Fotoğraf: Haluk Safi

Sokak Fotoğrafçılığında Fotoğraf Seçimi ve Kimliğini Bulma

///

Sosyal medyada beğenilme arzusunda olmakla, yarışmalarda ödül almakla, kendi tarzını bulma arasında gidip gelen çelişkili dünya… Fotoğraflarınızı seçtikten sonra, hangilerini yayımlayıp, hangilerini yayımlamama konusundaki zor seçim… Bir taraftan kendini Instagram, Facebook vb. sosyal ağ sitelerinin doymak bilmeyen açlığını karşılamak zorunda hisseden, bir taraftan yarışma kazanmayı düşleyen, bir taraftan kendi tarzını bulmaya, geleceğini çizmeye çalışan fotoğrafçı.

Sosyal medyada bir paylaşımımız beğeni aldığı zaman, dopamin ve oksitosin hormonları salgılanıyor. Dopamin hormonu aşık olduğumuzda, neşelendiğimizde, kendimizi ”harika” hissettiğimizde de artıyor. Oksitosin ise stres ve korkuyu azaltıyor. Kısacası sosyal medyada beğenilmek, kendimizi çok iyi hissetmemizi sağlıyor.

Fotoğraf: Haluk Safi

Sosyal medya uzmanı bir arkadaşım, Instagram’da beğeni oranını artırmak ya da sabit kılabilmek için algoritmaya göre; günde 3-5 fotoğraf yayımlamak gerektiğini belirtmişti. Son derece masum görünen Instagram’ın, günde 3-5 adet paylaşım gereksinimi, aslında bir fotoğrafçının kişisel üretim oranına göre, ne kadar aç gözlü olduğu gerçeğini bize anlatıyor.

Fotoğraf dünyasına baktığımızda, fotoğraf literatüründe yer alan fotoğrafçıların, kendine has fotoğraf yaklaşımında, son derece itina ile seçilmiş fotoğraflarını yayımladıklarını görmekteyiz.

Robert Frank, The Americans (1958) kitabı için, gezileri sırasında yaklaşık 767 rulo analog film çekti (yaklaşık 27.000 adet). 1.000’e yakın fotoğrafın baskısını yaptı, stüdyosunun duvarlarına yapıştırdı. Frank, bir buçuk yıllık çalışmanın sonucunda sadece 83 fotoğrafını kitabı için seçti.

Bugün satın aldığımız fotoğraf kitapları ya da galerilerde gördüğümüz fotoğraf serileri, çok benzer yaklaşımlarla seçilmiş fotoğraflardan oluşmaktadır. 

Peki sosyal medyada fotoğraflarımızı yayımlamayacak mıyız? Elbette yayımlayacağız. Sosyal medyada fotoğraflarımızın yayımlanmasının bize sağladığı katkı yadsınamaz, örneğin, fotoğrafçının kendisini dünyaya çok daha hızlı bir şekilde ifade edebilmesi, fotoğrafçının bilinirliğini arttırma, fotoğraf yolunda size katma değer sağlayacak arkadaşlar edinebilme vb…

Bir fotoğrafçı ürettiği fotoğrafları ister yayımlar ister yayımlamaz. Ancak siz fotoğraflarınızı yayımlamak istiyorsanız, aşağıdaki yorumları dikkate almanızı tavsiye ediyorum.

Fotoğraflarınızla Duygusal Bağınızı Koparın

Kendinize şu soruyu sorun; yetkinliğine saygı duyduğunuz, samimiyetine inandığınız bir fotoğrafçının, başkasına ait bir fotoğrafa olumsuz eleştirisine nasıl tepki veriyorsunuz? Bu durumda genellikle eleştiriyi dinler, dikkate alır, soğukkanlı bir şekilde katkı sunabilecekseniz paylaşır ve fotoğraf okumasını zihninizde kapatırsınız. 

Peki kendi fotoğrafınız, yine aynı kişi tarafından olumsuz bir eleştiriye uğradığında nasıl tepki veriyorsunuz? Moraliniz bozuluyor, motivasyonunuz kırılıyor, hatta sinirlenip kendinize kişisel bir sataşma olarak mı algılıyorsunuz? 

