Sinematografinin Anlamı

Kökene inecek olursak yunanca kine (hareket) ve graphos ( yazı) kelimelerinden oluşan sinematografi, en amiyane tabiri ile bir görüntü yönetimidir. Hareketle yazı yazmak, hareketle çizmek anlamına gelir ve sinemanın sanat sayılmasının en önemli unsurlarındandır diyebiliriz.

Bir şiirin akıcılığı, bir romanın üslubundan bahsetmemiz gibi bir sinemanın da sanat adına ne kadar belagatli, ağdalı, süslü olduğunu biz sinematografisi ile ifade ederiz. Aslında sinematografi bir dil, bir söylemdir. Sanatçının başkalarından farklı şekilde gördüğü malzemeyi, kendi bakış açısıyla yoğurup şekillendirerek ortaya koymasıdır. Türk sinemasında ise genelde az örneği görülür. İzafi bir görüşle diyebiliriz ki 1950’lerin Türk sineması, sonraki dönemlerine kıyasla sinematografik anlamda çok daha ileridedir. Günümüzde ise bazı önemli Türk yönetmenleri ile tekrar sinematografi unsuru önem kazanır hale gelmiştir. Dünya sinemasında ise ağırlığını günbegün koruyan ve artarak devam eden bir konumdadır.

Roundhay Garden Scene – 1888

Meselenin teknik anlamına bir göz atacak olursak, sinematografi ışıklandırma ve kamera tercihleri yapma disiplinidir. Birçok açıdan da fotoğraf sanatıyla da yakın ilişkisi vardır. Eskiye inecek olursak; ışığa duyarlı maddeler üzerinden görüntü kaydetme 1800’lerin başından beri uygulanıyor olsa da, nispeten daha yeni sayılan “hareketli resim” sanatı farklı fotoğraflama teknikleri ile beraber yeni bir estetik anlayışı da gerektiriyordu. İşte bu estetik arayışın kuşağında sinematografi kavramı oluşmuş, ritmik olmayan bir gelişme göstermiş ve günümüzdeki yerine gelmiştir. Bu arada bir dip not vereyim; bizlere ulaşan ve bilinen en eski sinema filmi 1888 yılında kayda alınmış Roundhay Garden Scene adını taşıyan görüntüdür. Süresi ise sadece 2 saniye 11 salisedir. Her şey bu ilk kayıtla başlamıştı, yani günümüzdeki o muhteşem filmlerin atası…

Fotoğrafçılık, görüntü yönetmeninin diğer görüntüyü yönlendiren tekniklere ek olarak kullandığı bir sanattır.

Bu arada belirtmek gerekir ki, sinematograf fotoğrafçılığın bir alt kategorisi de değildir. Fotoğrafçılık, görüntü yönetmeninin diğer görüntüyü yönlendiren tekniklere ek olarak kullandığı bir sanattır. Bir sahnedeki görsel anlamdaki tüm unsurlar aslında görüntü yönetmeni ile alakalıdır. Sinemanın ilk dönemlerinde genellikle filmin hem kameramanlığını hem de yönetmenliğini görüntü yönetmenleri üstlenirdi. Sinema sanatı ve teknoloji geliştikçe, kameramanlık ve yönetmenlik birbirinden ayrıldı.

Paris’in ardından dünyanın yeni sinema başkenti haline gelen Hollywood’da 1999 yılında, bugün hala varlığını sürdüren ve dünyanın ilk meslek topluluklarından biri olan Amerian Society of Cinematographers kuruldu (ASC : Amerikalı Görüntü Yönetmenleri Topluluğu). Tüm bunlarla birlikte görüntü yönetmenliğinin alanı belirginleşip özelleştikçe, sinematografi kavramı daha da önem kazanıp sinemanın sanat olarak değerlendirilmesinde kıstas sayılan temel kavramlardan biri olmuştur.

Sinematografi, belgesel bir gerçekliği olan objektif bir çalışmadan çok, düş gücüyle oluşturulmuş kişisel gerçeklikleri olan filmler üretir.

Sinematografi kamera kullanımındaki lens, diyafram, enstantane gibi ögelerin estetik bir kompozisyon oluşturacak şekilde kullanılması ile anlamlı olur. Bundan dolayıdır ki sinematografi, belgesel bir gerçekliği olan objektif bir çalışmadan çok, düş gücüyle oluşturulmuş kişisel gerçeklikleri olan filmler üretir. Bu ise özellikle görüntü yönetmenleri tarafından sağlanır. Lakin sinematografi sadece kamera ile değil filmin anlatısına etki eden her türlü biçimsel uzantıyla gerçekleştirilmelidir. Kurgu, ışık, aydınlatma, çerçeveleme gibi pek çok şey bu kavramla yakın ilişkilidir. Örneklendirirsek; edebiyat harflerin, kelimelerin, sonra cümlelerin, paragrafların ve bölümlerin birleşmesinden nasıl oluşuyorsa; sinema da çekimlerin, planların sonra sahnelerin, sekansların ve bölümlerin birleşmesinden oluşur. Sinematografı hikayenin görüntüler aracılığıyla biçimsel olarak inşa edilmesidir. Yani tekrar belirtmek gerekirse çerçeveleme, stilizasyon, çekim açıları, ışık, doku, renk, alan genişliği, kontrast gibi unsurlarla hikayenin görsel olarak kurgulanmasıdır…

Sinematografi kavramına daha sonra devam etmek üzere meseleyi burada noktalıyoruz.

Sinema ve fotoğraf sanatı üzerine çalışmalarda bulunan Hasan, Uludağ, Ankara, Anadolu ve İstanbul üniversitelerinde okumuş olduğu fizik, uluslararası ilişkiler, edebiyat ve felsefe bölümlerindeki öğrenimlerinin bir kısmını yarıda bırakıp, bir kısmını tamamladı. Bir kısmını ise halen devam ettirmektedir. Bu çok yönlü okumalar, Ankara yıllarında AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) ‘ın yönlendirmeleri ile ilk gençlik yıllarından beri ilgi duyduğu fotoğraf ve sinema sanatına yoğunlaşmasına sebep oldu. İFSAK (İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği) ‘ta sistematik olarak fotoğraf çalışmalarına devam eden Hasan, Burçak Evren, Murat Karahüseyinoğlu, Feza Çaldıran, Ege Ellidokuzoğlu gibi isimlerden senaryo, yönetmenlik, görüntü yönetmenliği, film okumaları dersleri alıp sinema çalışmalarına da yoğun bir şekilde devam etmektedir. Bu çalışmaların bir kısmını İKSV‘nin Uluslararası İstanbul Film Festivali ve Film Ekimi etkinlikleriyle ilgilenen Mithat Alam Film Merkezi'nde sürdürmektedir…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*