirildi.

Sergi açılışı

Sarı Denizaltı Sanat İnisiyatifi’nin koordinatörlüğünde yürütülen proje kapsamında Arzu Ece Şahin, Ayfer Yıldız, Burcu Işık, Eren Sulamacı, Fatih Kurunaz, Nesrin Ermiş Pavlis, Pınar Boztepe Mutlu, Rabia Başa, Seda Tulun ve Tuğba Yılmaz yoğun emek vererek sözel ve görsel üretimlerde bulundu. Bir Mahallenin Hafızası: Kale projesinin 31 Ekim’de yapılacağı duyurulan Bergama’daki sergi açılışı, İzmir’de yaşanan deprem nedeniyle ertelenerek 2 Kasım’da yapıldı. Kale Mahallesi’nin kıyısındaki eski bir marangozhanede açılan Bir Mahallenin Hafızası: Kale sergisi dönemin tüm olumsuz koşullarına rağmen Bergama’da büyük bir ilgiyle karşılandı. On gün açık kalan sergiyi, mahalle sakinlerinin yanı sıra kent merkezinden ve köylerinden, İzmir ve diğer çevre yerleşimlerinden bine yakın kişi, pandemi şartlarına uygun biçimde maskeli ve içeride aynı anda en çok on beş kişi olacak biçimde ziyaret etti.

Mahallenin keşfi ve kayıtları

İki bölümden oluşan serginin Bir Mahallenin Keşfi bölümünde katılımcılar bir duyumsama ve deneyime dayanan psikocoğrafyanın yöntemlerini kullanarak Kale Mahallesi’nde gerçekleştirdikleri yürüyüş deneyimlerini fanzin ve fotoğraf çalışmalarıyla aktardılar. Fotoğraf ve sözlü tarih çalışmalarıyla mahallenin dünü ve bugünü arasında bir hafıza köprüsü oluşturmayı hedefleyen Bir Mahallenin Kayıtları bölümünde ise katılımcıların üç ay boyunca çalıştıkları mahallede ürettikleri dokuz sokak monografisi ve sekiz portre hikâyesi sergilendi. Katılımcıların yürüyüş deneyimlerini aktardıkları on fanzin, sergi boyunca izleyicilere ücretsiz dağıtıldı ve aynı zamanda dijital olarak yayınlandı. (www.issuu.com/saridenizalti) Sergi içeriğinin özetini içeren bir kitabın da basılıp, ücretsiz olarak dağıtıldığı çalışma kapsamında biriktirilen tüm öznel ve belgesel anlatıları barındıran bir web sitesi de aralık ayının ilk yarısında ziyarete açılmak üzere hazırlandı.

Fotoğraf: Seda Tulun

Psikocoğrafya

Bir Mahallenin Keşfi bölümünün giriş yazısında, modern şehirlerin kurulmasıyla birlikte 1960’larda kentlerin karmaşıklığı ve yoğunluğunun bireyi çevresine karşı duyarsızlaştırdığını savunan avangard sanat akımı Situasyonist Enternasyonal tarafından ortaya atılan psikocoğrafya kavramı etrafında şekillendiğine ve yürüme eylemini merkezine aldığına işaret eden Günseli Baki projenin bu bölümünü şöyle anlatıyor:

“Fotoğrafçılar ve görsel sanatçılardan oluşan proje katılımcılarının, bir duyumsama ve deneyime dayanan psikocoğrafyanın yöntemlerini kullanarak, antik Pergamon’da yer alan Kale Mahallesi’nde gerçekleştirdikleri bir günlük yürüyüş deneyimini anlatıyor. Renkli, katmanlı dar sokakları, yokuşları, çıkmazlarıyla kent merkezinden farklı bir mekân algısına sahip bu mahallede yürüyerek kaybolmayı deneyen katılımcılar, bakkalların süpermarketlere, Arnavut kaldırımlarının asfalta, çıkmazların caddelere, taş duvarların betona direndiği mahallede oluşturdukları anlatılarıyla bir mahalle temsilini ortaya çıkarıyor ve mahalle belleğini bu öznel anlatılarla bir anlamda yeniden inşa ediyor.