Bunlardan sadece birini dahi hissediyorsanız, fotoğraflarınızla duygusal bağınız henüz kopmamış demektir. Eğer fotoğrafınızla duygusal bağınız devam ediyorsa, o fotoğraf için eleştiri almaya, seçim yapmaya henüz hazır değilsiniz demektir. Kısacası beklemeniz gerekmektedir. Kimi zaman 1 hafta, 1 ay, 3 ay.. Ta ki, Cem Karaca’nın dediği gibi fotoğraflarınıza “Bence artık sen de herkes gibisin..” diyebildiğiniz ana kadar 🙂

Yayımlamaya karar verdiğiniz fotoğraflarınız kadar iyisiniz.

Fotoğraf: Haluk Safi

“Çok iyi bir fotoğrafçı, bir ömür boyu yaklaşık yüzlerce iyi, belki bir düzine harika fotoğraf çekebilir.”

Bu anonim sözü dikkate almak gerektiğini düşünüyorum. Hangi fotoğraflarım iyi, hangi fotoğrafım harika. Hangi fotoğraflarım, “ben bunu neden çektim?” dedirtiyor.

Şüphesiz sokak fotoğrafçılığı, fotoğraf türleri içerisinde en zor olanıdır. Çevrenizde gelişen akışa müdahil olamazsınız, olsanız da fotoğraftaki vücut dilleri bunu genelde anlatacak ve fotoğrafın değerini düşürecektir. Oysa sokakta konumunuz ve çekim açısı dışında kontrol edebileceğiniz başka bir değişken bulunmaz. Kontrol edebileceğiniz bu kadar az değişken varken, çektiğiniz yüzlerce fotoğraftan sadece 1 tanesinin iyi olma olasılığı da doğaldır. (dikkat: milisaniyeler içerisinde gelişen olaylara bağlı olarak, konumunuzu değiştirmek ve kadraja neyin dahil edilip, neyin hariç tutulacağına karar vermek, sonucu dramatik etkileyecektir)

Sokak fotoğrafçılığı balık tutmaya benzetilir. Bu yaklaşım bana göre de doğrudur. Eve eliniz boş dönmeye alışın. Bu en iyi, en tecrübeli sokak fotoğrafçılarının dahi başına gelen bir durumdur. Asla motivasyonunuz kırılmasın. Çünkü başarı, başarısızlıklar üzerine inşa edilir. Kısacası eve her döndüğünüzde, derhal çektiğiniz orta halli fotoğrafları seçerek, sosyal medyada yayımlıyorsanız, sosyal medya bağımlılığı içerisinde olma olasılığınız yüksektir. 

Haftada 1 ya da 2 defa fotoğraf çekimine çıkıyorsanız, ortalamada ayda 1 iyi fotoğraf üretmek gayet normal bir durumdur. Ayda 2-10 fotoğraf yayımlıyorsanız, genelde orta seviyede fotoğraflarınızı yayımlamaya karar vermişsinizdir. Eğer sosyal medyaya ayda 10’dan fazla fotoğraf yüklemesi yapıyorsanız, sizi takibe alanlara ıstırap çektiriyorsunuz demektir. 

Hangisini tercih ediyorsunuz, çektiğiniz çok iyi bir fotoğrafı mı, yoksa orta halli fotoğraflarınızı paylaşmayı mı?  Bu sizin yetkin izleyiciler gözünde, nasıl bir fotoğrafçı olduğunuzu belirleyecektir. 

Ne Zaman Danışmalıyım?

Öğrenciliğiniz esnasında doğal olarak çoğu kez danışmak zorunda kalırsınız, çünkü fotoğrafta iyi, vasat ve klişe ayrımının farkında değilsinizdir. Bir fotoğrafçının, hangi fotoğrafın iyi, hangi fotoğrafın zayıf ve hangi fotoğrafın klişe olduğunu öğrenmesi yıllara sirayet eden bir gelişimdir. 

