Camera Obscura

/

“Camera Obscura etkilerinin paleolitik mağara resimlerine ilham verdiğine dair teoriler vardır.”

Camera Obscura etkilerinin paleolitik mağara resimlerine ilham verdiğine dair teoriler vardır. Birçok paleolitik mağara duvarlarında bulunan hayvan figürlerindeki çarpıklıklardan bu sonuç çıkarılabilir. Bugün ulaşabildiğimiz en eski ifade Mohizmin de kurucusu Çinli filozof Mozi’ye aittir. O ışığın doğrusal çizgiler halinde yayıldığını ve karanlık odada görüntünün baş aşağı olacağını ileri sürmüştür. Yunan filozof Aristo çınar ağacı yapraklarının arasından süzülen ışığı incelemiş “yaprakların arasından süzülen güneş ışığı yerde dairesel parçacıklar oluşturur “demiştir. Yine Yunanlı matematikçi Öklid “optik” adlı eserinde ışığın optiklerden düz bir çizgi halinde yayıldığından bahseder.  Al-Kindi, Theon ve Aristo iğne deliğinden geçen ışık huzmesinin etkilerini açıklarken, ilk açık tanımlamayı Ibn al-Haytham yapmış ve Camera Obscura ve iğne deliği kamerayı icat etmiştir. Ibn al-Haytham, Al-Kindi, Theon ve Aristo’dan farklı olarak kutunun içine yansıyan görüntünün iğne deliğinin arkasındaki görüntü olduğunu ifade etmiştir. Sonuçta, o birkaç ışık kaynağıyla yaptığı deneylerle dışarıdaki tüm objeleri içerideki perdeye yansıtmayı başaran ilk kişi olmuştur.

“İlk açık tanımlamayı Ibn al-Haytham yapmış ve Camera Obscura ve iğne deliği kamerayı icat etmiştir. “

Shen Kuo, eski Çin Monistlerinin M.Ö. 4. yüzyılda yaptıkları gibi iğne deliği kamerası ve yanan ayna ile deneyler yaptı. Shen optik görüntünün ters çevrilmesini bir kürekle ve bir tamburla karşılaştırdı. İbn el-Haytham’ın ölümünden kırk yıl sonra Camera Obscura’ya geometrik ve kantitatif özellikler ekleyen ilk kişi oldu.

“Shen Kuo Camera Obscura’ya geometrik ve kantitatif özellikler ekleyen ilk kişi oldu.”

Tarihte ilk kez Alman matematikçi ve astronom Johannes Kepler tarafından 1604 yılında kullanılan terim “Camera Obscura” fotoğraf ve kameranın icadına yol açan buluşlardan biridir. Latincede karanlık oda anlamına gelen Camera Obscura bir kutu ve onun bir yüzüne açılmış bir delikten oluşur. Delikten geçen ışık kutunun içerisindeki yüzeye düşer ve yansıttığı kaynağın perspektifini ve renklerini olduğu gibi ancak ters dönmüş (180 derece, baş aşağı) görüntüsünü oluşturur. Camera Obscura (karanlık kutu) ya da iğne deliği (İngilizce: Pinhole) fotoğraf tekniğini olarak tanımlanır.

Camera Obscura” terimini ilk defa 1604’de
Johannes Kepler kullanmıştır.

İngiliz filozof ve Fransisken rahibi Roger Bacon ve ayrıca Athanasius Kircher  “Ars Magna Lucis ve Umbrae” adlı kitabında üç katmanlı bir Camera Obscura şekillendirmiştir.

Polonyalı keşiş, ilahiyatçı, fizikçi, matematikçi Erazmus Ciołek Witelo ve İngiliz başpiskopos ve bilim adamı John Peckham (yaklaşık 1230 – 1292)’da Camera Obscura üzerinde çalışmalar yapmıştı. 13. yüzyılın sonunda, Arnaldus de Villa Nova ise  “Camera Obscura’yı eğlence için canlı performansları yansıtmak için kullanmış ve bu sayede itibar kazanmıştı.

Fransız gökbilimci Guillaume de Saint-Cloud 1292 yılında “Almanach Planetarum” adlı çalışmasında dünyanın yörüngesinin güneşe en uzak ve en yakın noktalarının Camera obscura ile tespit edebileceğini belirtmişti.  

Fransız Yahudi filozofu, matematikçi, fizikçi ve astronom Levi ben Gershon (1288-1344) Camera Obscura kullanarak astronomik gözlemler yaptı ve güneşin dış merkezliliğini belirledi.

