Fotoğrafça Anlatım-3

//

Uzun bir aradan sonra İFSAK Blog için tekrar klavye başına oturma imkânı buluyorum. Pandemi, karantina, sokağa çıkma yasağı, aşı, virüs derken hayatımıza bugüne kadar hiç dahil olmamış, belki de filmlerde görsek “yok artık bu kadar da değil!” diyeceğimiz kavramlar, durumlarla iç içe yaşıyoruz. Bu süreç içerisinde farklı mecralar üzerinden (web sitesi, blog, Youtube kanalı vb.) bizler de makaleler, canlı yayınlar, videolar ile fotoğraf üzerinden tecrübelerimizi paylaşmaya devam ediyoruz. İFSAK Blog’un başarılı çalışmalarına devam etmesi, beni de Fotoğrafça Anlatım başlığında yazmaya başladığım konuları tekrar işlemeye itti. Dolayısıyla kaldığımız noktadan fotoğrafları incelemeye devam edelim istiyorum.

Nerde kalmıştık?

Kathmandu, Pashupathinath Tapınağı’ndaki ölü yakma törenindeki bir fotoğrafımı teknik, biçim, içerik, anlatım ve duygu başlıklarında didikledikten sonra sözü, Roland Barthes’e de bir selam göndererek, studium ve punctum kavramlarıyla bağlamıştık. Bu yazıya da bu kavramları konuşarak başlayalım istiyorum. Roland Barthes için her şey gösterge dizgeleri olarak okunabilecek bir görünüm alır. Günlük hayattaki rastgele öğelerden yüksek sanat yapıtlarına her şey bir gösterge olarak analiz edilebilir ve edilmelidir. Hepimizin okuduğunu tahmin ettiğim Camera Lucida isimli kitabında da fotoğrafları göstergebilim ile analiz ederken Barthes bize iki önemli kavramı sunuyor; studium ve punctum.

STUDIUM, fotoğrafçı tarafından kadrajda yer verilen ögelerle oluşturulur. Fotoğrafta ideolojik, kültürel, tarihsel, etik, estetik ve teknik olarak gösterilen her şey studium olarak adlandırılır. “Ortalama” beğenme ya da beğenmeme durumunu oluşturan şey studiumdur. Ve anlamı neredeyse herkes için aynıdır. Fotoğrafta gösterdiğiniz masa herkes için masa anlamını taşır. Bunu görsel bir örnekle açıklamaya çalışayım.

Soldaki fotoğrafta gördüğümüz karanlık bir arka plan içinde yer alan yaşlı adam hepimiz için yaşlı bir adamdır. Önündeki kitap hepimiz için kitaptır. Bu noktada bir yere daha temas etmemiz gerekiyor; fotoğraf izleyicinin önceki bilgilerine dayanır. İzleyici gördüğü konuyla ilgili bilgilere sahipse fotoğrafı daha farklı anlamlandırabilir. Dolayısıyla birçoğumuz için adamın önündeki kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Sözün özü bu fotoğraf neredeyse hepimiz için “Kur’an okuyan yaşlı adam” fotoğrafıdır. Bu fotoğrafı beğenmemek ya da beğenmemek bu ögelerin etkili, güçlü kullanılıp kullanılmaması ve izleyiciyi etkilemesiyle ilgilidir.

Roland Barthes bu noktada diyor ki, izleyicinin fotoğrafla ilişki kurmasını, içselleştirmesini sağlayan şey ise studium değil PUNCTUM’dur. Fotoğrafa bakan kişinin ilk dikkatini çeken, onu delip geçen ve o an içselleştirilen anlamdır. Barthes, punctumdan fotoğrafın içinden çıkıp size mızrak gibi saplanan, delip geçen diye bahseder. Dolayısıyla fotoğrafın içindeki bir öge olabileceği gibi oradan yola çıkarak ulaşılan kişisel bir anlamdır. Bu nedenle punctum, studium’un aksine fotoğrafçının elinde olan bir şey değildir. Punctum izleyiciye göre değişebilir, izleyici için zaman içerisinde değişebilir. Bir önceki fotoğrafı tekrar düşünecek olursak, bu fotoğrafa bakan bir kişi “Aa benim dedemde de bu bereden vardı” dediyse, o kişinin fotoğrafla kuracağı bağ diğer herkesten farklı olacak ve punctum burada fotoğraftaki bere olacaktır.

Bir başkası kitap üzerinden, bambaşka biri karanlıkla ilgili bir şeyden yola çıkarak fotoğrafla bağ kurabilir, bu durumda da punctum o kişiler için başka anlamlara ulaşabilecektir. Fotoğrafçı ise bu fotoğrafı inanç konusunu anlatmak için çekmiş olabilir. Yani fotoğrafçıyla izleyici için punctum genelde aynı şey olmayabilir.

Bu noktaları da cebimize koyarak yazımıza devam edersek şu saptamayla yola çıkabiliriz. Biz fotoğrafçılar kadrajlarımızda studiumu kontrol edebiliyor, izleyiciyle punctumda buluşmak için çabalıyoruz. Bu nedenle de oluşturduğumuz kadrajların etkili olması, ilk yazıdan bugüne konuştuğumuz teknik, biçim, içerik ve anlatımın beceriyle başarıyla uygulanması büyük önem taşımaktadır.

