Büyükada Aya Yorgi Dilek Günleri

/

Bir varmış, bir yokmuş; İstanbul’un eski zamanlarında yaşayan fakir bir çoban varmış. Bir gece çobanın rüyasına, Hristiyanlığın Ortodoks mezhebinin cefakar azizlerinden olan ve bu yolda sayısız kez  ölümlerden dönen, Aya Yorgi girmiş. Aziz, çobana Büyükada’nın Yüce Tepe’sine tırmanmasını çan sesi duyduğu anda bulunduğu yeri kazmasını söylemiş. Bu acayip rüya üç kez tekrarlayınca çoban, var bunda bir iş, deyip yalınayak başı kabak 204 m. yükseklikteki Yüce Tepe’ye çıkan “Azap Yolu’nu” tırmanmaya başlamış. Çan sesi kulağına gelir gelmez kazıya başlayınca, Bizans zamanında keşişlerin vandallardan korumak için gömdüğü kutsal ikonaları bulmuş. Ve öyle rivayet olunur ki; bu tarih 23 Nisan’mış ve bu gün Ortodoks mezhebince Yorgolar’ın İsim Günü olarak “kutsal gün” ilan edilmiş. 

Gel zaman git zaman, Azap Yokuşu ve bu yokuşun sonundaki Aya Yorgi Kilisesi ve Ayazması bütün inançlarca kutsal kabul edilmeye başlanmış. Hayatta istediğini bulamayan insanların dilek tutmak için başvurdukları bir tür hac yolculuğuna evrilmiş. 

İnsan, dünya üzerinde var olduğundan bu yana doğanın ve kaderin baş edilmez yazgısından kendisini korumak için ritüeller icat etmiş. Bu ritüellerde bir takım objelere kutsallıklar atfederek baş edemedikleri bu büyük güce kutsal objeler yoluyla ulaşarak yaşamlarındaki olumsuzlukları aşma yoluna gitmişlerdir. Arkaik toplumlardaki ayinler, temellerini geçmiş zamanlarda bulabileceğimiz, günümüzde de devam eden çeşitli özel gün ritüelleri hep insanlardaki bu çaresizlik duygusunu alt etmenin yolunu arama-bulma çabasının bir ürünüdür, bir bakıma. 

İşte bu sebeptendir ki; bir 23 Nisan günü şehirden vapurla Büyükada’ya gitmek için yola koyulursanız tıklım tıklım insan kalabalığıyla yarı yarıya suya gömülmüş vapurları görünce ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacağınızdan ben eminim. Kimler yoktur ki bu yolcuların içinde: Sevgilisinden ayrılmış mutsuz aşıklar, ev araba sahibi olmak isteyen dar gelirliler, çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar, terfi bekleyen memurlar, piyangoya hayallerini ve ümitlerini bağlamış şanssızlar, üniversite kazanmak isteyen öğrenciler ve daha kimler kimler…

Ada’ya vardığınızda korkunç bir fayton karmaşası karşılar sizi (bu yıl elektrikli minibüsler almış faytonların yerini). Yol uzundur, benim gibi uzun yol yürüyüşçüleri için mesele değildir ama çoğu insanın gücünü aşar Azap Yolu’na ulaşılacak mesafe. Yokuşun eteğine vardığınız anda insanların bir dala bağladıkları ipin ucunu koparmadan tepeye ulaştırmak için gösterdikleri gayrete şahit olur ve hayretler içinde kalırsınız. İp koparsa, dilek ritüeline göre, hayaller ve dilekler Marmara’nın mavi, derin sularına gömülür çünkü. 

Azap Yokuşu zorludur.

Kimi radikal inançlılar çobanın geleneğine uyarak çıplak ayakla, dillerinde dualarla tırmanırlar taşlı topraklı hac yolunu. Burası yurdumuzdaki, Efes Meryem Ana Evi ile birlikte, iki hac merkezinden biridir. Bir tür yarı hacı olurlar bu tepeyi tırmanan Ortodoks mezhebine bağlı inançlılar. 

Aya Yorgi Kilisesi ve Ayazmasına ulaşanların ritüelleri ise ayrı bir alemdir. Dileklerinin gerçekleşmesi için mum yakanlar, dallara bez parçaları, renkli kurdeleler bağlayanlar. Hatta rivayet olunur ki, bu yıl koronadan dolayı dallara bolca maske de bağlayanlar olmuş. 

Ve herkesin dilinde mırıl mırıl dualar…dualar…dualar…

Her rengin ayrı bir anlamı vardır dilek ritüelinde. Kırmızı aşk dilekleri, beyaz sağlık ve huzurlu yaşam dilekleri, mor da çocuğu olmayan kadınların dilek rengidir. Ellerinde okunmuş kesme şeker kutularıyla gezip size ikramda bulunan geçmiş yılların şanslılarını da görürsünüz dilek tepesinde. Artık olacağı mı vardır, yoksa bu kutsal addedilen tepeye tırmanışın getirdiği bir şevk ve gayret midir, bilinmez, bazı dilekler sahiden gerçekleşir. Mutsuz insanların yüzlerini bir yıl sonrasının hayali yalar geçer, şeker dağıtan mutlu geçmiş yıl dilekçilerinin güleç yüzlerini görünce.