Fotoğraf: Burcu Işık

Yabancı hissetmek

Kimi kendini yabancı hissettiren her şeyin peşine takılarak gerçekleştirdiği yürüyüşünde evlerin duvarlarından dışarıya taşanları anlatırken yabancı olmak üzerinde duruyor; kimi mahalleyi, taşların arasından çıkan bitkileriyle ancak yürürken duyabileceğimiz bir ses olarak betimliyor. Kapılarına kilit vurulmuş artık içinde yaşam olmayan evlerde, kilitlemek ve kapatmak yerine, açmanın anlamı sorgulanıyor. Kapatmaktan çok açmayı, kilitten çok anahtarı düşündürüyor. Sergideki bir çalışmada, dar sokaklar ve yokuşlar üzerinde kat kat biriken mahalle temsili üç boyutlu yerleştirmelerle karşımıza çıkıyor. Mahallenin geçmişine ve bugününe evlerin mimarisinde kullanılan devşirme malzemeler üzerinden tanıklık ediyoruz. Kentlerde artık pek de yeri olmayan kapı önü merdivenlerinin vakit geçirme mekânı olabildiğini görüyoruz. 

Fotoğtaf: Arzu Ece Şahin

Baudelaire, hafızayı ve gerçekliği ‘yazıldıkça silinen’ bir palimpseste benzetir. Birbirinden bağımsız katmanlar oluşturan; zamanın, kavramların, fikirlerin aynı yüzeyde buluşmasını palimpsest kavramı üzerinden ele alan çalışma ise bu buluşmayı Kale Mahallesi’nde geçmişin ve bugünün duvarlardaki izleriyle görünür kılmayı deniyor. Hafızamız gibi bu duvarlar da yazıldıkça siliniyor. Başka bir çalışma da ise bir köpek takip edilerek mahallenin sınırlarında ve tekinsiz sokaklarında gerçekleşen yürüyüş deneyimi aktarılıyor. Ayna metaforuyla Kale Mahallesi kırık bir aynanın parçalarına benzetiliyor, bugün geçmişle birleştirerek yeniden inşa ediliyor.

Geçmişi kucaklamak

Atılamadığı için evin önüne koyulan nesnelerin aynı zamanda vedalaşamamakla da ilgisi olabilir mi, diye soruyor başka bir çalışma. Kamusal ve özel alanın iç içe geçmesi, evlerin önlerine konulan kanepeler, koltuklar ve ev içi eşyalarına odaklanarak anlatılıyor. Bir evin oturma odasından geçermiş gibi geçiyoruz mahallenin sokaklarından. Sonra bitkiler sarıyor etrafımızı; sarmaşıklar, sokakların süsü akşamsefaları… Sadece etrafını çevirmek anlamına gelmeyen ‘sarmak’ bu mahallede aynı zamanda geçmişi de kucaklamak anlamına gelebilir mi, sorusunun cevabını taş duvar dokularında arıyoruz. Bazen de mahallenin terkedilmiş evlerine giriyoruz. Evi koruyan bir muska, duvar sıvasının ardından çıkan bir desende geçmişin izini süren aylağın anlattığı hikâyeyi izliyoruz.

Fotoğraf: Fatih Kurunaz

Yürüyüşün belleğimizdeki izleri ortaya çıkaran doğası, bizi kendi geçmiş deneyimlerimize de götürüyor, hatırlatıyor çünkü her deneyim bir iz bırakıyor hafızamızda. Sergide geçmişteki zihin kayıtlarının nasıl tekrarlandığını anlatan başka bir çalışma ise görsel bir bellek haritası çıkarmayı denerken aynı zamanda mekânların ve nesnelerin sokağa bıraktığı gölgeleri takip ediyor. Antik dönemlerdeki yöntemlerle Bergama’da üretilen parşömen kâğıdına güneş baskı tekniğiyle Kale Mahallesi’ndeki bitkilerin gölgesini bir iz, bir bellek kaydı olarak bırakıyor.

