Karavan’la İzlanda: Buz Yeşili

/

İzlanda ve Grönland hakkında dolaşan bir espri vardır,

İzlanda (buz ülkesi) yeşil, Grönland (yeşil ülke) ise buz.

Gerçekten de İzlanda‘nın sadece %11’i buzullarla kaplı iken Grönland‘ın ise %80’i buzla kaplıymış. İsimlerinin tersine, İzlanda‘nın Gulfstream sıcak su akıntısıyla Grönland‘a göre 6 derece daha sıcak ve ılımlı bir havası ve sonuç olarak yeşil bir görünümü var. Doğasıyla fotoğrafçılar için bir cennet olan adada, dünyanın jeolojik tarihinin bir özetini bir ‘timelapse’ benzeri görmek mümkün benzetmeleri yapılıyor. Toplamda aktif ve aktif olmayan 130 tane yanardağa sahip adada, neredeyse her 3 yılda bir volkanik aktivite oluyor. Bunlardan en ünlüsü ise 2010 yılında haftalarca Avrupa hava trafiğini bloke eden Eyjafjallajökull Volkanı.

Svartifoss adlı şelaleye doğru doğa yürüyüşü...

İzlanda’ya Lufthansa ile Frankfurt üzerinden aktarmalı gittik, İstanbul-Frankfurt uçuşu yaklaşık 3 saat 15 dakika, Frankfurt’tan Keflavik havaalanı (Reykjavik’e 50 km) ise yaklaşık 3,5 saat sürdü. Gece yarısı ulaştığımız Keflşavik Havaalanı yakınında bir otelde geceledikten sonra, araç kiralamak yerine, adayı dolaşmanın en keyifli yollarından birisi ve son derece yaygın olan karavan kiralamayı tercih ettik. Araç kiraları Avrupa’ya göre oldukça pahalı, keza otel fiyatları da, karavan ise orta karar bir çözüm. İki kişilik minik camperlardan, 6-8 kişinin kalabileceği motorhome’lara kadar bir sürü seçenek var. Biz üç fotoğrafçı arkadaş, hem kuzey ışıklarını görmek, hem de adanın en meşhur turistik bölgelerini fotoğraflayabilmek ve fotoğrafa daha fazla vakit ayırabilmek için otellerde kalmak yerine bir karavan tutmayı tercih ettik.

Siyah Kilise, Snæfellsjökull Yanardağı’nın da bulunduğu Snæfells Yarımadası’nda (Jules Verne’nin Arzın Merkezine Seyahat romanında bahsi geçen yarımada), Kuzey ışıklarını seyretmek için çok tercih ediliyor.

Kuzey ışıklarının görülmeye, ya da günlerin hızla kısalmaya başladığı Ekim ayına programımızı aylar öncesinden yaptık. Hem aysız gecelerden, hem gün ışığından da faydalanabileceğimiz, hem de nispeten soğukların daha az olduğu bir dönemdi. Tuttuğumuz karavan 4 kişilikti, içinde orta büyüklükte bir buzdolabı, 2 ocak, lavabo, LPG’li ısıtma ve sıcak su sistemi, temiz ve pis su depolarıyla, birkaç gün hiçbir yere uğramadan kalabilme imkanı sunmasına rağmen daha önce üçümüzün de karavan tecrübesi yoktu. Ancak kiralama şirketleri, oldukça güzel bir eğitim videosu ve uygulamalı şekilde nasıl kullanılacağını gösteriyorlar, bu nedenle çok fazla zorluk çekmedik.

Adı buz ülkesi anlamına gelse de İzlanda’nın sadece %11’i buzullarla kaplı.

İzlanda’nın en güneyinde ünlü bir mağara, Vík í Mýrdal Kasabası.