Dileğimizi diledik, duamızı ettik bütün ritüellerimizi yerine getirdik artık umutla ve gönül rahatlığıyla eğlenmek bizim de hakkımız, değil mi? 

Yüce Tepe Büyükada’nın, muhteşem manzarasıyla öne çıkan en yüksek tepesidir. Marmara ayaklarınız altındadır. Yalova, Çınarcık sahillerini, İstanbul’un siluetini ve hatta hava puslu değilse Uludağ’ın henüz erimemiş karlı tepesini aynı anda göreceğiniz muhteşem bir tepedir Yüce Tepe. Oturun kayalıklara hülyalar içinde seyre dalın Marmara’yı, ya da kilisenin yanındaki kafeteryada bir şeyler içip Ada’nın üzümlerinden yapılan şaraptan tadın (Tabii o eskidenmiş. Şimdilerde şaraplar Bozcaada’dan filan geliyor herhalde.) 

Yedik içtik, ama artık çok fazla oyalanmayın buralarda. Şehre dönüş, kalabalık dolayısıyla, çileli mi çileli olacak çünkü.

Umutlarınızın her zaman kolayca ve en güzel şekilde gerçekleşmesi dileklerimle…

Notlar:

  1. Fotoğraflar yıllar önce gerçekleştirdiğim “Büyükada Aya Yorgi Dilek Günleri” projesinden karelerdir. 
  2. Kilise içinde fotoğraf çekimine izin verilmiyor. Ben özel izinle gerçekleştirdim bu projeyi.    

ÖZGEÇMİŞ
Hatice Ezgi Özçelik

İstanbul, Erenköy doğumlu.
1996 East Texas State University-Commerce (şimdiki Texas A&M University)
Grafik ve Fotoğraf bölümleri mezunu.

İlk fotografik çalışmaları Cyanotype, Van Dyke, Gum Bichromate üzerineydi. O yıllarda bu içerikte iki dönemsel sergi açtı.
Daha sonra Siyah&Beyaz fotografik çalışmalara yöneldi.

ABD’den yurda dönüşünden sonra Burgazada'da yaşamaya başladı.
Burgazadalı büyük hikayeci Sait Faik'in de etkisiyle Ada’yı, Ada’nın kış yalnızlığını, denizleri, martıları, vapurları ve balıkçıları fotoğrafladı.

Kavramsal fotoğraf üretimlerinin yanı sıra Dünya’nın ve özelde İstanbul’un karşı karşıya kaldığı değişimi fotoğraflamak ve tarihe bir belge bırakmak amacıyla yoğun bir belgesel çalışması içinde buldu kendini.

Çalışmalarını çeşitli kişisel ve karma sergiler, Fotoğraf&Edebiyat buluşmaları (Aksanat) ve multimedya gösterileri aracılığıyla izleyicilerine sundu.

Fotografik çalışmalarını fotoğraf editörlüğü, İFSAK Blog’da röportajlar ve çeşitli proje danışmanlığı faaliyetleri ile birlikte yürütmektedir.
İFSAK ve FOTOGEN fotoğraf dernekleri üyesidir.

Sergiler
1994 “Tarihe Farklı Bir Bakış” (deneysel fotoğraf) Eastfield College, Dallas ABD
1996 “Deneysel” East Texas State University-Commerce, ABD
2002 “Ada’nın Kışı” Burgazada İskelesi
2004 “Sırça Düşler” TZTK, Tünel
2004 “Sırça Düşler” Türkiye Genç İşadamları Derneği, Odakule
2005 “Sırça Düşler” Sait Faik etkinlikleri, Burgazada
2006 “Prens Adaları” 1. Istanbul Fotoğraf Bienali (karma)
2008 “AdalarDenizlerMartılarVapurlar” İDO Şirket-i Hayriye Sanat Galerisi
2009 “İZ” Cumhuriyet Sanat Galerisi Taksim, (karma)
2014 “Di’li Geniş Zaman ve Tanık” İFSAK GALERİ
2014 “Dİ’li Geniş Zaman ve Tanık” Barış Manço Kültür Merkezi Galerisi, Kadıköy
2015 “An ve Sonsuzluk” (Danışman) BMKM Galerisi, Kadıköy
2015 “An ve Yanılsama” BMKM Galerisi, Kadıköy
2017 “Gökten On Elma Düşmüş“(Danışman) İFSAK GALERİ
2019 “İçinden Tren Geçmeyen Gar-Haydarpaşa-ı-“ BMKM, Kadıköy

Sanatçının çekip hazırladığı büyük hikayeci Sait Faik foto-grafisi “Bir Hikayeci, Bir Şair, Bir Yalnız Adam” ve Burgazada’daki Rum kültürünü de yansıtan “Sait Faik’in Adası-BURGAZADA” multimedya gösterileri YouTube video sitesinde izlenebilir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Foto Röportaj

Oltanın Beri Tarafı

İstanbul’un gözde ilçelerinden Kadıköy’de, Fenerbahçe Stadyumu ve Yoğurtçu Parkı komşuluğunda denize dökülen ve yılan hikâyesine dönmüş

Harem’in Yükü

Bu yazı Belgesel LAB üyelerinden İsmail VATANSEVER tarafından hazırlanmıştır. Harem Otogarı Harem Otogarı İstanbul’un Anadolu yakasında