Fotoğraf: Pınar Mutlu Boztepe -Parşömen

Kale Mahallesi’ndeki yürüyüş deneyimlerinin bireysel anlatılarla aktarıldığı tüm bu görsel üretimler ve fanzinler, bizi bize anlatan bir yansıma belki de; beliren, kaybolan, farklılaşan, üst üste yığılan, iç içe geçen zaman parçaları gibi. Yıllar içinde değişse de dar sokakları, farklı mimarisi, renkli duvarları, gizemli avluları, tekinsiz sınırları, çıkmaz sokakları ve sarıp sarmalayan doğasıyla duygularımızı biçimlendirmeyi ve ruhumuzu kucaklamayı sürdürüyor Kale Mahallesi. Modern kentlerin aksine geçmişin izlerini de ‘bir elin çizgileri’ gibi barındırıyor içinde.”

Fotoğraf: Rabia Başa

Sokak Monografileri ve portreler

Projenin ikinci bölümü olan Bir Mahallenin Kayıtları da kendi içinde iki kısımdan oluşuyordu: Sokak Monografileri ve Portreler. Yüz yüze yapılan sözlü tarih görüşmeleri, aile albümlerinden seçilmiş hatıra fotoğrafları ve aktüel fotoğraf çekimlerinden oluşan bir içeriğe sahip Bir Mahallenin Kayıtları bölümü için Yücel Tunca’nın kaleme aldığı giriş yazısında resmi tarihe karşı farklı bir duruş ortaya koyan sözlü tarih yaklaşımının sıradan ve gündelik olana yaptığı vurgudan ve yeni bir tarih yazımının mümkün olduğundan bahsediliyor:

“Zihne yerleşip dilde yansımasını bulan eril düşünce, doğadaki biyolojik varoluş mücadelesini genel geçer bir biçimde özetleyen ‘güçlü olan hayatta kalır’ sözünden de kuvvet alarak kazananlar ve kaybedenler karşıtlığına vurgu yapar. Kazananlar elde ettikleri iktidarı mutlaklaştırmak için bilinçli olarak tahrif edilmiş kendi mücadele tarihlerini yazarlar. Mitler oluşturmaya yönelik resmi tarih anlatıları, gücü ve bu gücün gölgesinde oluşturulan biat ve itaat sistemini pekiştirmenin bir aracıdır. Küçük bir azınlığın, büyük bir çoğunluğa kendine dayattığı bir alan olarak resmi tarih, çoğunluğu oluşturan sıradan bireyleri ve gündelik hayatın ince detaylarını görünmez kılarak kabaca şekillendirilmiş, manipüle edilmiş ortak hafızayı kurgular.

Fotoğraf: Ayfer Yıldız

Sözlü tarih Çalışmaları

İnsan hayatını esas ve sürekli olarak biçimlendiren, dar ve geniş çeperde yaşanan büyük pazar paylaşım kavgaları değil gündelik yaşama dair olgulardır. Bu yüzden, göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir hafıza birikimine sahip bireylerin ‘anı’ya indirgenmiş yaşam hikâyeleri birbirine eklemlenerek, yazılmamış insanlık tarihinin ortak metni oluşturulabilir. Bu metin sıradan olanın birkaç satır içinde de olsa popüler ve muktedir hale gelmesine aracılık etmez; her birimizi bir başkasının tarihinin parçası kılar, birbirimize yaklaştırır. Cinsiyetin, coğrafyanın, kültürün, dilin ve inanç sistemlerinin farklılıklarını ortadan kaldırıp kolay yönetilebilir ve yönlendirilebilir tek tip bireyler yaratma peşindeki iktidar sahiplerinin tarihine alternatif olarak kabul edilen sözlü tarih çalışmaları, sıradan ve günlük olanı kapsayacak biçimde bütün insanlara kendi hikâyelerini paylaşma, biriktirme ve etkileşimde bulunma olanağı verir.

