Yatay bir fotoğrafın, sağ yarısında dinç görünümlü bir adam, bakışlarını aşağıya yöneltmiş, objektifin üzerinde gezinmesine izin veriyor. Gözünde siyah çerçeveli gözlüğü; alnını, çözülmesi gereken zor bir problemin karşısındaymışçasına kırıştırmış, elini dudaklarının arasına götürmüş. Görüntü, fotoğraf için verilen bir pozdan çok, yoğun bir adamın gerçekten düşünceli bir ânını gösteriyor… Fotoğrafın objesi, ünlü mimar Le Corbusier. Takvimler 1959 yılını gösteriyor.
Mimarlık tarihine ciddi bir bakış attığımızda, 20.Yüzyılın mimarlık konusundaki en önemli dehalarından birinin de bu sanata getirdiği özgün yaklaşımlar ve cesur uygulamalarından dolayı hiç şüphesiz Le Corbusier olduğunu görürüz. Kimileri onu yalnızca zenginlere villalar tasarlayan bir mimar olarak değerlendirse de o daima, belirli bir ivmeyle göğe tırmanan bir uçak gibi, yeteneğini doğru kullanan gerçek bir yaratıcı olmuştur. Kimileri ise tasarladığı özgün formlardan dolayı mimarlığın “Picasso”su olarak görmüştür Le Corbusier’yi.
1887 yılında İsviçre’de dünyaya gelen Le Corbusier, yaşamı boyunca durmaksızın kendisini geliştirmiş; keskin doğa gözlemini mimari bilgisi ve Batı Sanatı’nın kriterleri ile kesiştirerek büyük yapıtlara imza atmıştır. Geleneksel olanla, çağdaş değerleri bir potada başarıyla eritmiştir. Le Corbusier yalnızca mimarlık alanında değil, resim, heykel, kent tasarımı konularında da yoğun bir biçimde çalışmıştır. Yazdığı yazılar ve kitaplarla, yüzyılımızda özgün bir mimarlık kültürünün gelişmesine yardımcı olmuştur. Bilgi onun en önemli hazinesidir, bu uğurda dört yıl boyunca incelemek istediği eserlerin arkasından Avrupa ve Orta Doğu’yu yaya olarak dolaşmış ve mimari gelişimini tamamlamıştır.
Tasarladığı Savoye Villası, Notre Dame du Haut Şapeli, La Roche Villası, Sainte Marie de la Tourette Manastırı, Paris’teki Jaoul Evi gibi yapıları hem çevreleri ile olan uyumları hem de mimarlığın hassas iç dinamiklerini bünyelerinde barındırarak mimarlık tarihinin 20.Yüzyıldaki en çarpıcı örnekleri oluşturdular. Le Corbusier’nin işi her şeyden önce insanla idi. Postmodernizme yataklık etmeye hazırlanan dünyamızda, insanı rahat ettirmek için her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü.
İşte Le Corbusier de kendisi gibi bir İsviçreli olan ünlü Magnum fotoğrafçısı René Burri’nin fotoğrafından insanlık tarihine göz kırpıyor. Bu fotoğrafta, saptadığı görüntünün sol yarısında, netlik alanının biraz dışında Le Corbusier’nin ünlü Modulor çizimi yer almaktadır. 1946 yılında yayınlanan bu çizim, insan bedeninin oranlarına ilişkin ölçüleri içermektedir. Mimari tasarımlarda gereken ölçüler, buradaki ince oranlarla kesiştirilerek, yaşanan mekânların işlevselliği ile bağdaştırılmıştır. Mekânlar onun için, insanların kapladığı alanların doğrultusunda vardı. Modulor’da bu esas alındı. Yunanlıların orantı şemalarından sonra, insanlık tarihindeki en önemli ölçülendirme çalışması Le Corbusier’ye nasip olmuştur. Onun mimarlığın modern tarihine bu ölçülendirme ile yaptığı katkılar, aslında köylülerin evlerinde gördüğü işlev ve yalınlığın birleştiği noktalardan yararlanarak gerçekleşmiştir. Yunan, Balkanlar, Anadolu; ilhamının kaynaklarındaki önemli kültürlerdir.
René Burri; insanların ve insanlık durumlarının fotoğrafçısı. O da orantıların peşindeydi. Fotoğraflarında her zaman mimarinin olanaklarından yararlandı. Işık mekânları parçalarken tesadüflere açık, metni hiç yazılmamış ve biraz hicivle süslenmiş bir doğaçlama oyunun rollerini de insanlara dağıtmayı daima sevdi. Fotoğrafta kompozisyon denilen şey, belirli bir bakış açısı doğrultusunda, olayların ruhunu koruyacak şekilde nesneleri az sonra iki boyutlu gizli görüntüye dönüştürecek bir yerleştirme işinden başka bir şey değil miydi zaten?
Fotoğrafın resim sanatından ödünç aldığı en önemli kural olan altın oran da kökü Mısır ve Yunan Sanatı’na dayanan bir matematiği içermektedir. Buna göre; bir doğru parçası öyle iki parçaya ayrılmalıdır ki, küçük parçanın büyüğe oranı, büyük parçanın bütüne oranına eşit olsun. Bu da % 61.8’e karşılık gelmektedir. Rönesans’ta zirveye çıkan ama çağdaş sanatta pek önem verilmeyen bu oran, René Burri’nin fotoğrafında da başarıyla kullanılmıştır. 26 yaşındaki Burri, fotoğrafının altın oranına, Le Corbusier’i bir daha akıllardan çıkmayacak şekilde özenle oturtmuştur.
1965 yılında 78 yaşında Roquebrune-Cap-Martin kıyısında kalp krizi geçirdiğinde denizin içindeydi ve yüzüyordu. Belki de yeni fikirlerini suyun içine doğurmayı düşünüyordu. O da diğer insanlar gibi yaşadı, üretti ve öldü. Geriye fotoğrafları, yorgun anıları, çizgidışı yapı(t)ları kaldı. İnsanlık onu, binalarının sağır cephelerinden sevdi.

Bize Ulaşın