İzlanda’nın en popüler rotası Ring Road (Route 1) diye bilinen ve adanın çevresini dolaşan 1.332 km uzunluğundaki karayolu. Çoğu turistik bölge bu rota üzerinde yer almasına rağmen, rota dışında da olağanüstü güzellikte fiyordlar, şelaleler ve buzullar bulunuyor. Kışın, özellikle kuzey bölgesinde kar yağışı ve çok şiddetli rüzgarlar nedeniyle ulaşım zorlaşabiliyor, özellikle Ekim ayından sonra büyük boy karavanlar bu nedenle kiralanmıyor. Kiralanan orta boy karavanları kullananların ise yol üzerinde sürekli bulunan rüzgar ve hava sıcaklığını gösteren yol koşullarını ve canlı hava durumu sitelerini takipleri olmazsa olmaz bir şart. Örneğin bizim orta boy karavanımız yaklaşık 7,5 metre boyunda ve şiddetli rüzgar esnasında savrulma ve yol tutuşunda azalma yapabiliyor, bu nedenle ilk kiraladığımız gün yaklaşık 1 saati geçen bir mola vermek zorunda kaldık. Şiddetli rüzgarın zaman zaman karavanları devirdiği ve havada uçan nesnelerle araç camlarını kırdığı da kış aylarında sık sık rastlanan bir durummuş. 

Karavan’da yemek için gitmeden araştırdığımız ve İzlanda’nın nispeten ucuz bir market zincirinden kolay yapılabilen tür makarna, sosis, sandviç malzemeleri yanı sıra, havaalanından aldığımız içki ve çikolata ve İstanbul’dan getirdiğimiz kuruyemiş ve diğer atıştırmalıklarla dolaplarımızı doldurduk ve yola çıktık. Amacımız daha popüler olan güney kıyılarından başlamak ve adayı saat yönünün tersine dolaşmaktı. Reykjavik’e seyahatin son gününü ayırdık, eğer yol koşullarından ya da başka sebeplerle gecikme olursa pas geçebilmek için.

Snaefellsnes Yarımadası’nda küçük ama ünlü bir şelale (Kirkjufellsfoss). Arkada 463 metre yüksekliğe sahip, Kirkjufell Dağı.

İlk gün öğleden sonra başladığımız yolculuk şiddetli rüzgarda ve hatta kar yağışı altında oldukça moral bozucu idi, uğradığımız deniz fenerinde yağmur ve rüzgardan fotoğraf çekmekte bile zorlandık ve oldukça üşüdük. O hava kararırken vardığımız Seljalandfoss ise İzlanda’nın en çok fotoğraflanan şelalelerinden birisiydi. Gece kamping’de mi geceleyelim, nerede kalalım diye düşünürken, şelalenin hemen yanında yer alan otoparkta bir sürü camperla birlikte geceledik. İlk akşam yemeğini sıcacık karavanın içinde makarna, -arabanın içini kokutmasına rağmen- nefis dana pirzola ve şarap eşliğinde yedikten sonra şelalenin dibine kadar ıslanarak da olsa gittik ve açan havada milyonlarca yıldızın ve doğanın tadını çıkardık.

İrili ufaklı 10 bin dolayında şelaleye sahip, sulak bir ülke İzlanda

Sonraki iki gün inanılmaz güzel bir havada şelaleler, muhteşem kaya oluşumları, simsiyah kumsallar, buzullarıyla ünlü İzlanda’nın güney kıyılarını dolaşarak Vik ve Höfn kasabalarında yine karavanda geceledik. Vik’te muhteşem kuzey ışıklarıyla ilk kez tanıştık, öyle mutlu olduk ki, Höfn kasabasında nefis deniz mahsülleri pizzalar ve biralara Avrupa’nın en pahalı hesaplarını hem de artan kurla ödemek bile neşemizi bozamadı.

İzlanda’nın en büyük buzulu Vatnajökull’ün güneyinde bir şelale (Svartifoss). Volkanik sütunlar arasından dökülen 20 metrelik bir şelale.

4. gün ise rotamız kuzeye döndüğünde, farkında olmadan, navigasyon programımızın bizi yönlendirmesiyle karavan için yasak yollardan birine girdik. Kar yağışı, dar ve bozuk yol yüzünden epey endişelensek de, rotayı sorunsuz tamamlayarak Avrupa’nın en yüksek su debisine sahip Dettifoss Şelalesi‘ne ulaştık. Akşamında ise muhteşem kuzey ışıklarına bu kez adanın her tarafında bulunan doğal jeotermal (kaplıca) havuzlarından birinde yüzerken tanık olduk. Havuzdaki turistlerin çığlık sesleri arasında 2 derece soğukta 37-38 derece suda yüzmek inanılmaz bir duyguydu.

