Bir Meraklının Fotoseyir Defterinden / 1

/

Tekniğin Önceliği, Estetiğin Üstünlüğü, Yaratıcılığın Hazzı

İzleyene, “vay, ne kadar etkili ve güzel bir fotoğraf”; üretene, “hah, bu oldu işte” dedirten bir fotoğraf nasıl bir şeydir? Bir sanatsal üretim aracı olarak fotoğraf tekniği ile üretilmiş sanat yapıtını herhangi bir sıradan fotoğraftan ayıran ne(ler) olabilir? Herhangi bir fotoğrafı, bir sanat yapıtı yapan şeyler ne(ler) olabilir? Bu deneme, benzeri sorular üzerine, fotoğrafça anlam arayışındaki bir fotoğraf meraklısının seyir notları olarak okunabilir.

Tekniğin Önceliği

Dış dünyada nesnelere vurup yansıyan ışığın kaydedilmesi fotoğrafın ortaya çıkmasını sağlayan ilk adımdır. Bu adım, günümüzde, fotoğraf makinası, hafıza kartı, fotoğraf oluşturma/işleme programları, ekran/baskı makinaları ve basılı kağıt gibi teknik süreçlerden geçerek yapılır. Analog makinalarda film üzerine düşen ışık makinanın içinde film üzerinde görüntüyü (tabii, negatifini) oluşturur iken; dijital makinalarda, fotoğraf çekildiğinde, makine içinde, sensör üzerinde bir görüntü oluşmamaktadır; görüntünün dijital kodları kaydedilmektedir. Dijital teknoloji ile, makinada kaydedilen dijital veriler ancak ve ancak bir görüntü işleme programı ile görülebilir bir görüntüye dönüşmektedir. Dolayısıyla, fotoğraf makinası ve görüntü işleme programları artık görüntünün ortaya çıkması için vazgeçilmez bir ikili oluşturur.

Bu teknik aşamalar, yanlış/doğru her fotoğraf için içinden geçilmesi zorunlu bir süreçtir. Ortaya çıkan sonuç, yüzüne bakılmayacak bir görüntü de olabilir; muhteşem bir şey de. Farkı belirleyen, fotoğrafçının bu teknik süreçlere ilişkin bilgisi doğrultusunda yapacağı tercihlerle belirlenecektir. Bunlar öncelikle teknik tercihlerdir ve her teknik tercih ortaya çıkacak görüntünün estetik özelliklerini belirleyecektir. Tekniğin önceliği vardır, ama peşine düşülen estetik yapının veya estetik hayalin bu teknik üzerinde üstünlüğü vardır, dolayısıyla, estetik arayışlar, kaygılar, hayaller yapılacak teknik tercihleri adım adım belirler. Burada peşine düşülen soru, “nasıl bir estetik hangi teknik tercihlerle kurulabilecektir”, sorusudur. Tekniğiniz ne kadar gelişkin ise, arzu ettiğiniz, imgeleminizde canlanan estetik lezzete ulaşmanız o kadar mümkün olacaktır; dolayısıyla, teknik yetkinliğiniz, estetik arayışlarınızın sınırlarını sürekli genişletecektir.

Bu noktada araya girelim.

Doğru/yanlış bilimsel bir değerlendirme sonucu varılan nitelemeler iken; güzel/çirkin estetik bir değerlendirme sonucu varılan nitelemelerdir; iyi/kötü ise, etik bir tartışmanın değerleridir. 

Bu bağlamda, fotoğrafta, yanlış/doğru nitelemelerini teknik bir sorunsal olarak ele alabiliriz; çünkü, fotoğrafın tüm teknik aşamaları ciddi bilimsel inceleme ve bulgulara dayanır; bilimsel yöntemlerle üretilmiş teknikleri ve araçları kullanır; teknik yanlış kullanıldı ise, o fotoğraf yanlış fotoğraftır. Peki, yanlış bir fotoğraf güzel olabilir mi? Ender de olsa, tabii, olabilir; ama güzel olması yanlış olduğunu yok etmez; çünkü güzel estetik bir değerdir, bilimsel bir değer değildir. 

