Fotoğraf: Tolga Büyükada

Olduğu Kadar…

//

Bu ayki yazıma başlamadan önce kulaklığımı taktım ve Spotify’dan Romen şarkıcı Maria Tanase’yi açtım. Parmaklarım klavyeye vururken müziğin ritmine eşlik etsin istedim. Zira yine nereden başlayacağımı bilemediğim bir yazı beni bekliyordu…

Kendisi hakkında o kadar çok yazı, röportaj, haber, belgesel ve kitaplar yapıldı ki, benim yazacaklarımın biraz daha öznel olmasını istedim.

Bugün sizlere eczacı, şair ve gerçek bir müzik tutkunu Melih Ziya Sezer’den söz edeceğim.

Melih Bey ile ilk kez 2015 yılının 15 Temmuz’unda tanıştım. Annemin ölüm yıldönümü olduğu için, benim için oldukça hüzünlü bir gündü. O gün ismini çokça duyduğum Yeni-Moda Eczanesi’ne uğradım. Kapıyı açar açmaz elektronik bir zil sesi geldiğimi haber verince Melih Bey bankonun arkasından ön tarafa gelerek beni karşıladı. Daha sonra çokça duyacağım bu zil sesi ve mekânda eksik olmayan klasik müzik ezgileri eczanenin alametifarikasıdır. ‘’Yeni-Moda’’ Eczanesi yüz senenin üzerindeki yaşıyla günümüze kadar değişmeden gelmiş bir mekân.  

Buradaki tarihi doku ve çocukluğumdan hatırladığım eczane kokusuyla insanı adeta büyülüyordu. Böyle bir mistik bir ortamda Melih Bey’le ilk defa yaptığım yarım saatlik sohbetimiz bana ilaç gibi gelmişti. Kendisinin şair kimliğiyle de aynı gün tanıştım. Eczanenin yan bankosunda sıralanan birçok kitabı görüp sorduğumda, yazar dostlarının kitaplarını sergilediğini öğrendim. Bunlardan bir tanesi de kendisinin 2013 yılında çıkardığı ‘’Bütün Şiirleri’’ kitabıydı. İFSAK Blog’daki yazılarımdan şiire merakımı bildiğinizden bu kitabı hemen aldığımı tahmin etmeniz zor olmayacaktır sanırım. Kitaptan bir şiir:

Büyükada’da Mavide Yürümek

Yaşadığını bilmek güzel dedim
Bir vapur yanaşıyordu
Sarılı beyazlı bacasıyla
Kül rengi bulutlar altındaydım
 
Yaşadığını bilmek
Güzel bir şey dedim
Duymasam da sesini
Yaşadığını bilmek senin
Ve her şey ile seni dokumak.
                       16/05/2006

Eczacı Melih Ziya

Bu tarihi eczane ilk olarak 1902 yılında Faik İskender Göksel tarafından Eczane-i Saadet ismiyle Kızıltoprak’ta kuruluyor. 1928 yılında tahdit kanunu dolayısıyla Moda’ya ‘’Eczane-i Faik İskender’’ olarak taşınır, daha sonra da ‘’Moda Eczanesi’’ olarak isimlendirir. Faik İskender 1935 yılında vefat ettikten sonra oğulları iki yıl daha çalıştırıp satmaya karar verirler. 1937 yılında ise Melih Bey’in babası Eczacı Halil Bey tarafından satın alınıp bugünkü adı ‘’Yeni-Moda Eczanesi’’ olur.

Burada eczanenin tarihçesi ile ilgili daha fazla bilgilendirme yapmak yerine Melih Bey’le son yıllarda yaptığımız sohbetlerde tuttuğum kayıtlar ile, eczacılık, müzik, edebiyat ve hayata dair konularda aklımda kalanlardan bahsedeceğim.

Fotoğraf: Tolga Büyükada

Yük ağır…

Sohbetlerimizin birinde- müziğe olan tutkusunu bildiğimden- şu soruyu soruyorum;

eğer eczacı olmasaydınız müzisyen olmak ister miydiniz?

