Bir Kitap: dünya sakin bir yermiş gibi

//

Üzerime bir akşam yorgunluğu çöküyor. Parkın usul usul yanan ışıkları, koyulaşan gölgeleri, kol kola önümden geçen mesut çiftler, kaygısız gençler, hepsi içimde bir yerleri titretiyor. Bir yazar olsa buna ne derdi acaba? Önümdeki ahşap çitlerin gerisinde, suda usul usul ilerleyen iki kuğuya takılıyor gözüm. Aralarındaki mesafeyi koruyarak suyu incitmekten korkarcasına sessiz bir uyumla süzülüyorlar. Bizim bilmediğimiz bir sessizliğin içindeymiş gibi… Dünya sakin bir yermiş gibi…*

Alkım Doğan, ilk öykü kitabı “dünya sakin bir yermiş gibi”yle edebiyat dünyamıza adım attı. Daha önce çeşitli dergilerde, çevrim içi platformlarda öyküleri ve yazıları yayınlanmıştı. Bu ilk öykü kitabında Alkım Doğan’ın on iki öyküsü yer alıyor. Çocuk olamayan bütün çocuklara adanmış kitap. Çocuk duyguları, en katıksız, en naif olanları, kitabın tamamında okuyucuya geçiyor. Alkım’la ilk kez bir öykü atölyesinde tanışmıştım. Sonra yıllar geçti, çok iyi iki dost olduk. Alkım’ı tanıdığımı düşünüyordum; kibar, ince ruhlu, iyi kalpli arkadaşımın, naif duygular besleyen birisi olduğunu biliyordum. Aynı zamanda kedilerimin teyzesidir. Kedilerim, Balkız ve Gümüş. Gümüş, size tanıdık gelecek. Hani pandemi dönemi boyunca İFSAK TV canlı yayınlarında ekranın önünden geçen yaramaz. Ne diyordum, Alkım’ın naif kalbinden bahsediyordum ama bu kadar hassas olduğunu galiba anlayamamışım. “dünya sakin bir yermiş gibi”yi okuduktan sonra, elde kalan hüzünle her öyküyü tek tek yeniden düşündüm. Alkım’ın karakterleri arasında çocuklar var, yetişkin olmuş ama çocukluklarını hatırlayanlar var…Hiçbir şeye gücümün yetmediği, boyumun her şeye kısa kaldığı zamanları hatırlatmadım. Siyah poşetlerde ses çıkarmasın diye sallamadan taşıdığım şişeleri, kollarım uzayarak eve gelişimi anlatmadım…**

Kitabı okudum, sonra Alkım’la konuşmak istedim. Öykülerine ısrarla sızan saçları konuşmak istedim, şu örgülü, topuz olmuş, ( en sevdiğim, bana özgürlüğü hatırlatan) rüzgârda savrulan saçları konuşmak istedim, neden çocukluktan başladığını sormak istedim. Öyleyse gelin beraber soralım.

-Sevgili Alkım, ilk öykü kitabınla, tüm karakterlerine ve sana merhaba, hoş geldin diyorum. Neden çocukluk? Neden çocuk olamayan çocuklarla başlıyorsun?

Duygusal ya da fiziksel yükü ağır çocuklar ve çocukluğun gurur yaraları beni etkileyen konulardan. Elbette kendi çocukluğumdan da izler var bunda. Hikâyenin başladığı yer çocukluk. Çocuk karakterlerin merkezde yer aldığı öyküler, hikâyeler beni hep bir başka etkilemiştir Aklıma hemen geliveren çok sevdiğim üç öykü var: Vüs’at O . Bener “Havva”, Nursel Duruel “Geyikler, Annem ve Almanya” ve Orhan Kemal “Çikolata”. Temsili olarak Havva’ya öykülerimden birinde yer verdim. Onu tekrar bir öyküye dahil etmek istedim. Beslemeliği, kimsesizliği, hiç doymayan, doyamayan hali ve son sözünün baklava olması içimde bir yerlerde yer etti. Benim için Havva çok gerçek…

-Nursel Duruel ve “Geyikler, Annem ve Almanya” benim de çok sevdiğim öykülerden biridir. Ve ne oldu biliyor musun, senin kitabını okuyup, bitirdikten sonra o öyküyü yeniden okudum. Gösterişsiz cümlelerle, annesi ertesi gün Almanya’ya gidecek çocuğun ruh halini ne kadar etkileyici anlatır. Sen de Güler’in annesinin terliklerini giymesinin, saçını annesi gibi örememesinin çocukta bıraktığı etkiyi,  “Yaşasın Bugün Cuma”da *** aynı sessiz, sakin, sade cümlelerinle, çok derin duygularla anlatmışsın. Saç demişken de öykülerinde neden bir çok haliyle saçlar var?

Ben anneannemin saçlarını tarardım eskiden. Sert mizaçlı bir kadındı ama o anda dizlerimin dibinde uysal bir çocuk gibi otururdu. Ona en çok yaklaştığımı düşündüğüm, hatta birinin ona en çok yaklaştığını düşündüğüm zamanlardı. Saçı tarananın gönüllü, sessiz teslimiyeti, saçı tarayanın avutucu elleri. Bana göre çok dokunaklı bir şefkat anı.

Şefkatin olabildiği gibi şiddetin de nesnesi olabiliyor saçlar. Saçlarından utanan çocuklar olurdu ben küçükken. Hem bir kimsesizlik halinden hem sınıfsal bir durumdan kaynaklı. Kimi çocukların saçı genellikle kimseyi uğraştırmayacak biçimde kısacık kesilirdi. Öte yandan okuldaki kontrollerde saçların sıkı denetim altına alınmasında, kimi zaman herkesin ortasında kesilmesinde incitici bir yan vardı.“Hair” müzikalindeki isyanla üç numaraya vurulan saçları bir düşünün.

Saçlar aslında çok şey söylüyor. Kadınlar için saçları kesmek, kadınlığın getirdiği yüklerden kurtulmak, hafiflik, yenilik, özgürlük gibi anlamlara da gelebiliyor. Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi Bir şeycik olmadı –deneyin lütfen, diyor Gülten Akın. Saçlarımı hep kestim tutacak kadar kalmasın dedim çünkü bir başkaldırma ancak saçlarından tutulur, diyor Turgut Uyar da. Saçlar, saçlarımız bize hep bir şeyler anlatıyor.

-Alkım, sen hem çok okuyan birisin hem de çok film izlediğini de biliyorum. Bu arada üniversite eğitimini mimarlık üzerine aldığını, mimarlık tarihinde de yüksek lisans yaptığını da belirtelim. Tüm bunlar senin öykülerinde beslenme kaynakların diyebilir miyiz? Tabii yolculuklarını da unutmayalım.

Filmler, şiirler, başka hikâyeler her zaman benim için bir ilham kaynağı. Aslında hemen her şey olabilir. Sokaklar, sokaklarda gürül gürül akan hayat, otobüsler, vapurlar, karşılaşmalar ve tabii ki doğa da ilham kaynağı. Bana hayatın kendi yaşadığımdan daha büyük bir şey olduğunu hatırlatıyor doğa. Zaman zaman bizi sessizce teselli ediyor. Biz insanlar çoğu kez dışına çıkamadığımız bir döngüde dolanır dururken çiçekler açar, ağaçlar yapraklarını döker, gökyüzünde bulutlar toplanır, doğa sakin akışını sürdürür. Kieslowski’nin “Kırmızı” filminden bir sahnede iki karakter konuşurken aniden biri diğerine, dur bir dakika, ışık çok güzel, der. O sırada odaya vuran nefis öğle üzeri ışığına bakakalır ikisi de. Biz çoğu zaman kendi hikâyemize fazlaca gömülüp bu anları ıskalarız. Aslında dünyayla bir uyum yakalayabileceğimiz zamanlardır bu anlar. Dünyanın sakin bir yer gibi göründüğü anlar…

Ve dünyaya merakla bakmak. Sanırım bana göre yazmak için gereken en önemli şeylerden biri bu: Dünyaya olan merakını yitirmemek.