Tabii, bu noktada, estetik üzerinde bilimsel teoriler, bilimsel çalışmalar yok sayılmıyor; güzel/çirkin bakanın algısı sonucu ortaya çıkan yargılardır, değerlerdir; bakanın iç dünyası bağlamında biçimlenir; nesnenin, burada fotoğrafın, kendisinde zaten varolan özellikler değildir. Oysa teknik, bizzat o nesnenin, bakanın değerlerinden bağımsız, bilimsel olarak ölçülebilir, denetlenebilir, değiştirilebilir, istenirse yinelenebilir özellikleridir.

Foto 1: “ötekinin imgesinde anlam arayan kadın”

Estetiğin Üstünlüğü

Fotoğrafın estetiği bu teknik özellikler bağlamında, sınırlılıkları ve sunduğu olanaklar çerçevesinde oluşturulabilir; ama aynı zamanda, fotoğrafçının estetik arayışları, denemeleri, tercihleri onun teknik tercihlerini belirler. Fotoğrafçı bunu başarabildiği oranda ulaşmak istediği estetiğe yaklaşacaktır.

İnsanların neyi güzel buldukları üzerine çok fazla bilimsel çalışma vardır; fotoğraf açısından bunların “fotoğrafta kurallar” olarak formüle edildiklerini söyleyebiliriz. Evet, bunlar güzel algısını ortaya çıkartan yaygın özellikler olabilir. Unutulmamalı ki, neye güzel dediğimiz tarihsel ve kültürel/toplumsal olarak çok değişkenlik gösterir. Sadece tarihsel ve toplumsal değil aynı zamanda bireysel olarak da değişkenliğe açık bir alandan söz ediyoruz. Yani, bu noktada, sanatçının yaratıcılığını dikkate almalıyız. O sanatçının neyi güzel bulduğu, illa da o tarihsel dönemde, o özgül kültürel toplumsal grupta yaygın olarak güzel bulunan şey olmayabilir. Formüle edilmiş kurallara uymak ya da bunları zorlayarak aşmak, yaratıcılığa kapı aralamak anlamına gelecektir. İşte burada, sanatçının yaratıcılığı ve bundan aldığı haz devreye girmektedir. 

Yaratıcılığın Hazzı

Sanatçı haz peşindedir; yaptığından haz aldığında, “hah, işte bu oldu” der; izleyen de haz peşindedir; bir sanat yapıtını algıladığında, “etkilenme, onu güzel bulma” peşindedir; bu ikisi çakıştığında, yaratıcının haz duygusu izleyiciye de geçer ve izleyici de, bu duygusal değişimle birlikte, edilgen bir alıcı/sanat tüketicisi olmaktan çıkar, o da algıladığı yapıtı kendi iç dünyası içinde yeniden üretir, adeta yeniden inşa eder. Yaratıcının öznelliği, kullanılan tekniklerin sınırlılıkları ve olanakları bağlamında yapıtta nesnelleşmiş ve ardından izleyici de, bu nesneyi, yapıtı kendisindeki algı ve etkilenmeler üzerinden kendisinin kılmış, öznelleştirmiştir. 

O sanat yapıtının ürettiği anlam bu duygusal haz kapısından geçer; zihnimizin anlam inşa eden düzenekleri bu duygusal işaretlerle harekete geçebilir; dolayısıyla, duygusal olarak etkilenmediğimiz bir süreçten anlam üretemeyiz.

Foto 2: “ötekinin imgesinde anlam arayan adam”

Yapıt, burada fotoğraf, iki özne arası duygusal ve zihinsel etkileşimin nesnel alanıdır, bu etkileşimin haz doyuran yatağıdır.

Böylelikle, “fotoğrafçının iç dünyası – fotoğraf makinası – dış gerçeklik – fotoğrafı izleyenin iç dünyası” arasında bir etkileşim inşa edilmiş olur. Bu etkileşim ne kadar yeni anlamlara kapı açıyor; hangi anlam çağrışımlarını harekete geçiriyor; hayatlarımızı anlamlandırma çabalarımızın neresinde yer tutuyor gibi sorular ortaya çıkacak sanatsal hazzı biçimlendirecektir; hem fotoğrafçının hem de izleyenin hazzını.

Bu nesnel aracı ne ölçüde yaratıcının öznelliğini içeriyorsa, izleyenin de o ölçüde öznelliğini içerme olasılığı taşır. Bunlar ne kadar birbirlerine yaklaşırsa, yapıtın o kadar evrensel hümanizmaya yaklaştığını ileri sürebiliriz. 

Sonuçta, bir sanat yapıtının, burada fotoğrafın, onu yaratan ve izleyen iki öznenin, öznelliklerinin etkileştiği bir anlam arayışı ortamına dönüşebildiği oranda bir iz bıraktığını öne sürebiliriz.

Fotoğrafa merakı geçen yüzyılda, 70’li yılların ikinci yarısında, üniversite yıllarında başladı; sanata, edebiyata, resme, şiire, saza söze, arkeolojiye, tarihe meraklıydı oldum olası; giderek dünyayı değiştirmeye, tıbba ve psikiyatriye merakı da aynı yıllara rastlar. Tank gibi bir Zenith TTL makinayla dolanırdı ortalıkta. Güneşli havada 125’e 16, merdiven altında karanlık oda, ah bir 400 ASA’lık film alabilsek de, çekebilsek yarı karanlıkta. Her biri 36 kare, aman hemen bitmesin, yanında yedek film var mı, nasıl çıktı acaba, gel de bekle bir hafta, derken, fotoğraf öğreneceğim diye sabırlı olmayı öğrendi bir de. Beklemeyi, zamana inanmayı öğrendi.

“Yeni Fotoğraf” dergisinin çıkışını heyecanla her ay alışını, üç arkadaş evin alaturka tuvaletini karanlık odaya çevirişlerini, bol fotoğraf çekmeden bu işin öğrenilemeyeceğini anladıklarında, film masrafını kısmak için, Sirkeci’den 300 metrelik film alıp onu kasetlere bölüp bol bol siyah beyaz fotoğraf çekişlerini, o günlerden kalan görüntüleri; Alsancak’ta ayı oynatan adam ve ayısının görüntülerini, Kayseri’de çeşme başında oynayan çıplak çocukların, İzmir’de Cumhuriyet Meydanı’nda büyük mitinglerin görüntülerini, ille de kordon görüntülerini hayal meyal hatırlıyor.

Ardından, uzun bir ara girdi fotoğrafla arasına. Psikiyatri eğitimi ve uzmanlığıyla artık makinasız fotoğraflar çekmeye dönüştü adeta bu merak. Yardım için başvuran kişileri dinlerken kendi zihninde onların fotoğraflarını çekmeye, onların iç dünyalarını, duygu hallerini zorluklarını, hayat mücadelelerini zihninde imgelerle canlandırmaya dönüştü bu merak. 80’li yılların başlarından itibaren artık mesleğine gömülmüştü. Araştırma yapmak, ders vermek, klinik pratik, meslek örgütlenmelerinde aktif görevler üstlenmek ve bu görevleri bağlamında yüzün üzerinde ülkeye seyahat etmek, konferans vermek. Buralarda mutlaka sanat müzelerini, az da olsa fotoğraf müze ve sergilerini ihmal etmedi; tabii, elindeki genellikle kompakt makinaların deklanşörüne gelişine basmayı da.

Altmışından sonra, taa gençlik yıllarından beri uzaktan beğeniyle izlediği İFSAK’ta kurs görme zamanı bulabildi; ardından, fotoğrafın günlük hayatında kapsadığı zaman, alan genişledi. İFSAK’ta Temel Eğitim Semineri, ardından, Pitoresk projesi, Çekim Teknikleri, Portre, Makro, Uzun Pozlama dersleri, çalışmaları, Semt projesi çalışmalarında, katılabildiği fotoğraf gezilerinde rastgele, gelişine fotoğraf çekmemeyi öğrendi. Ortaya çıkmasını istediği fotoğrafı, önce zihninde kurgulamayı, onu mümkün olduğunca önce zihninde tasarlayıp görmeyi, imgeleştirmeyi, ardından dış dünyayı bu zihnindeki tasarıya göre gözden geçirmeyi, dış dünyanın kontrolü dışı olan gerçekliklerini dikkate alan bir bakış açısı benimsemeyi, mümkünse dış dünyaya az da olsa istediği biçimi vermeyi ve elindeki teknik olanaklar çerçevesinde zihnindekinin mümkün olup olmadığına karar vermeyi ve teknik ayarları / düzenlemeleri buna göre yapmayı öğrendi. Dış dünyadan edindiği izlenimleri iç dünyasında kurgulayıp / tasarlayıp, sonra bu tasarımı dış dünya ve teknik olanakların sınırlılıklar çerçevesinde, dış dünyanın içinden çekip çıkarması ve fotoğrafa dökmesi gerektiğini öğrendi. Fotoğrafın “çekilen” değil, “yapılan” bir şey olduğunu; fotoğrafı “çekmek” değil, “yapmak” gerektiğini öğrendi.

