Barbaros Kadınları Projesi

/

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Didem Nuhoğlu Utar tarafından hazırlanmıştır.

. . . . . . . . . . . . .

Her şey İFSAK gibi üyesi olduğum ANAFOD’un yürüttüğü bir projeye dâhil olmamla başladı. Çok değerli Orhan Cem Çetin’in danışmanlığını, sonrasında da sergi küratörlüğünü üstlendiği projeye hiç düşünmeden katıldım. Çalışmalarını büyük bir heyecan içinde tamamlayarak, ‘Sanat Uzun, Hayat Kısadır- Ars Longa Vita Brevis’ başlıklı sergiyle gün yüzüne çıkaran bir ekibin parçası olmak ayrı bir keyifti.

Projeye başlarken, aklımda henüz bir fikir yoktu. Neyi fotoğraflayacaktım? Cem Hoca’ya birkaç fikri sunduktan sonra, Barbaros Köyü’nün kadınlarını fotoğraflamak istediğimi belirttim, o da kabul etti.

Peki, neden Barbaros Köyü’nün kadınları?

Bir süredir eşimle birlikte Urla’nın Barbaros Köyü’nde yaşıyoruz. Eşimin işi dolayısıyla geldiğimiz Urla’da, oturacak bir yer ararken keşfettik burayı. İlk önce doğası sonra da insanlarıyla etkiledi bizi, yerleşmeye karar verdik. Zamanla buranın insanını daha yakından tanıma fırsatı yakaladım. Barbaros’ta bir şey daha dikkatimi çekmeye başlamıştı; kadının toplumdaki yeri. Köyde, kadınının sosyal yaşamdaki varlığı çokça hissediliyor. Öyle ki, köyde yer alan işletmelerin çoğu kadınlar tarafından işletiliyor, kadınlar alınan toplu kararlarda söz sahibi olduklarını her platformda gösteriyorlar. Bugün ülkemizde şiddete, dayağa, aşağılamaya maruz kalan kadın profilinden çok uzak bir tablo bu.

Barbaros’ta, yaklaşık 15 yıl önce bir kadın işletmesi olarak hayata geçen Bahar’ın Kahvesi, köydeki diğer kadınlar için de bir dayanak noktası olmuş. Bu süre zarfında köydeki kadın işletmeci sayısı onun üzerine çıkmış ve bunun sayısı gün geçtikçe artıyor. Köy, bu anlamda kadınlar için bir cazibe merkezi haline gelmiş. Başka yerlerden gelen üretici kadınlar buraya yerleşmeye başlamış. Köyün bakkalı, emlak ofisi, hediyelik eşya dükkanları, çat kapı evleri, kafeleri, sanat galerisi kadınların yönetiminde. Bu kadınların birçoğunun en büyük destekçileri ise eşleri. Kadınlara verilen değer, kadınların bu derece aktif rol üstlenmeleri zamanla köye alternatif bir isim de kazandırmış; Pembe Cumhuriyet. Kadınların üretim ve hizmet alanında faaliyet göstermeleri köyün havasına da etki etmiş, herkes bir şeyler üretiyor veya üretime katkıda bulunuyor. Yine kadınların ön ayak olduğu Oyuk Festivali de köyün kalkınmasında ciddi pay sahibi. Her yıl Ağustos ayında düzenlenen festivali binlerce kişi ziyaret ediyor.

Böylesine canlı bir yaşamın olduğu köy hayatını fotoğraflamak beni heyecanlandırıyordu. Proje sürecine geç katılmıştım ve çok fazla zamanım yoktu. Projeye kimleri dâhil etmem gerektiğini düşündüğümde fotoğraflamayı planladığım kadın sayısı 12’yi bulmuştu. Hepsiyle tek tek görüşüp, onlara projeden bahsettim ve yer almak isteyip istemediklerini sordum. Hepsi de onay verince, çekimlere başladım. Daha önce hiç bu kadar geniş kapsamlı bir proje yapmamıştım ve bunun beni zorlayacağının farkındaydım. Çekimlerimi yaparken, öznelerimin en rahat oldukları anda, ışığı olabildiğince gözeterek, konuyu en iyi anlatabileceğim açıdan yakalamam gerekiyordu. Neyi nasıl yapmam gerektiğini o kadar çok düşünüyordum ki bazen bu yüzden hiç çekim yapamadığım günler oldu. Bazı günler çekim yapacağım mekân müsait olmuyordu veya çekim yapacağım kişinin modu yerinde olmuyordu. Sürekli tetikte bir şeyleri yakalama duygusu beni rahat bırakmıyordu. Bunun yanı sıra fotoğrafladığım kadınlar yoğun çalışmalarına rağmen bana karşı son derece anlayışlı davranıyordu. Bir süre sonra, kendimi biraz daha kaygıdan uzaklaştırarak, yaptığım işe konsantre olmaya başladım ve çekimler daha hızlı ilerledi. Bu arada zamanla çekim sırasındaki tanışıklıklardan bazıları arkadaşlığa bile dönüştü, daha sık görüşür, sohbet eder olduk. Ve sanırım, bu proje benim için henüz bitmedi.

Bu projeden öğrendiğim çok şey oldu hem hayata, hem de fotoğrafçılığa dair. Böylesine enerjik ve üretmeye hevesli olan kadınların yaşamına tanıklık edip, onları başka insanlarla tanıştırmak da beni ayrıca mutlu etti.

Ve dilerim, Barbaros gibi nice yerlerimiz olur ülkemizde; kadınların ürettiği, mutlu olduğu ve saygı gördüğü nice köyler, nice şehirler…

IFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu (Ezberbozan) olarak 2019 yılı Mart ayındaki kuruluşumuzdan bu yana, toplumsal cinsiyetin farklı temsillerini, fotoğraf ve sinema ile ilişkili olarak ele alan çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmalarda hem fotoğraf üreten kadın ve LGBTIQ bireylerin görünürlüğünü destekliyor, hem de toplumsal cinsiyet alanında yürütülen çalışmaları görünür hale getirmeyi amaçlıyoruz. Bir yandan alanında deneyimli danışmanlarla birlikte fotoğraf projeleri yürütürken bir yandan da toplumsal cinsiyetin farklı boyutlarını ele alan, fotoğraf ve sinemaya gönül verenler için tartışma alanları açmayı hedefleyen etkinlikler yapıyoruz.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf