Oltanın Beri Tarafı

/

İstanbul’un gözde ilçelerinden Kadıköy’de, Fenerbahçe Stadyumu ve Yoğurtçu Parkı komşuluğunda denize dökülen ve yılan hikâyesine dönmüş ıslah çalışmalarıyla kentsel dönüşüm keşmekeşi arasında varlığını sürdürmeye çalışan Kurbağalıdere aynı zamanda, tam da burada hayata tutunmuş üç olta balıkçısına yıllardır ev sahipliği yapıyor.

1950 İstanbul doğumlu İlhan Mehin ve Metin Anut ile 1952 Adapazarı doğumlu Kayahan Ünal’ın hikâyeleri derenin Marmara’ya döküldüğü ağızdaki barınakta birleşiyor.

İlhan, ayıkken konuşmayanlardan… İki dubleden sonra, ne Özel Şişli Koleji hikâyeleri, ne babasının müteahhitlik, ne lastik kaplamacılığı, ne gezip tozduğu yerler, ne de balıkçılık hikâyeleri bitmez, susmaz ki sıra başkasına gelsin. Bitmeyen bir iç hesaplaşması vardır ki sır gibi saklar. Hep bir gerekçesi vardır yanlış giden işlerde, hep bir nedeni. Hep bir umudu vardır, ihtimali az olsa da.

Metin, askerlik öncesi Bankalar Caddesi’nde çalışır, radyo fabrikalarına kablo götürürmüş. Yüzme bilmez ama askerde bahriyeliymiş. Hem de sıhhiyeci! Derede ona kabzımal Metin diyorlar. Kırk yıldır, olta balıkçılarından aldığı üç beş balığı, sarı lacivert arabasıyla sürekli müşterilerine satar, rakı parasını doğrultur. Umudu ertesi gün havanın durumuna ve kendisine balık getirecek balıkçılara bağlıdır.

Kayahan, üniversite zamanından arkadaşlarıyla çıkar balığa ama balık bahane… Kendilerini takarlar oltanın ucuna. Kartallı Kazım, Süleymaniyeli Şoför Ahmet geçer Nazım’ın dizeleriyle. Sarma sigaranın dumanından keyiflenir. Hayata kaçış mıdır, hayattan kaçış mı? Cevabını kendisi de bir türlü veremez. İki kere ikinin dört olmadığını bilir de hesapsız yaşamanın hesabını verebilir mi o da bilinmez.

Onların hikâyesi, ta işgal yıllarına uzanan direnişçi tarihinden, neoliberal politikalarla şekillenen geleceğine pupa yelken giden Kurbağalıdere’de oltaya takılan mütevazi kayıtlardır.

Nursen’den kamera arkası izlenimleri

Kayahan olmasaydı bu proje olmazdı. Onu geçtiğimiz 26 Nisan’da kaybettik. Benim ODTÜ yıllarımdan beri can arkadaşım, dostumdu. Bir küçük balıkçı teknesi alıp Kurbağalıdere’yi mekan tuttuğundan beri benim de uğrak yerim olmuştu dere. Herkesin sorununa koşan içtenliği, zeki çözümleriyle kısa sürede derenin en sevilen ve güven duyulan şahsiyeti oluvermişti. Fotoğraflarla hikayesini anlatmak istediğimi söylediğimde, beni hemen yakında bulunan, defalarca önünden geçip kimsenin yaşadığına ihtimal vermediğim o metruk barakaya götürdü. “Beni her zaman anlatırsın, ama bu baraka, içindekilerle birlikte bugün var yarın yok. Onların hikayesini anlat.” dedi. “Sen de olacaksın ama” diye şart koştum. Böyle başladık …

Metin ve İlhan çok dostane karşıladılar. İlhan’ın birkaç figüranlık deneyimi de olmuş daha önce. Arada Kayahan’ın olması hem onlar hem benim açımdan büyük güven unsuruydu. Barakadaki çekimlerin hemen hemen tümüne Kayahan ile birlikte gittim. Onun tarafından bilgilendirilmiş olmama rağmen sürekli şaşırttılar beni.

İlk ziyaretimde çok mahçup bir şekilde halının kirliliği için özür dilediler. Gözlerim halı aradı ama bulamadı. Üzerindeki toprak tabakası nedeniyle halı görünmez olmuştu. 

Kendi rakılarını yapmak için bir düzenek kurmuşlardı. Sık sık sadece rakı ve sigara parasını doğrultmak için çalıştıkları izlenimine kapılıyordum. 

İlhan’ın yatağının üstünden tavan akıtmaya başlayınca, plaj şemsiyesi türünden bir çözüm üretmişti. Onlara çok doğal gelen şeyler sürreal bir atmosfer yaratıyordu benim için. 