-Peki ya yollar, yolculuklar?

Yollar, yolculuklar benim beslenme kaynaklarımdan. İnsanı hem yeniliyor, hem size bir şeyleri uzaktan görme imkânı veriyor, hem de sayısız karşılaşma içeriyor. Bir yolculuğu nasıl yaptığınızla hayatı nasıl yaşadığınız arasında da sıkı bir paralellik var. Sürprizlere, karşılaşmalara açık olmak, salt varacağınız yere kilitlenmeden yolun keyfini sürebilmek, yol üzerinde gördüklerinizi fark edebilmek…Ben şehrin içindeki yolculukları da önemsiyorum. Bir şehrin kaldırımlarında uzun uzun yürümek, otobüslere, vapurlara binmek, temas alanını genişletmek. O nedenle kişileri, hele ki kadınları elimden geldiğince yürüttüm öykülerde. Evlerden çıksınlar istedim.

Benim otobüs hikâyelerim çoktur. Toronto’da yaşarken toplu taşımada uzun yollar tepiyordum ve birileriyle kendiliğinden bir tanışıklık oluyordu. İngilizce öğrenmeyi reddeden annesinin yeni geldikleri ülkeye alışması için uğraşan İranlı bir adam, bu ülkede hiç ısınamadım, diyen Kolombiyalı bir kadın bugün de hatırladıklarım. Bir gün otobüste Çinli bir kadınla yan yana düşmüş, biraz sohbet etmiştik. Sohbetin sonunda, kusura bakmayın, üzerimdekiler eski, yeni geldim bu şehre, bavulumu açamadım henüz, demişti bana. Bu cümle mesela, o anda bıçak gibi saplanmıştı içime. Dünya ne zaman bu kadar zalim bir yer oldu diye düşünmüştüm. Birilerinin birilerini hakir gördüğü bir dünya her zaman bir mesele oldu benim için. O kadını bir daha ömrüm boyunca görmedim ama sözleri benimle kaldı. O kadını da konuşturdum bir öykümde. Bu sıradan karşılaşmaları o yüzden çok önemsiyorum. Birbirimiz üzerinde görünenden daha fazla etkimiz var aslında. Tanımadığımız birine bazen daha kolay açılıvermemiz ya da ona yakınlarımıza gösterdiğimizden daha kolay şefkat gösterebilmemiz bana mucizevi ve muhteşem geliyor. Yabancıların şefkatine her zaman inanmışımdır, diyor İhtiras Tramvayı”nda ki Blanche. Gerçekten öyle. İnsanın yarası da çaresi de olabiliyor insan.

-Öyküleri okudukça, bir de tekrarlanan cümleler, kelimeler dikkatimi çekti. İki kez yaptığın bu tekrarlar, kitabın geneline bir ahenk katmış.

Tekrarların yazıya kattığı ritmi seviyorum. Bazen sayıklama işlevi de görüyor tekrarlar. Öyküde dil daha da öne çıkıyor. Dilin imkânlarını genişletebilmek, kendine bir dil dünyası yaratmaya çalışmak önemsediğim bir mesele. Kendimi en sade nasıl ifade edebileceğim üzerine kafa yoruyorum, gösterişçi cümlelerden uzak durmak istiyorum. Kolay değil, sıkı bir ustalık istiyor bu. İnsan bazen de o süslü cümlenin şehvetine kapılıyor işte. O zamanlarda da hadi tamam yap ama abartma diyorum kendime. O fazla şekerli tatlıdan makul miktarda yemek konusunda kendine izin verircesine.

-Güldürdün beni Alkım. Bu çok hoşuma gitti. Hem ne derler, şeker eridikçe mutluluk yayar ama fazlası zarar olur, hastalığa kapı açar. Peki, yazmak desem, yazarken kendini nasıl hissediyorsun ?

