Fransa-Almanya Arasına Sıkışmış Bir Rüya Rotası: Alsace-Colmar-Strasbourg

/

2019’un son ayında, Avrupa’nın (belki de Dünya’nın) üç ülke -İsviçre’nin Basel, Fransa’nın Mulhouse ve Almanya’nın Freiburg kentleri- tarafından ortaklaşa kullanılan tek uluslararası havalimanı olan EuroAirport Basel-Mulhouse-Freiburg’a inerek Alsace- Colmar-Strasbourg seyahatimize başladık. Dünyada çok az sayıda havaalanı iki ülke tarafından ortak kullanıma açık; üç ülke olarak bildiğim kadarıyla başka yok. Havaalanı topraklarının tümü Fransa’da ama üç ülkeden de giriş çıkış yapmak mümkün. 

Aralık ayını asıl seçme sebebimiz Noel pazarları olmasına rağmen; bölgenin ilginç tarihi, güzel doğası ve son derece güzel mimariye sahip, masal diyarını andıran rengarenk evlerle dolu kasabaları asıl çekim noktası oldu. Öte yandan üzüm bağları ve şarap rotasıyla da bu bölge farklı mevsimlerde de son derece yoğun bir turist akımına sahne olmakta.  

Havaalanından sonra rotamızın başlangıç noktası Noel pazarlarıyla ünlü Strasbourg oldu. Fransa’nın kuzeydoğusunda yer alan Alsace Bölgesi’nin başkenti olan Strasbourg, 300 bine yakın nüfusuyla Fransa’nın 7. büyük şehri olmasına rağmen, içinde barındırdığı Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi nedeniyle dünya politikasında sıkça ismi geçen bir şehir durumunda. Avrupa Parlamentosu nedeniyle Strasbourg aynı zamanda “Avrupa’nın başkenti” (Avrupa Birliği’nin Brüksel ve Lüksemburg’la birlikte üç başkentinden biri) ünvanını da taşıyor. Bunu Avrupa’nın neredeyse hiç bir bölgesinde rastlamadığımız ölçüde sıkı güvenlik önlemlerinden de hissedebiliyorsunuz. Öte yandan, Parlamento ve Konsey binalarıyla ile ilgisiz bir konumda olan şehrin turistik merkezine girerken çanta ve üst aramalarının ise Noel pazarları dönemlerinde, Avrupa’nın değişik şehirlerinde daha önce yaşanmış olan çeşitli saldırılarla ilgisi olduğu bilgisini aldık.  

Strasbourg, Ren Nehri kıyısında konumlanmış durumda. Bruche Nehri’ni Ren Nehri’ne bağlayan ve 1682 yılında meşhur askeri mühendis Vauban tarafından yapılan Bruche Kanalı da şehrin içerisinden geçiyor. 1939 yılından sonra yıkılan köprülerin ardından nehir taşımacılığına kapanmış da olsa, şehrin içerisinde yer alan gezi tekneleri kanalın içerisinde yer alan yükseltme havuzlarını kullanarak, akıntının ve eğimin tersine halen seyredebiliyorlar. Bu havuzlarda dolum ve boşaltımın nasıl yapıldığı gözlemlemek turistik bir ilgi noktası olmuş durumda. Ayrıca şehrin içerisinde yer alan ve mühendis Vauban’ın ismini bir baraj ya da su bendi, turistik açıdan bu güzel şehri yüksekten gözlemlemek imkanını verirken, fotoğrafçılar için de bir çekim noktası olmuş durumda.

Petit-France

Kanalları kullanarak Strasbourg’un içerisinde tekne ile gezmek oldukça keyifli, ama kanal kenarlarına kurulmuş ve Venedik’i andıran evleri kıyılarından yürüyerek keşfetmek ve cafelerde manzaraya karşı yorgunluk atmak da oldukça güzel. 

Şehrin katedral ve çevresi Noel pazarlarının kurulduğu, alışveriş caddelerinin olduğu bir noktada, özellikle turistlerin yoğunluğu bu bölgede akşam fazlalaşıyor. Ancak, bizim daha çok ilgimizi çeken bölge ise Petit-France (küçük Fransa) denilen ve kanalların muhteşem güzellikteki rengarenk evlerle bütünleştiği, köprülerin, yöresel yemeklerin sunulduğu restoranların, kanallarda gezen sessiz elektrikli retro görünümlü teknelerin olduğu bölge oldu. Bu bölgede de Noel pazarları merkezde olduğu ölçüde olmasa da kuruluyor, akşamları daha erken saatte kapansalar da. 

Alsace Bölgesi’nde Alman-Fransız Kültürü içiçe 

Strasbourg (Strasburg)’un başkenti olduğu ve Colmar’ın da içinde yer aldığı Alsace Bölgesi, Fransa sınırlarına dahil olmasına rağmen Alman kültüründen de ismi başta olmak üzere birçok iz taşıyor. Stras, Almanca’da Strasse (cadde, yol sokak) ve Burg (kale, hisar) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Bölgedeki diğer kasaba ve köylerin isimlerinde de Almanca’dan esintilere rastlıyoruz. Obernai, Kayserberg ve Eugisheim gibi sonunda Heim (ev) eki taşıyan çok sayıda köy bulunuyor.

1681 yılında Almanlardan Fransızlara geçen Strasbourg, 19. yüzyılın ikinci yarısında yeniden Alman İmparatorluğu’na dahil edilse de, I. Dünya Savaşı’nın ardından yeniden Fransa’ya katılmış. Öte yandan Strasbourg, 1988 yılında UNESCO tarafından bir şehir olarak dünya mirası listesine katılan ilk şehir olma ünvanına sahip. Strasbourg tarihine göz atıldığında; Fransa millî marşı La Marseillaise’in 1792’de Rouget de Lisle tarafından burada bestelenmesi, Gutenberg’in matbaayı icat etmesi ve Alman yazar Goethe’nin de hayatının bir kısmını burada geçirmesi gibi hem Fransa, hem Almanya için tarihi olaylarla oldukça önemli bir konumda olduğu hemen ortaya çıkıyor.

Yemeklere bakıldığında, Alman yemeklerine benzerliği kadar menülerde çift isimli yer almaları da bölgenin karakteristiğine oldukça uygun. Örneğin, en bilinen Choucroute isimli rendelenmiş lahana turşusunun pişirilmiş hali, Almanların Sauerkraut’unun neredeyse aynısı. Sosisle, etle ve hatta balıkla servis ediliyor. Açık söyleme gerekirse öyle ahım şahım bir şey bulamadık. Baeckeoffe adı verilen yiyecek ise patates, soğan ve domuz-sığır-kuzu etlerinin bir tür güveç içerisinde pişirilmiş hali, nispeten damak tadımıza uygun. Spaetzle adı verdikleri noodle benzeri yemek; Bretzel dedikleri Alman simidi ve Münster peynirleri de diğer aklıma gelen yiyecekler. Diğer yandan, bölgede asıl ilgi çeken ise şarap. Bölge dünyaca ünlü şarap bağlarıyla ve 170 km uzunluğundaki Alsace Şarap Rotası ile her yıl milyonlarca turist çekiyor.  

Strasbourg ve Alsace bölgesinde tipik ev mimarisi 1400-1700 yılları arasında inşa edilmiş ve bozulmadan günümüze kadar gelen yarı kereste evler. Rengarenk evlerin yanı sıra, restoranlar ve dükkanlarda da bina estetiğine uygun levhalar dökümden özel tasarlanmış ve dokuya katkıda bulunuyor. Dolaşırken nereye bakacağınızı şaşırdığınız muhteşem evlerin ve binaların pencereleri, biz gittiğimizde inanılmaz güzellikte ve özgünlükte Noel süsleri ile doluydu. Noel pazarlarında Çin’den ithal edilen standart ve ucuz mallar değil; çoğunlukla el işi ve özgün sanat eserleri ya da daha seri üretilse bile kalitesiyle dikkat çeken ürünler, peynir, şarap ve diğer gıda ürünleri buluyorsunuz. 