En küçük nesneyle bile hiçbir görüntü ters çevrilmeden göze girmiyor

Camera Obscura İtalyan bilge Leonardo da Vinci’nin (1452–1519) çalıştığı en ilginç optik icatlardan biriydi. Camera Obscura ile insan gözünün arasındaki benzerliği fark etti. “En küçük nesneyle bile hiçbir görüntü ters çevrilmeden göze girmiyor” diye yazdı. Da Vinci farklı biçim ve boylarda delik ve çoklu deliklerle (1, 2, 3, 4, 8, 16, 24, 28 ve 32) deneyler yaptı.

Camera Obscura’nın bilinen en eski çizimi

Hollandalı matematikçi ve hekim Gemma Frisius’un 1545 tarihli “De Radio Astronomca et Geometrica” adlı kitabında Camera Obscura’nın bilinen en eski çizimini yayınlandı. Camera Obscura’yı 4 Ocak güneş tutulması üzerinde nasıl kullandığını anlattı ve resmetti.

1558’de İtalyan bilge Giambattista Della Porta, Camera Obscura’ya “obscurum cubiculum” adını vererek “Magia Naturalis” adlı kitabında tanımladı. Aynı ismi taşıyan ikinci kitabında (1589) Camera Obscura’ya “merceksi kristal ekledi. Giambattista 1585’de yazdığı kitabı “Diversarum Speculationum Mathematicarum” ‘da 45 derecelik bir ayna kullanarak görüntüyü tersine çevirmeyi önerdi. Bu daha sonraki Camera Obscuralarda ortak bir uygulama haline geldi.

Alman matematikçi, gökbilimci ve astrolog Johannes Kepler 1604 yılında yazdığı “Ad Vitellionem Paralipomena” kitabında ilk defa “camera obscura” terimini kullandı. Camera obscuranın çalışma ilkesini görüntülerin gözün retinasına ters çevrildiğini fark etti ve bunun bir şekilde beyin tarafından düzeltildiğini buldu.

1612 ile 1630 arası yıllarda Christoph Scheiner yeni teleskopik yansıtma sistemi üzerinde çalıştı. Güneş lekeleri üzerinde çalışmaya ve yeni teleskopik güneş yansıtma sistemleri kurmaya devam etti. Bunları “Heliotropii Telioscopici” olarak nitelendirdi. Scheiner görüntüleme ve yansıtma kalitesini arttırmak için helioskopun etrafına bir kutu inşa etti; bu, kutu tipi bir kameranın en eski bilinen sürümü olarak görülebilir. Scheiner ayrıca taşınabilir bir Camera obscura yaptı.

Belçikalı Cizvit matematikçi, fizikçi ve mimar François d’Aguilon, 1613 tarihli “Opticorum Libri Sex” adlı kitabında bazı şarlatanların, karanlık bir odada aldığı seyircileri, şeytan maskeli birinin görüntüsünü bir mercek aracılığıyla odaya yansıtarak korkuttuğunu ve paralarını aldığından bahsetti.

“1600’lerde şarlatanlar merceklerle zenginleştirilmiş Camera Obscura’yı insanları dolandırmak için kullanıyorlardı.”

1620’lerde Johannes Kepler, teleskoplu, taşınabilir bir kameradan oluşan bir çadır kullanıyordu. Hollandalı mucit Cornelis Drebbel’in yansıtılan görüntünün tersini düzelten bir kutu tipi camera obscura inşa ettiği düşünülmektedir. Fransız matematikçi, Minim rahibi ve anamorfik sanat ressamı Jean-François Nicéron, dışbükey merceklerle camera obscura hakkında yazılar yazdı. Camera Obscura’nın ressamlar için ve perspektif elde etmek için nasıl kullanılacağını anlattı. Anlaşılan o ki o dönemde şarlatanlar merceklerle zenginleştirilmiş camera obscurayı insanları dolandırmak için kullanıyorlardı. Çünkü Niceron’da bu şarlatanlardan şikâyet etmişti. Bu yazılar, La Perspective Curieuse du reverend (1652)’da yayınlanmıştır. Kaynak: archive.org

Şair Jean Loret’e göre camera obscura 1656’da Fransa’da şov amaçlı kullanılıyordu. Paris toplumuna baş aşağı saray görüntüleri, bale dansı görüntüleri izletiliyordu, tabii ki görüntüler sessizdi. Loret’in bu görüntülerin nasıl olduğunu anlamadığını ama çok etkilendiğini şu şiirinden anlıyoruz;

Kılıçlar şakırdıyordu havada,
Hafiften sönmüş lambalar
Gölgeler kadar solgun bedenler gördüm
Ama beni şaşırtan
Ayakları yukarıdaydı
Ve hepsi yürüyorlardı.
Dans ediyor, mücadele ediyor, dönüyor ve duruyorlar
(gecenin yıldızlarından çok da farklı değiller)
Çıtları çıkmıyordu
Nihayetinde bu Sihiri görerek
O kadar çok enerji aldım ki
Cidden birkaç kere denedim
İstavroz çıkarmayı
Başımın dertte olduğuna inanmış gibi
Ama nedenini bilmeksizin
Büyük bir şaşkınlıkla tutuldum
Madam de Choizy’e
Çok güzel bir ruha sahip olmakla tanınan,
Öylesine asil ve öylesine ruhani,
Bu görünüşü ile inancımın ötesinde
Benim kadar şaşırmıştı.
Burada verdiğim haberlerin
Yok bir önemi;
Ama anlattığım hikayedir,
Nadirdir karşılaşılması:
Bu sihir masumdur,
Biliyorum onun mükemmel güzelliğini
Ama sağduyusu ile acı veriyorsa da bana
Onun gizini öğrenemedim

Kaynak: Magiclantern.org.uk

Alman bilim adamı Gaspar Schott,  kolunun altında taşıyabileceği ve bir paltonun altına gizlenebildiği kadar küçük bir camera obscura cihazı hakkında bir haber aldı ve başka bir ahşap kutu parçasının içine yerleştirilmiş bir tahta kutu parçasını kaydırarak odaklanabilen kendi kayan kutu kamerasını oluşturdu.

The magic lantern

1659’da “sihirli fener”  bir yansıtım cihazı olarak gizlenmemiş ve kısmen kameranın yerini almıştır, Camera Obscura çoğunlukla çizim yardımı olarak popüler olmuştur. Sihirli fener (kutu tipi) Camera Obscura cihazının bir gelişme olarak görülebilir.

Camera Obscura etkisini ziyaretçilerine gösteren antik ve modern yapılar

Günümüzde Camera Obscura etkisini ziyaretçilerine gösteren hem antik hem de modern yapılar bulunmaktadır. İşte bazıları;

– Virupaksha Tapınağı

Hindistan’ın güney batısındaki Karnataka’da bir tapınak. UNESCO dünya mirası listesinde olan Virupaksha tapınağının içinde bir duvarda tapınağın karşısındaki kulenin siluetini ters dönmüş olarak görebilirsiniz. Hala ibadete açık bölgeyi her yıl yarım milyondan fazla kişi ziyaret ediyor. (Kaynak: Karnataka.com )

– Edinburgh’s Camera Obscura   

Edinburgh’s Camera Obscura ve World of Illusions, Edinburgh Kalesi’ndeki meydanın alt ucundan sadece yüz metre kadar uzakta duran bir binada bulunuyor, ancak hak ettiğinden çok daha az bilinen bir şey olduğundan şüpheleniyoruz. İçeri girenler, aralarında bölgedeki herhangi biri tarafından “ziyaret edilmesi gereken” olarak kabul edilmelerini sağlayan bir dizi ilgi çekici mekan buluyorlar: ve kaleye yakın olduğu göz önüne alındığında, bölgede hiç kimse sıkıntısı yaşanmıyor. Kaynak: Undiscoveredscotland.co.uk

– Tavira Tower

Cadiz, gözetleme kuleleriyle dünya çapında bilinen İspanya’da bir şehirdir. Tavira Kulesi, şehir merkezinde ve aynı zamanda deniz seviyesinden 45 metre yükseklikte yer alan şehirdeki en yüksek nokta olması nedeniyle Cadiz’in resmi gözetleme kulesidir. Tavira Kulesi ve Teleskopu Amerika’dan gelen mallarla dolu gemileri görmek için kullanıldı. Kaynak: Torretavira.com

Devamı bir sonraki yazıda…

1966 yılında Düzce’de doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesinde sınıf öğretmenliği okudu sonrasında Anadolu Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldu. Halen ikinci üniversite kapsamında Felsefe bölümünde öğrenimine devam ediyor. Küçük ev aletleri sektöründe yönetici olarak çalışmaktadır.
Fotoğraf çekmeye üniversite döneminde okul masraflarını çıkarmak için başladı. Amatör olarak devam eden fotoğraf tutkusuna dijitalin yanı sıra halen dia film ile de fotoğraf çekerek devam ediyor. Bireysel olarak Anadolu’daki antik kentlerin ve tarihi bölgelerin fotoğrafını çekiyor. 2015 yılında üye olduğu İFSAK’ta eğitim biriminde ve çeşitli proje gruplarında görev almaktadır. Aynı zamanda 2017-2019 döneminde yönetim kurulunda Kütüphane ve Arşiv Birimi Koordinatörü olarak görev almıştır. 2019- 2021 döneminde yönetim kurulundaki görevine Yayın Birimi Koordinatörü olarak devam etmektedir.

Yorum Sayıları: 2

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Harem’in Yükü

Bu yazı Belgesel LAB üyelerinden İsmail VATANSEVER tarafından hazırlanmıştır. Harem Otogarı Harem