Biraz durakladıktan sonra başlıyor anlatmaya:

Rahmetli babası Fransa’da konservatuar okumasını çok arzu ediyormuş fakat ortaokuldayken babasını kaybedince ailenin geçim derdi bir kâbus gibi üzerine çökmüş Melih Bey’in. Eczane ailenin tek geçim kaynağı olduğu için kapanmaması gerekiyor. Bu sebeple Melih Bey’in ortaokuldan itibaren hiç sınıfta kalmadan liseyi bitirmesi ve sonra da eczacılığı kazanması gerekiyormuş. Onuncu sınıfta ikmale kalan genç Melih, o yazı kâbus içinde geçirmiş. Sonrasında özel ders alıp sınıfı geçmeyi başarmış. O dönem çektiğim sıkıntıyı bir Allah bilir bir ben diyerek anlatıyor. Bu durumun hayatındaki iki zor dönemden biri olduğunu söylüyor. Diğeri, 1974 yılında Ecza Odası Eylem Koordinasyon Başkanı iken bir bildiriye attığı imza ile; ‘’Halkı isyana teşvik ve hükümetin manevi şahsına hakaretten’’ dokuz yıl hapsi isteniyor. Sonra Yargıtay’dan dönen dava 25 lira para cezası ile sonuçlanıyor. Bununla ilgili yine olsa imzalayacağını, en azından doğru bildiği düşünceden dolayı yargılandığı için teselli bulacağını söylüyor. Fakat diğer tarafta sınıfta kaldığım vakit aile çökecekti diyerek yaşadığı sıkıntıyı anlatıyor.

Müziğe olan tutkusu

Söylediğim gibi eczanede müzik sesi hiç eksik olmuyor. Ağırlık klasik müzik olsa da zaman zaman diğer müzik türlerini de duymanız mümkün. Ve çoğu zaman Melih Bey’i bu müziklerin ritmine elleri ve başı ile eşlik ederken görmeniz işten bile değil. Eczanenin alt katındaki depoda binin üzerinde plak, bir o kadar kitap, kaset ve CD bulunduğunu öğrendiğimde bu tutkunun boyutu netleşiyor.

Bir sohbetimde tekrar soruyorum ‘Eczacı olmasaydınız müzisyen olmak ister miydiniz?‘ diye.

İcracı olmak bir istidat meselesi, iyi bir icracı olamazdım ama belki iyi bir besteci olabilirdim,

diye cevaplıyor. Şimdi ise çok iyi bir müzik bilgisine sahip iyi bir dinleyici. Pandemi başlayana kadar her hafta Süreyya Operası‘nda düzenlenen konserlere gitmek önemli ritüellerinden biriymiş.

Spotify’dan bahsettiğimde denemeyi ihmal etmedi. Fotoğraf: Tolga Büyükada

Edebiyat ve şiir

Lise yıllarının ilk üç ayı Kabataş Lisesi‘nde geçmiş. Buradaki en büyük kazanımı edebiyat derslerine giren Behçet Necatigil olmuş. Sonra Taksim Lisesi’ne devam ediyor. Orada da edebiyat derslerine Zehir lakaplı Zahir Güvemli giriyormuş. Bununla ilgili şu anekdotu anlatıyor: Edebiyat dersinin ilk sınavından altı aldığını öğrenince çok üzülmüş. Zira o güne kadar edebiyattan dokuzun altında hiç not almazmış. İşin aslını arkadaşlarından öğrendikten sonra rahatlamış. Altı, Zehir’in en yüksek notuymuş meğer.

Edebiyat ve Türkçe aşığı olduğunu öğrendiğim Melih Bey’e, Şiire nasıl başladığını soruyorum. Dostu olan Özdemir Asaf’ın bir sözüyle başlıyor cümlelerine; ‘’Herkesin bir hikayesi var ama herkesin bir şiiri yok’’ deyip ekliyor; ‘’şair kelimesine en çok yakışan kişi Özdemir Asaf’tır’’ dedikten sonra Özdemir Asaf’la olan anılarını anlatmaya başlıyor.

İlk şiir kitabı

Melih Ziya Sezer daha ilkokul dönemlerinde bir şeyler karalamaya başladığını söylüyor. Basılı ilk şiiri 1949 yılında yazdığı ‘’Ay Işığında.’’ Bu şiir 1954 yılında daha 22 yaşındayken çıkardığı ’Üç Yeşil Zeytin’ adı kitabının da ilk şiiri.