Ben liseden bu yana kendi kendime yazan biriyim. Kurmaca yazmak ise çoğu zaman benim için bir oyun bahçesinde olmak gibi. Bana ağır gelen konuları yazarken farkında olmadan duygusal olarak yorulduğumu fark ediyorum. Fakat yazmak içinde muziplikleri, türlü yaramazlıkları da barındırabiliyor. Yazmak bana hemen her zaman iyi geldi, yoksa sanırım yazmazdım. Kendime eşlik edebildiğimi görmek, hatta bir şeyler ortaya çıkarabilmek ve sonrasında bunları paylaşmak çok güzel.

-Çok doğru söyledin. Bu keyifli, gerçekten keyifli söyleşi için sana çok teşekkür ederim. Dilerim “dünya sakin bir yermiş gibi”nin okuyucusu çok olur.

ayrıkotu  1.Baskı İstanbul Ağustos 2023

*s.20

**s.30

***Yaşasın Bugün Cuma isimli öykü, Tomris Uyar Öykü Yarışması’nda birincilik ödülünü almıştır.

Yazar notu : Kitabın ismi kapaktaki gibi yazılmıştır.

 

1966 yılında İstanbul’da doğdum. Liseyi Kadıköy Anadolu Lisesi’nde okudum. Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladım. Fotoğraf eğitimimi İFSAK’da aldım. 1998 yılında İFSAK Fotoğraf Ve Sinema Amatörleri Derneği’ne üye oldum. 1999-2003 yılları arasında İFSAK yönetim kurullarında etkinlik ve sinema birimi sorumlusu olarak görev aldım. 2008-2009 yılında İFSAK yönetim kurulunda başkan yardımcısı olarak yer aldım. İFSAK Fotoğraf ve Sinema dergisi yayın kurulu üyesi olarak dergide sinema ile ilgili yazılar yazdım. Sinema ve fotoğraf ile ilgili yazılarım Geniş Açı, Altyazı, Sinema Dergisi, Radikal, Dünya ve Birgün gazeteleri gibi çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlandı. Karma fotoğraf sergilerine katıldım. Bir Şehre Dokunmak ve İstanbul Gece Olunca Seni Affettim isimli iki dia gösterisi hazırladım. 2020 yılında Aşk Ağustosta Güzeldi isimli ilk romanım yayınlandı. İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali’ni düzenleyen ekibin üyesiyim.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Edebiyat

“Yol Kenarı” üzerine *

denizler. O uçsuz bucaksız milyarlarca yıldır salınan, İçlerinde türlü çeşit can, Büyük büyük atalarımızı doğuran o…

Sevmek Zamanı

orada sen ve yalnızlığın erosun oku değdi tenime ve ben burada yalnızlığımla naso magister erat **…

Zigotlarımız

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu‘ndan Özlem Dikeçligil tarafından hazırlanmıştır. . . . . .…

Dün Yağmur Yağacak

Saatin altında yazardı; “Bir bakıyorsunuz üç, bir bakacaksınız hiç…”  Özdemir Asaf  Özdemir Asaf’la tanıştınız mı? Konuştunuz…

Orman: Evimizin Arka Bahçesi

Çocuktuk: Kıra giderdik Bir albümün kapağını açıyoruz. Anılar; soluk, sepya fotoğraflarla yer değiştirmiş. Zor geçen günlerin…

Emel’in Kaçamağı

Kadın vestiyere astığı şalını aldı, katlayıp çantaya yerleştirdi. İtalyan ayakkabısını çekmeceden çıkardı, spor ayakkabısını onun yerine…

Olduğu Kadar…

Bu ayki yazıma başlamadan önce kulaklığımı taktım ve Spotify’dan Romen şarkıcı Maria Tanase’yi açtım. Parmaklarım klavyeye…

Balkondaki Kadın

Fotoğraflar Nasıl Kaybolur? Doğan zil sesi ile uyandı. Başındaki saate baktı. Saat 09.00’u gösteriyordu. Çalan telefonu…