İzlanda’da aktif ve aktif olmayan 130 yanardağ bulunuyor

Kuzeyin başkenti diye tanımlanan Akureyri’den sonra, Jules Verne’nin ‘Dünyanın Merkezine Seyahat’ isimli fantastik romanından tanıdığımız Snaefells Yarımadası‘na vardık. Yarımadada yer alan Snæfellsjökull isimli yanardağ, kitapta yer alan yolculuğun başladığı yer olmasıyla ünlü. Jules Verne, o dönemde İzlanda’ya hiç gitmeden yaptığı araştırmalarla coğrafyayı son derece iyi tarif etmiş romanında. Gerçekten de, öylesine muhteşem fiyordlar, bazalt kayalar, volkanik oluşumlar ve sürekli görünüp kaybolan gökkuşaklarıyla, burası böyle bir fantastik seyahat için belki de dünyadaki en uygun noktalardan biri olmalı.

Nüfus yoğunluğu km2’ye 3,4 kişi

İzlanda’nın nüfusu 340 bin, yüzölçümü ise 103 bin km2. km2 başına 3,4 kişi düşüyor, Türkiye’de bu rakam yaklaşık 100. Ada öylesine ıssız ki onlarca km yol gidiyorsunuz, birkaç kulübe ya da çiftlik evi ancak görebiliyorsunuz, özellikle kuzey bölgelerde. Ağaç çok az, doğu kıyısında bir bölgede çukur olması sebebiyle az rüzgar aldığı için olmalı oldukça ağaçlı bir bölge dışında ağaç çok az. Karavanla konaklama için bir takım sınırlamalar var, her yerde kalamıyorsunuz ama yol kenarlarında yer alan bir çok otoparkta konaklamak mümkün, paralı otoparklarda tuvalet, kamping yerlerinde ise duş, temiz su ve elektrik imkanı mevcut. Karavanla seyahat edecekseniz yanınıza uyku tulumunu, su için termos ve/veya katlanır su bidonları almanızda fayda var, suya para kesinlikle vermeyin, musluktan akan sular içilebiliyor. Halka açık ve cüzi ücretlerle termal havuzlarda yüzebilir ve duş alabilirsiniz. Mutlaka ve mutlaka her mevsim için yanınıza termal kıyafetler ve içlikler, sağlam bere, şapka, iyi bir mont, ayakkabı ve yağmurluk almanızda fayda var. Karavan seyahatlerinden sonra kalan malzemeleri kiralama şirketlerinde bırakabiliyor, önceki müşterilerin kullanamadıklarını ücretsiz alabiliyorsunuz.

Not: Bu yazı ilk olarak Şubat 2019’da Atlas Dergisi’nde yayınlanmıştır.

1965 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümünde, yüksek lisansını ise İstanbul Üniversitesi Para/Banka Bölümünde tamamlamıştır. 1989 yılında başlayan Yatırım Bankacılığı kariyerini Araştırma ve Portföy Yönetimi alanında sürdürdü. Ekonomi televizyonu CNBC-e’nin kurucularından olup, halen bağımsız finansal danışmanlık yapmaktadır. 2018 Haziran ayında Fenerbahçe Spor Kulübü Denetim Kurulu asil üyesi olarak seçilmiştir.

İlk SLR’ını 1988 yılında aldı ve üniversite yıllarından bu yana süren fotoğrafçılık hobisine, 2002 yılında aldığı Fototrek’te aldığı temel eğitimle devam etti. 2015 yılında İFSAK üyesi olmasının ardından seminerler biriminde danışman yardımcısı olarak görev aldı ve birçok atölye ve seminerde katılımcı ve danışman yardımcısı olarak bulundu.

Türkiye’nin Deniz Fenerleri adlı 3 yıl sürdürdüğü projesini denizfenerleri.com adlı web sitesinde yayınlamıştır. Fotoğrafları Atlas Dergisi'nde yayınlanmaktadır. Uzun pozlama ve yıldız fotoğrafçılığı özel ilgi alanı, ayrıca doğa, manzara ve seyahat fotoğrafçılığına ilgi duyuyor.

İFSAK Blog yazarı ve İFSAK Yönetim Kurulu üyesidir.

2019 yılında Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü’nden mezun oldu, halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Fotoğrafçılık okuyor.

Yorum Sayıları: 2

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Gezi Kültürü

Bir Huzur Ülkesi

7 saatlik bir uçuş sonrası varacağım soğuğun ve sessizliğin hükümran olduğu Kutup