Ay Işığında
 
Ay ışığında deniz kokuyor gece
Deniz
Ve
Çıplak dallar arasından düşen ay ışığı
Parça-bölük hatırladıklarım gibiydi
Deniz kokuyordu gece deniz
Ve
Dallar deniz kadar hürdü
Yapraksız
Rüzgâr dallar kadar hürdü
Düşünemediğim kadar
1949 

Üç Yeşil Zeytin’den sonra 1986 yılında ‘’Pepe’’, 2013 yılında ‘’Bütün Şiirleri” ve 2019 yılında da ‘’Geçip Giderken’’ isimli şiir kitapları yayınlanıyor

Kitapları , Fotoğraf: Tolga Büyükada

Pepe kitabında isminin kendinde saklı olduğunu söylediği Pepe için beş şiir yazıyor. Bir tanesi sanki haiku formatında yazılmış;

Pepe

Yalnızlığım
Sen gelince başlıyor
Gitme.
                       1985

Melih Bey’le yine güzel sohbetlerimizden birinde kendisine soruyorum, ‘yeni yazdığınız bir şiir var mı?‘ diye. Hemen eczanenin arka tarafına gidip şiirlerini yazdığı klasörü getiriyor ve okumaya başlıyor:

Son durak
ve melih ziya
 
başucunda bir kitap
ufalmış bir kalem
ve kağıtlar
 
ocak soğuğu içine işlemiş
bir çıplak oda
içini ısıtan
bir duraktan diğerine
gelip gitmiş sevgili hayalleri
 
son durak
sonsuz uyku halleri
                                   30 XI 2016

Dinlediğimde henüz beş günlük tap taze bir şiirdi. Okurken iyi ki cep telefonumla videoya kaydetmişim. Bu şiiri 2019 yılında çıkardığı son kitabı ‘Geçip Giderken’in en sevdiğim şiirlerinden biridir. Ne güzel bir hatıra oldu benim için. ‘Geçip Giderken’ kitabının bende ayrı bir yeri vardır. Ondan da bahsetmek isterim:

Yeni-Moda Eczanesi’nin vitrini, dostlarının ve sanat severlerin bıraktığı çeşitli sergi veya kitap tanıtım afişleri ile doludur her zaman. Ben de bunu bildiğimden, organizasyonunda yer aldığım İFSAK Kısa Film Festivalinin tanıtım afişini eczanenin vitrinine asmak için götürdüm. Eczaneye girdiğimde Melih Bey’in güzel sürpriziyle karşılaştım. Beni görünce eczanenin arka tarafına gidip elinde birçok ismin listelendiği bir kağıtla geri döndü. Ve sonra adımın bulunduğu satıra bir çarpı koyup yeni çıkardığı kitabı ‘Geçip Giderken’i imzalayıp hediye etti. İşte o an yaşadığım mutluluğu tarif edemem.

Melih Bey seksen sekiz yaşına rağmen hala üretmeye devam ediyor. Son kitabının ardından epey şiir yazmış hatta yeni kitabının hazırlıklarına da başlamış bile. Artık kendisini her ziyaret edişimde yeni şiiriniz var mı diye sormaya başladım. O da varsa seve seve okuyor. Böyle birkaç şiirini daha videoya kaydettim. En son 21 Ağustos’ta okuduğu şiirini kaydetmişim. Bu ve diğer şiirlerinin olduğu yeni kitabını sabırsızlıkla bekliyorum.

Festival afişinde eksik gördüğü İFSAK adresini yazarken, Fotoğraf: Tolga Büyükada

Büyükada tutkusu

Melih Bey’in bir diğer ritüeli de her pazar sabah erkenden Büyükada’ya gidip Aya Yorgi’ye kadar yürümesi. Giderken adadaki kedilerin tedavisi için yanında ilaç almayı da ihmal etmiyor. Aya Yorgi’ye çıktığında yanında götürdüğü şarap eşliğinde kendi ile baş başa kaldıktan sonra kalabalık olmadan geri dönüyormuş. Bir sefer beraber gitmeyi planlamıştık fakat araya pandemi girdiğinden gerçekleştiremedik maalesef. Bu kâbus günler geçtiğindeki en büyük arzum kendisine eşlik edip Aya Yorgi’ye beraber yürümek.

Olduğu kadar…

Melih Bey’e nasılsınız diye sorulunca cevabı hep aynı olur: ‘’Olduğu kadar…’’ 

Bu felsefe yüklü cevabın üzerine biraz durup düşünmeden edemiyor insan. Kabul edilebilir düzeyde iyiyim mi? Yoksa nasıl görüyorsan öyleyim mi? Ya da düşünmeye sevk eden onlarca soru. Bu kadar entelektüel birikime sahip birinden beklenecek düzeyde mütevazı bir cevap bence.

Yazımı geleneği bozmadan iki haiku ile sonlandırmak istiyorum. İlki Melih Bey’in “Giz” şiirinden çağrışım yaparak yazdığım aynı isimli haiku :

Giz

Bilmemelisin
Satır aralarında
Saklandığını

İkincisi kendisine olan düşüncelerimin yansıması Melih Ziya Sezer’e;

Bir çınar düşün
Bi’dolu rengarenk meyveli
Rüya değil gerçek

Şiir kitapları:

  1. Üç Yeşil Zeytin- Yenilik Basımevi- 1954
  2. Pepe- Kent Basımevi- 1986
  3. Bütün Şiirleri- Bizim Sanat Yayınları- 2013
  4. Geçip Giderken- Değişim 41 Yayınları- 2019

Notlar:

  1. Kapak fotoğrafında, kedisi Efe ile
  2. Romen şarkıcı Maria Tanase ile ilk defa Yeni-Moda Eczanesinde tanıştığımı tahmin etmişsinizdir.
  3. Bu yazı yayınlanmadan önce Melih Bey’le paylaştığımda; ‘’Olduğu kadar’’ sözünün asıl sahibinin, dostu Cahit Kayra olduğunu söylediğinde bu son notu da eklemeyi uygun buldum.

1973 yılında İzmit’te doğdu. Trakya Üniversitesi Ziraat Fakültesinden mezun oldu. Yaklaşık 20 yıldır ilaç sektöründe satış pazarlama bölümlerinde çalışmakta. Halen özel bir şirkette yönetici olarak görev yapmaktadır.

2010 yılında İFSAK’la tanıştı, 2012 yılında üye oldu. İFSAK bünyesinde birçok atölye ve projelerde bulundu. 2015-2017 yılları arasında İFSAK Yönetim Kurulu üyeliği ve Sinema Birim Sorumluluğunu üstlendi, Etkinlikler Birimine destek verdi. Halen İFSAK Yönetim Kurulunda, Kısa Film Yarışmaları Koordinatörü olarak görev yapmakta, ayrıca İFSAK BelgeseLAB (http://www.belgeselab.com/) bünyesinde öğrenmeye ve üretmeye devam etmektedir.

Yorum Sayıları: 6

  1. Çok yarım kaldığını hissettim.
    Yani o kadar etkileyici bir geçmiş ve o kadar samimi bir anlatım olmuş ki “ne çabuk bitti “ dedim.
    Gerçekten emeğine sağlık 🙏

    • Merhaba Nevin,
      Çok teşekkür ederim. Aslında daha o kadar çok şey var ki anlatacak ama kısa ve öz yazmak istedim. Biraz da öznel olsun istedim
      Sevgiler

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Edebiyat

Balkondaki Kadın

Fotoğraflar Nasıl Kaybolur? Doğan zil sesi ile uyandı. Başındaki saate baktı. Saat

Garip Bir Fotoğraf

Dört kişi parkta çektirmişiz,Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi …Anlaşılan sonbaharKimimiz paltolu,

Deniz Kızı

Biz silah sesi işitince kaçmayız, sese doğru koşarız. Yine öyle yaptık. Silah

Sulukule İstanbul’dur

                                                                          Artık olmayan Sulukule’nin anısına, Yuh olsun be! Ruhum hâlâ acı çekiyor be!

Çımacı ve 52 Hertz

İskelenin vapura açılan kapısını kapatmış, arkasına bakmadan gitmiş, halatı çözüyordu. ardında birini

Demiryolu Ağrısı

adam bir eliyle demiryolu köprüsünün korkuluğuna tutunmuş aşağı bakıyor. adam, benim çocukluk