Binlerce yıllık bir süreçte Pergamon’dan Bergama’ya dönüşen kent, hayatın kesintisiz biçimde sürdüğü ender yaşam alanlarından biridir. Kentin resmi tarihi, kralların, imparatorların, padişahların, beylerin, voyvodaların egemenlik alanlarındaki faaliyetlerinden bahseder. Sıra dışı olaylarla biçimlenen bu yerel resmi tarih, zaman içinde kimi seyyahların tuttukları notlarda karşımıza çıkan günlük hayat izleriyle kısmen kırılmaya uğrar. Daha yakın dönemde ise yerel araştırmacıların ve kent insanlarının kayıt altına alıp kitaplaştırdıkları yakın geçmişin günlük hayatı, resmi tarihin kırılmasına katkıda bulunur. Bilinçli ya da bilinçsiz biçimde yapılan bu müdahalelerin yarattığı birikim, sivil ve alternatif bir tarih yazımının ön çalışmalarıdır.

Sokak Monografileri

İki bölümden oluşan Bir Mahallenin Hafızası: Kale projesi de bu ön çalışmaların bir parçası olarak kabul edilebilir. Projenin iki ayağından birini oluşturan Bir Mahallenin Kayıtları bölümü, temelde, kentin tarihini ele alırken, dayatılan ve aşina olunan büyük ve sıra dışı olaylardan, yaşanan köklü değişimlerden, büyük savaşlardan ve ünlenmiş insanlardan bağımsız olarak gündelik, sıradan hayata odaklanarak kentin tarihine farklı bir bakış getirmeyi denemektedir. Kale Mahallesi’nin ikisi çıkmaz, yedi sokağını, bir meydanını ve bir caddesini araştırma kapsamına alan sokak monografileri, çalışmayı yapan proje katılımcılarının ürettikleri ve aile albümlerinden toplanmış fotoğraflar ile yüz yüze yapılan görüşmelerin kayıtlarından oluşmaktadır. Ayrıca çalışma kapsamında mahalle sakinlerinden farklı profiller ortaya koyan sekiz kişinin görsel ve biyografik hikâyelerine yer verilmektedir.

Bir Mahallenin Kayıtları bölümünde yer alan sokak monografilerinin ilkinde, resmi statüsü bulunmayan ve Ulu Cami, Talatpaşa ve Kurtuluş mahallelerinin toplamından oluşan Kale Mahallesi’nin batı ve güney batı sınırını çizen Kınık Caddesi ele alınıyor. Bergama’nın en eski caddelerinden biri olan Kınık Caddesi, geçmişte olduğu gibi bugün de kentin çarşısı olmaya devam eden İstiklal Meydanı’ndaki iş yerlerinin devamı niteliğinde ve çok sayıda küçük ticari işletmeyi barındırıyor. Bu işletmelerdeki esnaf ile yapılan görüşmeler sayesinde babadan oğula süregelen ticari faaliyetlerin niteliğinin, zaman içindeki değişiminin ve ticaret kültürünün izlerini sürmek mümkün.

Fotoğraf: Eren Sulamacı

Caddeden ilerleyip mahallenin sokaklarına girdiğimizde, Kestelli Sokak, Alp Sokak, Şazelli Sokağı, Paşa Çıkmazı Sokağı, Tabak Köprü Çıkmazı Sokağı ve Kültür Sokak’ta devam eden gündelik hayatın sıradan akışına tanıklık ediyoruz. Avlularda turşular kuruluyor, duvarlar boyanıyor, hastalara bakılıyor, bisiklet sürülüyor, işe gidiliyor, düğün yemekleri veriliyor, restorasyonlar yapılıyor, akşam üstü olduğunda kapı önlerindeki iki üç basamaklı merdivenlere oturulup çay eşliğinde sohbetler ediliyor, hayat pahalılığından yakınılıyor, dar sokaklardan arabalar geçerken ayaklar kenara doğru çekiliyor. Tahmin etmesi hiç zor değil; yüzlerce yıldır yaşananlar tekrar tekrar yaşanmaya devam ediyor.