Çekim aralarında derenin kafeteryasında oturup dinleniyor, sohbet ediyorduk. Kalabalık bir balıkçı grubuyla sohbeti koyulaştırmışken İlhan beni göstererek şöyle dedi: “Bu kız var ya bu, hayatımda beni yatağa atmayı başaran tek insan oldu”. Hepsi susup yüzüme baktılar tepkimi görmek için. “Kanıtları burada” diyerek makineyi gösterdim. Gelen yüksek perdeden kahkahalar ve dostça bakışlar arasında “iyi ki Kayahan yanımdaydı” diye şükretmekten kendimi alamadım.

Tüm ziyaretlerim saygı ve karşılıklı anlayış çerçevesinde gerçekleşiyordu. Karakterlerimi iyi anlatabilmenin yolu onları iyi tanımaktan geçmekteydi. Bu nedenle sürekli sorular soruyor, kendilerini anlatmalarını sağlamaya çalışıyordum. Ama bir fotoğraf projesinin tüm bu ilgiyi gerektirip gerektirmediği konusunda İlhan ile Metin’in kafalarının karıştığını gördüğüm durumlar da oldu. Elimi çabuk tutma konusunda zorlayıcı bir faktördü bu. 

İlhan bir gün sevgilisine vermek için özel bir fotoğrafını çekmemi rica etti. Bildiğim kadarıyla sevgilisi yoktu. Memnuniyetle, dedim. Nerede çekmemi istersin?

Nerede olduğunun bir önemi olmadığını, kendisini en çok nasıl beğeniyorsam öyle çekmemi istedi. Bunu proje bitmeden bilemeyeceğim yolunda bir şeyler söyledim. 

Ertesi gün dereye gittiğimde saçlar, bıyık, sakal hepsi kazınmış dımdızlak bir kafa ile karşıladı beni. Projenin onunla ilgili kısmı böylece bitmiş oldu. 

Metin’in balık satışını fotoğraflayacağım gün, daha önce kararlaştırdığımız şekilde buluşmak için telefon ettim.  

Gelemem ben, erken geldi balıklar, satıyorum şu anda, kapatıyorum telefonu” dedi. Ama nasıl olduysa kapanmadı telefon. Metin konuşmaya devam ediyordu: “Kafayı fotoğraf ile bozmuş, bu da böyle bir deli; ben ne dertteyim, o ne dertte!” …

Kayahan’a anlattığımda, “küfretmediğine şükret, demek sevmiş seni” dedi. 

Çekimlerin en sevdiğim bölümleri tekneyle açık denize ya da boğaza çıktığımız zamanlardı. Vapurda olmakla alakası olmayan bir güzellikti küçük balıkçı teknesi YOSUN‘da olmak. Dalgalarla, martılarla iç içe, geçen dost teknelere selam ile, eski teyp’ten gelen taş plak şarkıları ile oltanın ucundaki kıpırdamayı beklemek, can dost ile konuşmaksızın gevezelik etmek…

Proje metinlerinde kendisini ve bu iki balıkçıyı anlatan kısımlar Kayahan’ın kaleminden. Ajans Tabloid ve Lens Culture’da yayınlandığı zaman çok sevindiler. Niyetim İFSAK’ta fotoğraf gösterisi yapıp onları da çağırmaktı. Kayahan’ın bu kadar çabuk aramızdan ayrılacağı aklımın ucundan geçmemişti. O olmayınca gösterinin de anlamı yok. 11 Temmuz doğum günü. Denize bırakır gibi dijital evrene bırakarak sunumu, var oluşunu, hepimizin hayatlarına dokunuşunu kutlayacağım.

*********

 

Nursen Bilgin Kadayıfçıoğlu hakkında;

Orta öğrenim: İstanbul Erenköy Kız Lisesi
Yüksek Öğrenim: ODTÜ Jeoloji Mühendisliği
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi

Meslek: İç Hastalıkları Uzmanı, OPET Petrolcülük Genel Merkez’de İşyeri Hekimiyim.

2009‘dan itibaren İFSAK üyesi ve İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu‘nun kurucu üyelerinden olup gruptaki çalışmaları aktif olarak sürdürmekteyim.

Yurt içi ve yurt dışında yayınlanmış projelerim:
Aramak (AJANS TABLOİD 2016)
Oltanın Beri Tarafı (AJANS TABLOİD 2017)
Winter Life in Istanbul Streets (LENS CULTURE GALLERY 2017)
This Side of the Fishing Rod (LENS CULTURE GALLERY 2017)
Kişisel Fotoğraf Gösterisi: Doğu’dan ve Batı’dan Kadın Hikayeleri (İFSAK) Portfolyo (İFSAK Blog)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Foto Röportaj

Harem’in Yükü

Bu yazı Belgesel LAB üyelerinden İsmail VATANSEVER tarafından hazırlanmıştır. Harem Otogarı Harem