Fotoğrafın, dış dünya ile iç dünyasını birleştiren bir araç olduğunu; dış dünyayı
kendisine göre yeniden inşa ederken iç dünyasını zenginleştiren bir araç olduğunu kavradı.

Bu yüzyıla devrilmişti zaman; sayısallaşan bol renkli dünyada, “tekniğin önceliği, estetiğin üstünlüğü, yaratıcılığın hazzı” der durur oldu; bu dediğinin peşine düştü. Fotoğrafın “makinenin çektiği birşey değil, fotoğrafçının yaptığı bir şey” olduğunu kavradı. Kısaca, hayatına “fotoğrafça bir anlam katma” peşinde bir fotoğraf meraklısı.

Yorum Sayıları: 11

  1. Levent hocam, kalemimize sağlık, özgeçmişinizi de hayranlık ve keyifle okudum 😊

    • Oğuz hocam, güzel destekleyici sözlerin, beni ilerisi için yüreklendiren sözlerin için çok teşekkürler

  2. Her yönüyle mukemmel olan değerli insan, fotoğrafa bakışının psikiyatri de gösterdiği hassasiyet ve naifliği de içermekte olduğunu görmek mutluluk veriyor.
    Sevgiler, kardeşim

    • Değerli arkadaşım Yusuf, uzun yıllardır görüşemesek de, geçmişte birlikte paylaştıklarımızın yaşadığını görmek çok güzel; saol, varol!

  3. Canım hocam, ne de güzel anlatmışsınız. Sizden ders alalı 17 sene oldu. Hala sizi sık sık anarım, arkadaşlarımla da anarız. Fotoğrafla ilgilendiğinizi bu yazı sayesinde öğrendim. Bende ifsak kursuna katılmıştım yaklaşık 13 sene önce.
    Yazı için teşekkürler.
    Sevgi ve saygılarımla,

    • merhaba Asuman,
      çok teşekkür ederim.
      ne kadar güzel böyle hatırlanmak, anılmak.
      ben de sık sık öğrencilerimden öğrendiklerimden söz ederim yeri geldikçe.
      bu arada, bir kere IFSAK ışığı size dokunduysa, eminim dönüp dolaşıp yine yolunuz düşecektir.
      sevgilerimle,
      levent

  4. Sevgili abim, yaratici ile izleyici iliskisini ne kadar guzel, acik ve yalin anlatmissin. Bu yazi, konu hakkinda goruslerinin cok guzel bir fotografi olmus: sozcuklerin ile yarattigin, yansittigin oznelliginin derinligi cok haz verici ve dusundurucu. Yapit ustunden evrensel humanizimaya ulasma yolu cizmen ne kadar umut verici, saol, varol! Fotoseyir defterinin yeni sayfalarini bekliyoruz.

  5. sevgili Hatice, sevgili kardeşim,
    çok teşekkür ederim yazıya ilişkin yorumların, destekleyici güzel sözlerin için.
    evet, “yeni bir hümanızma”ya ihtiyacımız var; bu yöndeki, yıllardır bilim üzerinden süren arayışlarımı, fotoğraf sanatı üzerinden arayışlara taşımaya çalışıyorum bu aralar. dolayısıyla, fotoseyir devam edecek, edebildiğince…
    sevgilerimle,
    levent

  6. Levent bey çok beğendim yazınızı. Bir insanın kendi fotoğrafçılık geçmişini ve bu güne uyarlayışını okumak çok zevkliydi… Umarım bir gün ben de güzel fotoğraflar çekerim. Diğer yazılarınızı merakla bekliyorum, İzmir’den sevgiler…

  7. merhaba,
    çok teşekkürler; İzmir’den, sizden böyle destekleyici, yüreklendirici sözler duymak çok güzel.
    sevgilerimle,

  8. Teşekkürler Levent hocam. Sizi foto atölyelerdeki paylaşımlarda keyifle dinlemeye alışığım, biraz geç kalmış olsam da yazılarınızı da aynı keyifle okumaya başladım. Elinize sağlık.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf