Gez Göz Arpacık

Gezi Fotoğrafçılığı Üzerine Notlar

Fotoğrafçılık klişeleri arasında akla ilk gelen klişe, heralde “görüntü avcılığı”dır. Bu klişe özellikle gezi fotoğrafçılığı alanında çok kullanılır.

Teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde, görüntünün avlanarak elde edildiğine inanmayanlardanım. Ama bir gezi sonrası, fotoğrafçıların birer avcı kimliğine bürünüp en büyük avlarını anlattıkları tartışmalara bir çok kez şahit oldum. Bu avcılar, fotoğraf ormanında dolaşırken avlarını nasıl kıstırdıklarını ve tele objektifleri ile onları nasıl alt ettiklerini büyük bir keyif ve abartıyla anlatırlar.

Oysa görüntüler, dört boyutlu yaşamı iki boyutlu bir düzleme indirgeyen yüzeylerden ibarettir. Bunlar, anlatılmaya çalışılan bir şeyin tasvir edilebilmesini sağlarlar. Bu özelliğinden dolayı görüntü, çağlar boyunca gezmek fiili ile birlikte anılmıştır. Özellikle kent toplumlarının ortaya çıkışı ile birlikte, farklı uluslar ve coğrafyalar arasında gezen yazarların yanlarında ressamların da bulunması tesadüf değildir. Gezilen, keşfedilen yerler ressamlar tarafından görüntüye çevrilir ve böylece yazının çaresiz kaldığı anlarda görüntü imdada yetişir.

19. yüzyıla gelindiğinde oyuna yeni bir oyuncu girer. Daguerrotype isimli bu oyuncu kuralları yeniden yazmaya başlar. Ancak ufak bir sorun vardır. Teknik olanaklar ve düşük hızlı kimyasallar uzun süreli pozlamaları gerektirmektedir. Bu yüzden genellikle,  hareketli nesneler ve sokaklardaki insanlar o dönemde Daguerrotype kullanıcılarının konusu olmazlar. Bu durumun doğal sonucu gezginlerden gelen gezi fotoğrafları çoğunlukla büyük yapılar, ibadethaneler ve manzara fotoğraflarıdır. 

Avrupa’dan çıkıp yola koyulan gezginler en çok merak edilen Doğu’ya doğru yönelmişlerdir. Kutsal topraklar, Mısır, Kuzey Afrika daha uzaklarda Hindistan en fazla gidilen ve fotoğraf üretilen coğrafyalardır. Bunun sonucunda Avrupa’daki oryantalizm şekillenmiş ve Doğu’yu anlatan fotoğraflara talep oluşmuştur. Başka bir deyişle, Avrupalı’nın Doğu tasvirini o dönemin gezi fotoğrafçıları şekillendirmiş, onların fotoğraflarıyla Doğu hayal edilmeye başlanmıştır. Arz talebi doğurmuş ve talep bir şekilde arzı şekillendirmiştir.

İlk gezi fotoğrafçılarının tavırları gizemli, büyülü, kutsal kitaplardaki gibi bir Doğu yaratmış, bu da talep görmüştür.

Teknolojinin ve kimyanın gelişmesi ile birlikte pozlama süreleri kısalır. Makineler daha küçük boyutlu hale gelirler. Böylelikle gezi fotoğrafçıları sokaktaki insanlara da yönelme şansı bulurlar. Artık konu sadece mekan değil bu mekan ile birlikte mekanın kıyısındaki insandır. Bunun etkileri Amerika Birleşik Devletleri’nde daha net olmuştur. Gezgin olarak kabul edilen L.W. Hine Amerikayı baştan başa dolaşarak çocuk çalışanları fotoğraflar. Yine FSA (Farm Security Administration) tarafından desteklenen bir proje ile Dorothea Lange ve Walker Evans bütün ülkeyi gezerek büyük çöküşün izlerini kayıt altına aldılar. Paul Strand birçok ülkeyi gezerek sıradan insanları konu edinen pek çok fotoğraf çeker. Eugene Smith, Ernst Haas, Werner Bischoff ve Henry Cartier-Bresson gibi daha bir çok fotoğrafçı Dünya’yı dolaşarak gezi fotoğrafçılığında son derece nitelikli, sorumluluğu olan ve farklı işler ürettiler.

Gezi fotoğrafları giderek resimsel, romantik ve egzotik olmaktan çıkıp gerçekçi bir yapıya dönüşür. Bu akımın en büyük destekçisi hiç şüphesiz İngiliz fotoğrafçı ve yazar Peter Henry Emerson‘dur. Fotoğraf camiasında sürünün kara koyunu olarak kabul edilen Emerson, hayatı boyunca İngiliz Fotoğrafçılık Kuruluşu‘na karşı savaş verir. Sanat Öğrencileri İçin Doğal Fotoğraf (Naturalistic Photography for Students of the Art) kitabı o dönem ‘Çay partisine atılmış bomba’ olarak nitelendirilir. Emerson kitabında kurgusal fotoğrafı şiddetle red eder, rötuşsuz bir kerede çekilen fotoğrafların gerçek fotoğraf olduğunu savunur. Birçok gezi fotoğrafçısı Emerson‘un savunduğu fotoğraf yönünde tavır alarak çalışmalarını yaparlar.