Avanos’ta Çömlek Ustası Gökhan Özgül

Son beş yıldır fotoğraf gezileri için sık sık ziyaret etiğimiz Anavos’taki çömlek ustası Gökhan Özgül’ün atölyesinde yaptığımız çekim çalışmasını yukarıda da açıklamaya çalıştığım noktaları da dahil ederek incelemek isterim. Ancak bu incelemeye başlamadan önce hem Gökhan Ustaya bu çekimlerdeki desteği ve sabrı için, hem de sevgili Nuri Çorbacıoğlu’na bölgedeki çekimlerimizdeki şahane organizasyonları için teşekkür etmek isterim. Sonuçta her fotoğraf birçok faktörün doğru sıraya gelmesiyle ortaya çıkıyor. Bu iki dostumuzun da yaptığımız çekimlerde çok büyük katkısı var.

Fotoğrafik Ögelerin Kontrolü…

Avanos, ilçenin içinden geçen Türkiye’nin en uzun ırmağı olan Kızılırmak’ın eski yataklarından ve çevre dağlardan toplanan kum, toprak gibi hammaddelerin suyla karıştırılmasıyla elde edilen çamurun işlenmesiyle ortaya çıkan çanak çömlek ile ünlü olan bir belde. Dolayısıyla bölgeye yaptığımız fotoğraf gezilerinde bu konu yapacağımız çalışmalarda önemli bir yer tutuyor. Elbette Güray Müze ya da farklı satış yerlerinde üretilmiş eserleri fotoğraflamak da çalışılabilecek bir konu ancak yaşadığı çevreye bakarken sorular soran, gördüğünün arka planını merak eden her fotoğrafçı gibi bizler de bu çanak çömleğin üretim aşamasının sonucundan daha etkili olabileceğini düşünerek üretim atölyelerini ziyaret etmeyi daha doğru buluyoruz.

Gökhan Ustanın atölyesi de duvardaki resimler, çerçeveler, kapıya yakın olan tezgahıyla fotoğraf çalışması için uygun bir mekân. Ancak sadece konunun fotoğraf için uygun olması tek başına etkili fotoğraf için yeterli değildir. Sizce güçlü olan konuyu en doğru ışık koşulunda, başarılı bir teknikle, etkileyici bir kompozisyonda, size özgü bir anlatım yoluyla kaydettiğinizde “fotoğrafa” ulaşabilirsiniz. İlk fotoğrafta da görebileceğiniz gibi konuyla ilgisi olmayan ögeler izleyiciyi fotoğrafa girmekte engelleyecek, anlatımın güçlü kurulmasına mâni olabilecektir.

Bu nedenle Gökhan Ustanın atölyesinde de ikinci yazımda da anlatmaya çalıştığım gibi seri çekim tarzıyla, aynı konuyu farklı açılar, uzaklıklar, yükseklikler ve anlarda, fotoğraflayarak alternatif kadrajları kaydetmek ilk yapılması gereken çalışmadır.

Ancak bu fotoğraflarda da dikkat edeceğiniz gibi sonuç fotoğraflar bize yapılan işi, mekânı gösterir, biraz da anlatabilir. Ama bu fotoğrafların bizi etkilemesi, fotoğrafa “bir bakıp geçmek” yerine daha uzun ilişki kurmamızı sağlaması çok olası değildir. Bunun sebebi fotoğraftaki içerik, teknik ve biçimin kabaca studium’un doğru kurulmasının ancak ve ancak ortalama beğeni şansı vermesidir. Bu fotoğraflarda izleyici delip geçecek bir punctum’un olmaması, hatta studium’un da ortalama güçte olması anlatımın zayıflamasına, izleyici de duygunun oluşmamasına neden olmaktadır.

Gelin Fotoğrafça Konuşalım…

Daha etkili bir fotoğraf için ilk olarak tekniğimizi değiştirmeyi düşünebiliriz noktasından hareketle, bu fotoğrafta daha lokal bir ışık kullanmaya karar veriyorum. Bu amaçla kapının dışından bir ayna yardımıyla dışardaki günışığını içeriye yansıtmayı ve Gökhan Ustayla yaptığı iş üzerine daha etkileyici bir ışık düşürmeyi planlıyorum.

Ayna kontrol edebildiğimiz bir yüzey olduğu için farklı yönlerde hareket ettirerek ışığı nereye düşüreceğimizi de seçebiliyoruz. Böylece istersek sadece Gökhan Ustayı istersek çevreyi de aydınlatma şansımız oluyor.

Tekniğe hâkim olmak sadece doğru ışığı görmek, bulmak anlamını taşımıyor. O ışığı fotoğrafik olarak kullanmak anlamını taşıyor. Lokal aydınlatma olan koşullarda fotoğraf makinelerinde bulunan ışık ölçüm sistemlerinden nokta (spot) ışık ölçüm sistemini kullanmak en doğru pozlamayı bulma şansı verecektir. Merkez ağırlıklı ya da bölgesel ağırlıklı sistemi kullanmak ışığın konuyla ilgili olmayan alanlardaki etkisini de görmemize neden olacaktır.