Gözünüzün (beyninizin) bu yetkinliği kazanabilmesi; dünyada bu alanda otorite haline gelmiş fotoğrafçıların fotoğraflarını veya bu alanda yazılmış kitapları okumakla gerçekleşebilir.

Fotoğraf: Haluk Safi

Kendi özgün yaklaşımınızı bulmaya çalışmaya başladığınız andan itibaren, tereddütte kaldığınız fotoğrafların seçimi, sadece küçük ve güvenilir bir kitle ile kısıtlı olmalıdır. Bu kişiler, sizin başarınızdan mutlu olan, yetkinliğine güvendiğiniz fotoğrafçı bir arkadaşınız, eğer sizin gelişimizle ilgileniyor ve sizinle birlikte gözü gelişiyorsa eşiniz ve/veya çocuklarınız, yenilikçi fikirlere açık, samimiyetine güvendiğiniz usta bir fotoğrafçı olabilir.

Bunun haricinde soracağınız tüm danışmanlık talepleri sizi hayal kırıklığına uğratacaktır. Ne kadar çok insana sorarsanız, fotoğraf seçimindeki kararınız o derece zorlaşacak ve sizi siz olmaktan çıkaracaktır. 

Fotoğrafta Kimliğini Bulma

Başlangıçta taklit ederek ilerlediğiniz bu yolculuğunuz, zamanla kendinizden bir şeyler katarak devam ettiğiniz, özgün bir tarz ve yenilikçi yaklaşımlar ortaya koyabildiğiniz bir serüvene dönüşür.

Öğrencilikten kurtulmak istiyorsunuz, hem teknik hem görsel olarak gözünüzün yeterince eğitim aldığına inanıyorsunuz. Artık kendi özgün ve yenilikçi yolunuzda devam etmek istiyorsunuz.

Fotoğraflarınızı üretmeye başladınız, gerekli gördüğünüzde güvendiğiniz kısıtlı kümedeki gözlere danıştınız ve fotoğraflarınızı yayımlamaya başladınız. 

İyi olduğundan emin olduğunuz ve sizi yansıttığını düşündüğünüz fotoğraflar eleştiriliyorsa, hiç moralinizi bozmayın, bildiğiniz yolda emin adımlarla ilerleyin. Kendinize inanın. Aynı noktadan vurmaya devam edin, vurdukça emin olun, inandığınız yaklaşım zaman içerisinde karşılık bulacaktır.

Unutmayın, tarihe geçmiş büyük fotoğrafçılar, genellikle acımasız eleştirilere muhatap olanlar arasından çıkmıştır. Bu durum; resim sanatında çok daha vahşi seyretmiştir. Engellenmişler, aşağılanmışlar ve yok sayılmışlardır. 

Sosyal Medya ve Yarışma Tuzakları

Sosyal medyada fotoğraf paylaşımında kendi yaklaşımınızı bulma yolculuğuna tekrar değinmek istiyorum. Fotoğraflarınızı sosyal medyada oluşan beğeni sayısına göre yön verirseniz, doğru yolu bulamayabilirsiniz. Dijital çağda bir fotoğrafçının kendisini bu anlamda sürekli dinlemesi gerektiğini düşünüyorum. Kendinizi iyi hissettiren ve beğenildikçe ortaya çıkan dopamin ve oksitosin bağımlısı olduğunuz, kendi fotoğraf yolunuzu bulmak yerine, eğitimsiz gözlerin beğendiği klişe fotoğraflarda üretmeye devam ederseniz; yaşadığınız sürece yayımladığınız kadar hatırlanacak bir fotoğrafçı olursunuz. 

Fotoğrafçının kendini bulma yolunda diğer bir tuzak ise yarışmalardır. Yarışmaları kazanmak adına, yarışma jürilerinin talep edebileceği fotoğrafları üretmeyi seçerseniz, kendi yolunuzdan ayrılıp, jüri üyelerinin zihinlerindeki fotoğrafları üretmeye ve seçmeye başlarsınız. Fotoğrafçının ürettiği ve seçtiği fotoğraflar, kendini ifade ettiği fotoğraflar olmalıdır, jüri üyelerinin zihinlerindeki fotoğraflar değil.