Colmar: Rüya kasaba 

Bölgede ikinci büyük kent ise Colmar, özellikle son yıllarda sosyal medya sayesinde meşhur olmuş durumda. Yaklaşık 70 bin nüfusa sahip Colmar, Alsace bölgesi mimari özelliklerini tümüyle bünyesinde barındıran evler ve kanallarıyla büyüleyici. Kent, 1100 yıl önce kurulmuş ve Fransa – Almanya arasında gidip gelmesinin etkilerini bünyesinde barındırıyor. Diğer köylerle kıyaslandığında oldukça büyük bir kasaba ve içerisinde modern mimariyi de barındırıyor. Bu nedenle konaklamada daha uygun fiyatlar bulmak mümkün. 

Fransa’nın tescilli en güzel köyü: Eguisheim

Eguisheim, 2013 yılında bu ünvanı almış. Küçük ama bir o kadar da şirin olan köy, Colmar’a 78 km uzaklıkta. Köyün sokaklarında gezmek çok keyifli; kaybolabilirsiniz demek de mümkün. Çünkü tüm sokaklar dairesel şekilde birbiriyle bağlı, en sonunda başladığınız yere geri dönebilirsiniz. En ünlü kısmı ise köyün iki sokağını birbirinden ayıran minicik şirin ev “Le Pigeonnier” ismiyle biliniyor. 

Ribeauville, Riquewihr, Kaysersberg, Obernai ve Mulhouse bölgedeki ziyarete değer diğer köyler. Birbirine oldukça yakınlar, mimariler benzese de köy-kasaba planları birbirinden farklılaşıyor. Her biri görmeye ve fooğraflanmaya değer mekanlar. 

Ulaşım 

Biz uçakla gidip, havaalanından bir VW Transporter araç kiraladık. Araç 9 kişiyi ve eşyalarını rahatlıkla alabilecek büyüklükte olmasına rağmen manevra kabiliyeti ve büyüklüğü otomobilden biraz hallice. Yalnız şu uyarıyı yapmakta fayda var; köylerin çoğunda, belki Noel dönemini etkisiyle, ciddi park problemi oluyor, bazılarının oldukça dışında ancak yer bulabiliyorsunuz. Bunları hesaba katmakta fayda var. Toplu taşıma, çoklu mekan görülecek bir gezi için çok uygun değil diye düşünüyorum ama alternatifler denenebilir.  

1965 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümünde, yüksek lisansını ise İstanbul Üniversitesi Para/Banka Bölümünde tamamlamıştır. 1989 yılında başlayan Yatırım Bankacılığı kariyerini Araştırma ve Portföy Yönetimi alanında sürdürdü. Ekonomi televizyonu CNBC-e’nin kurucularından olup, halen bağımsız finansal danışmanlık yapmaktadır. 2018 Haziran ayında Fenerbahçe Spor Kulübü Denetim Kurulu asil üyesi olarak seçilmiştir.

İlk SLR’ını 1988 yılında aldı ve üniversite yıllarından bu yana süren fotoğrafçılık hobisine, 2002 yılında aldığı Fototrek’te aldığı temel eğitimle devam etti. 2015 yılında İFSAK üyesi olmasının ardından seminerler biriminde danışman yardımcısı olarak görev aldı ve birçok atölye ve seminerde katılımcı ve danışman yardımcısı olarak bulundu.

Türkiye’nin Deniz Fenerleri adlı 3 yıl sürdürdüğü projesini denizfenerleri.com adlı web sitesinde yayınlamıştır. Fotoğrafları Atlas Dergisi'nde yayınlanmaktadır. Uzun pozlama ve yıldız fotoğrafçılığı özel ilgi alanı, ayrıca doğa, manzara ve seyahat fotoğrafçılığına ilgi duyuyor.

İFSAK Blog yazarı ve İFSAK Yönetim Kurulu üyesidir.

2019 yılında Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü’nden mezun oldu, halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Fotoğrafçılık okuyor.

Yorum Sayıları: 5

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Gezi Kültürü

Karavan ile Dolomitler

Corona günlerinde evde kalmaktan en çok ‘daralanlar’ arasında gezginler ve fotoğrafçılar geliyor.

İnanılmaz Hindistan

Kendini dünyaya tanıtmak için “Incredible India” sloganını kullanmasını doğrusu yadırgamıştım broşürleri ilk gördüğüm

Bir Huzur Ülkesi

7 saatlik bir uçuş sonrası varacağım soğuğun ve sessizliğin hükümran olduğu Kutup