Fotoğraf: Nesrin Ermiş

Kuş bakışı Bergama manzarası

Dar, kıvrımlı ve yokuş sokaklar dört bir yandan mahallenin büyük alanına çıkıyor. Domuz Alanı’na devlet istediği kadar İttihat Terakki desin, halkın dilinde adı değişmiyor meydanın. Görkemli ağaçlarıyla, Pergamon Akropolü ve kuş bakışı Bergama manzarasıyla kentin belki de en ferah bölgesi olan Domuz Alanı, Roma Dönemi’nde Kale Tepesi yamaçlarına yapılan tonozlarla düzleştirilmiş geniş zemininde, her zaman saygıyla anılacak mimar Cengiz Bektaş’ın modern ve kent mimarisinin tarihiyle uyumlu yorumunu barındırıyor. Meydanın çevresini saran bazısı terk edilmiş, bazısı oldukça bakımlı, bazısı restore edilerek restorana ve otele dönüştürülmüş göz alıcı yapılar, mahallenin ortak hafızasındaki yüzyıllık anıların mekânları konumunda.

Fotoğraf: Tuğba Yılmaz

Köşedeki servi, zamanında yoksul Rumlar’ın kullandığı eski kilisenin bahçesinde yaşamaya devam ediyor; kıyıdaki tonozların üzerindeki Rum kahvehanesinden restorana dönüştürülmüş taş yapıda bugün rakı içilip uzun yaz akşamlarının ve manzaranın tadı çıkarılıyor; iki çınar ve bir çeşmenin hemen dibinde zorlukla yürüyen yaşlı kadın komşularına bacaklarındaki ağrıdan şikayetleniyor; iki çocuk ellerindeki bidonlara su doldurmak için Roma çeşmesine doğru koşuyor; dedesini babasını vebadan, dedesini veremden kaybeden bir adam telefonla konuştuğu İstanbul’daki akrabasına pandeminin Bergama’daki son durumunu anlatıyor; büyük şehri bırakıp Domuz Alanı’ndaki aile evine geri dönen kadın kendisiyle sohbete gelenlere gençlik fotoğraflarını gösteriyor.

​portreler

Sokak monografilerini daha da derinlikli kılan, günlük hayattan insan hikâyelerini barındırmaları. Çalışmanın portreler bölümünde, açılan kapılarından avlulara, avlulardan odalara, odalardan hayat hikâyelerine geçiliyor. 17 yıllık muhtarlık geçmişine rağmen ‘Kokoreççi Başçavuş’ olarak bilinen Ali Yurtseven, bahçesinde çocuklara filmler oynatan Efe Nazım Arslançelik, üzerinde ‘Adalı’ yazan çizmelerini parlatıp Hükümet Konağı önündeki bayrak törenlerine giden efe torunu Cengiz Kızılık, çocukluğunu Bergama’nın ören yerlerinde koşturarak geçirmiş Ayfer Şaşmazer, ‘Adalıların eteği belindedir, namlıdır, kimse sokulamaz onlara’ diyen Midilli doğumlu ‘şohi’ kadın Ayşe Üregen, evlerinin önündeki dut ağacının altında kocasıyla oturup keyfetmek için açtığı iki kişilik ‘Dut Kafe’yi çok seven ‘Hanımağa’ Fikriye Ertop, 1950’lerde kırmızı oje sürdüğü için kına gecesinde kına yakmayı reddeden Cavidan Çobanoğlu, çocukluğunda dayısı ile İzmir’e gitmek için Dikili’den bindikleri gemide ayaklarını denize doğru sallandırmanın verdiği keyfi unutamayan Makbule Çelen’in hayat hikâyeleri… Onların biz, bizim onlar olduğumuz hikâyeler. Yer yer çok tanıdık, yer yer çok farklı… Kaybetmeler ve kavuşmalar tarihi…