Sosyal medyada yetkin gözlerin değil, kitlelerin beğendiği orta kıvamda fotoğrafları üretip yayımlamayı seçmek, jüri üyelerinin zihnindeki fotoğrafları üretip yarışmalara göndermek, sizi siz olmaktan çıkarıp, nehirde akıntıya kapılmış bir ağaç dalı gibi, bir oraya bir buraya savuracaktır. 

Einstein “Takdir ediliyorsan değil, taklit ediliyorsan başarmışsın demektir.” der. Yarışmalarda ve sosyal medyada takdir edilebilirsiniz, ancak kendini bulamamış, özgün fotoğraflar çekemeyen, savrulup duran bir fotoğrafçıyı kimse taklit etmeyecektir. Bir fotoğrafçı inandığı, özgün, yenilikçi, klişelerden uzak yolundan ayrılmamalıdır. Ürettiği ve seçtiği fotoğrafları da bu yönde olmalıdır.

Temmuz 2019

Haluk Safi’nin web sitesi için tıklayabilirsiniz ve blogu için tıklayabilirsiniz.

Çağdaş Sokak fotoğrafçılığı tutkunuyum.

"Görüntü için gerekli koşul, görmedir" demiş Janouch, Kafka'ya, Kafka'da gülümseyerek yanıtlamış: "Biz nesneleri aklımızdan çıkarmak için fotoğraflarız. Öykülerim gözlerimi kapamamın bir yoludur.
Fotoğraf sessiz olmalıdır: bu bir ölçülülük sorunu değil, müzik sorunudur.¨
Lensculture, Italian Street Photography Festival, National Geographic, vb.. yarışmalarda ödüller aldı.
Ülkemizde ve yurt dışında karma sergilerde yer aldı.
10 seneyi aşan sokak fotoğrafçılığı yolculuğunda, son 4 senedir AFSAD’da Çağdaş Sokak Fotoğrafçılığı üzerine eğitimler vermektedir.
Web Sitesi: www.haluksafi.com;
Blog: https://www.haluksafi.com/blog

Yorum Sayıları: 9

  1. Son zamanlarda fotoğraf üzerine okuduğum en doğru tespitler. Sosyal medyayı bir sergi değil bir karalama defteri olarak kullanmayı da bu tartışmaya dahil etmek gerekir. Pinkhassov’un instagram hesabı bunun için iyi bir örnektir. Tabi bunun için esas gereklilik, kişinin kendisine esas bir vitrin yaratmış olması sanırım. Pek çoğumuz da bu seviyeye çıkana kadar sosyal medyanın olumsuz etkilerini bastırmak için mücadele edeceğiz. Ellerinize sağlık.

    • Çok teşekkürler Kağan Baştimar. Sizin de vurguladığınız gibi, bir Magnum fotoğrafçısının Instagram’ı bir karalama defteri şeklinde kullanmasını çok normal görüyorum. Onun eserlerini dünya çapında paylaşan pek çok galeri ve Magnum’un kendisi mevcut. Benzer fırsatlar bizlerin de eline geçtiğinde, bizler de Instagram’ı bir karalama defteri olarak kullanabiliriz sanırım,. O zamana kadar dikkatli kullanmamız gereken bir vitrin olarak kabül etmemizde fayda var. Katkınız için tekrar çok teşekkürler.

  2. Kafamda ki deli sorulara cevaplar. Zaman bizim düşmanımız değil, gelişmeye üretmeye ve paylaşmaya yeterince zaman ayırmalı ve en önemlisi seçici olmalıyız sanırım. Elinize sağlık.

  3. Fotoğraf çekmeye çalışan biri olarak sosyal medyayı daha bilinçli kullanmayı düşündüren gerçekçi bir paylaşım. Teşekkürler.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Harem’in Yükü

Bu yazı Belgesel LAB üyelerinden İsmail VATANSEVER tarafından hazırlanmıştır. Harem Otogarı Harem