Işıkla ilgili derdimizi çözdükten sonra en güçlü kompozisyonu bulmak için farklı planlarda çekim yapmayı yine unutmamak gerekiyor. Anlık haber fotoğrafları dışında neredeyse hiçbir konuyu tek bir karede çekmek mümkün değildir. Fotoğrafçı karşılaştığı konuyu etüt ederek çalışmalı, bir yandan kendisi konuyu anlarken bir yandan da anlatmayı hedeflemelidir.

Farklı planlarla çalışmayı hedeflediğimizde tek yapmamız gereken konuyu sağından solundan, üstünden altından, daha geniş ya da daha dar çekmek değildir. Dünyayı yatay olarak görmemiz yatay kadrajların daha çok tercih edilmesi sonucunu getirirken, zaman zaman konunun doğasına uygun kompozisyonlar için dikey kadrajlar da mutlaka fotoğraflanmalı ve zengin bir arşiv oluşturulmalıdır.

Bir anlatım dili oluşturmak adına fotoğrafçılar zaman zaman siyah beyaz tercihi de kullanabiliyorlar. Elbette siyah beyaz tercihi kimi zaman teknik bir nedenden kaynaklanabiliyor. Işığın iyi olmaması, renklerin ana konudan daha baskın olması gibi sebeplerden dolayı siyah beyaz görüntünün daha güçlü olmasını sağlayabiliyor. Ancak Çek filozof Vilém Flusser’in Bir Fotoğraf Felsefesine Doğru kitabında belirttiği gibi birçok fotoğrafçı, fotoğrafın gerçek anlamı olan kavramlar evrenini daha iyi ifşa ettikleri için siyah beyaz fotoğrafları renklilere tercih ederler. Dolayısıyla bu konuda da renkli fotoğraf yerine siyah beyaz görüntüler de tercih edilebilir.

Elbette dijital fotoğrafçılıkta siyah beyaz kullanımı ancak renkli ve RAW olarak çekilen görüntülerin kaliteli renkli fotoğraf olarak işlenmeleri ve daha sonra siyah beyaza dönüştürülmeleriyle daha başarılı sonuç veriyor. Bu da etkili anlatımı oluştururken tekniğe de hâkim olunmasının tekrar hatırlatılması olarak kabul edilebilir.

Farklı kadrajların renkli görüntülerinin de siyah beyaz dönüştürülmesi, lokal ışık (aydınlık) ve karanlık alanların daha başarılı vurgulanmasını sağlayacaktır. Low Key olarak da adlandırılan tekniğin kullanılması da sadece aydınlık alanların bir anlatım diline destek olmasını sağlayacaktır.

Bu yazıda anlatım dilini oluştururken tekniği ve biçimi nasıl kullanabileceğimize dair bir örnek üzerine açıklamalar yapmaya çalıştım. Bu noktaları da studium ve punctum kavramlarıyla desteklemeye gayret ettim. Bir sonraki yazımda da bu konuyu detaylandıracak örnek fotoğrafları paylaşacağım.

Sağlıklı günler dileklerimle…

Olympus Uluslararası Marka Elçisi. 30 yıldır profesyonel olarak fotoğrafla uğraşıyor. Fotoğraf ve yazıları birçok dergide yayınlandı. Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerinde sergiler açtı, gösteriler yaptı, söyleşi ve sunumlar düzenledi. Çeşitli yarışmalardan ödüller kazandı.

1995 yılından bugüne binlerce kişiye fotoğraf dersleri verdi. 50’yi aşkın kurum ve kuruluşta fotoğraf eğitmenliği ve danışmanlık yaptı. 20’den fazla ülkeye fotoğraf danışmanı olarak seyahatler düzenledi. 2000 yılı mayıs ayında FOTOTREK FOTOĞRAF MERKEZİ’ni kurdu.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri içerisinde Fotoğraf Geçidi: İstanbul 2010’un organizasyonunu yaptı. 7 Fotoğraf Albümü ve 4 Sergi Okuması kitabının da yayıncılığını gerçekleştirdi.

İnsan ve Portre, Etkili Fotoğraflar için Kompozisyon, Fotoğrafça Anlatım, Yol(cu)luk ve Yol(cu)luk-2 isimli beş kitabı, Eski Kıtanın Yollarında isimli bir fotoğraf albümü bulunmaktadır.

Yorum Sayıları: 2

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

İyi ki Doğdun İFSAK!

İFSAK kısaltmasındaki “A”, “amatörleri” kelimesinin A’sıdır. Günlük hayatta acemice yapılan işleri, çıkan

Portfolyo: Çizebilseydim

Fotoğrafa ilk başladığım yıllarda, bütün amatörler gibi kendimi, ‘mükemmel fotoğrafın’ peşinde koşarken

Post Belgesel Fotoğraf

Belgesel Fotoğrafın Değişen Sınırları Geleneksel belgesel fotoğrafın ardılı olan post belgesel fotoğraf,