kapısı hiç kapatılmayan evler

Baba vasiyeti gereği kapısı hiç kapatılmayan evlerde ağırlanan misafirler, evlerin yüz yıl önceki sahiplerinin çocuklarının denizleri aşıp yaptıkları ziyaretler, tel örgülere asılıp bırakılan üniformalar, yangında ölen çocuklar, kendi sınırlarını görmek için genç yaşta tek başına taşınılan evler, en çok kovboy filmlerini seven efeler, ‘Biz âşık garibiz, bizim gibi gülen âşık garip var mı?’ diye birbirine soran âşıklar, ‘Gelen geçen eğlensin, gölgesinden faydalansın, kuşlar meyvesinden yesin’ diyerek ağaç dikenler, bir kumaşın üzerine yüzlerce puantiye işleyip kendine gösterişli bir elbise biçen terziler, gelin hamamında misafirlere ikram edilen pekmez ve peynirler… 

Bir Mahallenin Kayıtları, sokaklardan bireylere uzanan seyriyle ortak sivil hafızaya, Attalos Hanedanlığı’nın, Kleopatra’nın, Karasi Beyliği’nin, Sultan Bayezıd’ın, Enver Paşa’nın, Adnan Menderes’in değil, bir mahalle halkının sırlarının, umutlarının, acılarının, öfkelerinin, içtenliğinin, ketumluğunun, paylaşımcılığının, yalnızlığının kayıtlarını ekliyor.

Sarı Denizaltı Sanat İnisiyatifi / Günseli Baki, Yücel Tunca

Not: Bir Mahallenin Hafızası: Kale projesi ile ilgili söyleşiyi İFSAK TV kanalından izleyebilirsiniz

1966, Diyarbakır doğumlu.
İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik eğitimi aldı.
1985-2007 yılları arasında basın fotoğrafçısı ve fotoğraf editörü olarak çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı.
Kurucuları arasında olduğu Fotoğraf Vakfı (2004-2019) ve Galata Fotoğrafhanesi (2004-2017)’nin yönetiminde yer aldı; bu kurumlarda fotoğrafın çeşitli alanlarına ilişkin seminerler verdi.
2009-2014 yılları arasında Fotoğraf Notları Foto-röportaj Dergisi, Fotoğrafsız Dergisi ve Fotoğraf Notları Kitapları’nın yayıncılığını ve editörlüğünü yaptı.
1996-2015 yılları arasında İstanbul Saydam Günleri, ULISfotoFEST, ÜNİfotoFEST, Belgesel Fotoğraf Günleri gibi fotoğraf festivallerinin kurucuları arasında yer aldı ve organizasyon komitelerinde görev yaptı.
1997-2016 yılları arasında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Haber Ajansı, İstanbul Kültür Üniversitesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi gibi akademik kurumlarda fotoğraf dersleri verdi.
2017 yılında Bergama-İzmir’de Günseli Baki ile birlikte Sarı Denizaltı Fotoğraf Atölyesi’ni kurdu ve halen burada fotoğraf atölyeleri düzenliyor, belgesel fotoğraf alanında görsel hikayeler üretiyor.
Yücel Tunca, 1992-2019 yılları arasında Türkiye’de ve yurt dışında birçok fotoğraf sergisi açtı, fotoğraf gösterileri yaptı, fotoğrafları ve fotoğraf üzerine yazıları çeşitli yayınlarda yer aldı.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

İyi ki Doğdun İFSAK!

İFSAK kısaltmasındaki “A”, “amatörleri” kelimesinin A’sıdır. Günlük hayatta acemice yapılan işleri, çıkan

Portfolyo: Çizebilseydim

Fotoğrafa ilk başladığım yıllarda, bütün amatörler gibi kendimi, ‘mükemmel fotoğrafın’ peşinde koşarken

Post Belgesel Fotoğraf

Belgesel Fotoğrafın Değişen Sınırları Geleneksel belgesel fotoğrafın ardılı olan post belgesel fotoğraf,