Gezi fotoğrafçılarının giderek insanlara yönelmesi ve bir gezi fotoğrafı tavrı belirlemesi beraberinde pek çok gezi dergisinin de ortaya çıkmasına neden olur. İnsanlar gezi fotoğrafçıları ile Dünya’yı ve diğer insanları görmeye belki biraz tanımaya başlarlar. Turizmin bu kadar yaygın olmadığı dönemde önemli bir işlevi olan bu dergiler zamanla turizmin de aracı haline gelirler. 

Fotoğrafçılar Gezgin Olunca:

Tarihteki en eski gezi kitabı olarak kabul edilen ‘Hellados Periegesis’ Yunan coğrafyacı Pausanias tarafından yazılalı ikibin yıl geçti. Daguerrotype ile tanışalı ise ikiyüz yıl olmadı ama turist ile seyyah arasındaki farkı konuşmayı çoktan bıraktık.

Hepimizin elinde boy boy fotoğraf makinesi Dünya’yı dolaşıyoruz. Turizm hiç olmadığı kadar uzak coğrafyalara ulaşımı kolaylaştırdı. Birkaç günlük seyahatlerden portfolyolar, gösteriler hazırlar hale geldi fotoğrafçılar. Her yıl onlarca ‘at üzerinden sıcak suya takla atarak atlayan genç’ fotoğrafı görüyoruz. Veya donmuş göl yüzeyinden üç karış yükseklikte uçan balık fotoğrafı.

Gezerken, gezdiği coğrafyanın perişanlığı ile uğraşmadan, o coğrafyanın güzelliklerini en estetik biçimi ile fotoğraflayan ve bunları hızlıca Instagram hesabında paylaşan gezi fotoğrafçıları sayıca fazla. Öte yandan Fotoğrafçıların anlatması gereken insan hikayeleri Daguerrotype‘ın icat edildiği dönemdekinden az değil ve giderek artıyor. Görüntü avcılığı tanımlaması ile basite indirgenen görüntü kapkaççılığı fotoğrafçılar arasında hızla yayılırken, dokunulmayı bekleyen onlarca konu ve insan bulunuyor.

Bizim gibi az gelişmiş ve yoksul ülkelerde fotoğrafa bir hobi olarak harcanan para azımsanmayacak kadar fazladır. Bir de bunun üzerine geziler için harcanan para eklenince, fotoğrafçının o gezideki sorumluluğu basit bir hobinin üzerine çıkar. Ara Güler’in dediği gibi eğer fotoğrafçı, ‘fotoğrafın bir hayrının olmasına’ inanıyorsa önce kendi fotoğraf gezisi tanımını yapmalıdır. Muş’un Hasköy ilçesinde kaplıcada banyo yapan manda fotoğraflarını oluştururken, o mandaların sahiplerine de dokunmak ve hikayelerine ortak olmak artık bir sorumluluk haline gelmelidir.

Gezi fotoğrafçısının felsefesini hümanizme dayandırması ve planladığı gezilerde hiç değilse bu felsefeyi de düşünmesi, onu görüntü avcısı olmaktan çıkaracak, insanın değişmekte olan doğasına ışık tutacaktır. Tıpkı kendisinden önce bu yoldan yürüyen birçok fotoğrafçı gibi….

Kaynaklar:

  1. Bir Fotoğraf Felsefesine Doğru- Vilem Flusser
  2. Görme Kültürü- Çerkez Karadağ
  3. Gezi Fotoğrafı Tarihi- Volkan Dede (Geniş Açı)
  4. Wikipedia (P.H Emerson)
  5. Orientalisme Delacroix to Klee
  6. Fotoğraf Tarihi (Anadolu Üniversitesi Yayınları)

1966 yılında Balıkesir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Bursa’da üniversite eğitimini Ankara’da tamamladı. Yaklaşık 30 yıldır finans ve denetim konularında kurumsal iş hayatının içerisinde bulunuyor. Fotoğraf olan ilgisi, Bursa’da bir fotoğraf stüdyosunda çırak olarak çalışma ile başladı. Özellikle son on yıldır fotoğraf çalışmalarına hız verdi. Birçok eğitim ve atölye çalışmasında yer aldı. 2012 yılında Afrodisyas kazı çalışmalarının belgelendiği ‘Üç Objektiften Afrodisyas’ sergi ve kitabı, 2014 yılında Bolu Kıbrıscık kasabasının belgelendiği ‘Kıbrıscık’ sergisi, aynı yıl ‘Kistik Fibrozis ile Yaşamak’ adlı KF hastalığının bilinirliliğini arttırmaya yönelik sergi ve kitabını gerçekleştirdi. 2015 yılında sokak hayvanlarının konu alındığı ‘Bizim Sokağın Çocukları’ fotoğraf projesini yönetti. Çalıştığı kurumlarda, fotoğraf kulüplerinin kurulmasına ve bu kulüplerde fotoğraf üretimine ve paylaşımına çok sayıda katkı sağladı. Son dönemde çalışmalarının odağını fotoröportaj ve belgesel fotoğraf oluşturuyor. 2013 yılından beri fotoğraf ve fotoğrafçılık konusundaki tecrübelerini çeşitli söyleşilerde paylaşıyor. Fotoğrafına Göz Kulak Ol! kurucularından olup, evli ve bir kız babasıdır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*