Christian Boltanski’nin İnsanları

/

Hristiyan bir anne ile Yahudi bir babanın çocuğu olarak, II. Dünya Savaşı sonunda dünyaya gelen Christian Boltanski, yaşamının önemli bir kısmında, Yahudi Soykırımı’nın hatıralarına tanıklık eder. Boltanski’nin sanatına savaş sonrası hatıraların yön verdiği söylenebilir.(1) 1960’lı yıllardan itibaren Yahudi Soykırımı ile ilgili biriktirdiklerini, kutu, giysi, fotoğraf, hatıra eşyaları, spot gibi farklı malzemeleri yeni bağlamıyla birleştirdiği yerleştirmeler yapar. Christian Boltanski, fotoğraf çalışmalarında kendi çektiği fotoğrafları kullanmak yerine arşiv belgeleri, aile albümleri, gazete görselleri, nüfus kayıtları gibi buluntu görsellerden yararlanır. Bu fotoğrafları kişisel kimliklerden ziyade kolektif kimlik ve hatıralara tanıklık amacıyla kullanır.(2) Boltanski’nin yaşam öyküsünden ve toplumsal hafızadan izler taşıyan çalışmaları, “izleyiciyi ölüm ve yaşanan trajedi üzerine düşünmeye, sorgulamaya yönlendirmektedir.”(3)

Yaptığı birçok yerleştirmede buluntu fotoğrafları kullanan Boltanski, Dada sonrası sanatta yeni bir kavram olan hazır-nesneyi, fotoğraf bağlamında kullanarak, kimin çektiği belli olmayan fotoğraflarla yeni bir gerçeklik kurgular. Bir fotoğraf sanatçısının gözünün seçimi olmayan, anonim diyebileceğimiz birden fazla gözün üretmiş olduğu bu doğrudan fotoğraflarla Boltanski, kişisellikten çok kolektifliğe vurgu yapar. Üstelik, çok sayıda fotoğraf çeken insanın belge ve hatıra amaçlı çektiği söz konusu bu fotoğraflar bir belgesel fotoğrafçının çektiği fotoğraflardan daha da fazla gerçeklik hissi verir, hayattan ayırt edilemez ve daha objektif görünür. Fotoğrafın çağdaş sanattaki kullanımı diyebileceğimiz bu yeni yaklaşım; fotoğrafı bulmak, seçmek, yan yana getirmek, başka nesneler ve yazılarla ilişkilendirmek, yeni bağlamlarda değerlendirmek gibi öğeleri beraberinde getirir. Sanatçının İnsanlık (Humanity) adlı çalışması onun fotoğrafı kullanım tarzını, savunduğu görüşü ve insana dair yaptığı eleştiriyi incelemek açısından önemlidir.

Boltanski “İnsanlar” adlı yerleştirmesinde, 2. Dünya Savaşı yıllarında çekilmiş olan 1200’den fazla fotoğrafı kullanır.

Bu fotoğraflar, savaşa katılan Alman askerlerinin günlük hayatından kesitler yansıttığı gibi, kurbanların kimlik ve özel görüntülerini, savaşa katılmayan İsviçre gibi ülkelerde yaşayanların günlük hayatlarını içerir. Suçlular, kurbanlar ve tarafsız duranlar aynı albümdedir, tıpkı hayatta olduğu gibi. Fotoğraflarda soykırım görüntüleri yoktur; kurbanların aile albümünden günlük hayatları, okul ve kimlik görselleri, Alman askerlerinin aileleri ile geçirdiği mutlu anları, Almanların kır gezintileri ve bardaki buluşmalarını, savaş dışında kalan ülkelerin insanları ile İsviçreli ailelerin boş zamanlarından fotoğraflar yer alır genellikle. Boltanski’nin farklı kaynakları araştırıp derlediği ve yeniden çekerek ürettiği bu fotoğraflar, sergi mekanında bir insanlık albümüne dönüşür. Bu yeniden fotoğraflamada fotoğraflar keskinliğini biraz daha yitirir, belirginlikten uzaklaşarak anonimleşir.(4) Bu albümde, üniformalı ve üniformasız suçluların, kurbanların ve aynı dönemde yaşayan diğer insanların yan yana sergilenmesi, anlatımda tekilliğe yol açmak, eşitlemek ve aynılaştırmak anlamında değildir. Boltanski bu farklı fotoğrafların yan yana kullanılmasını şöyle açıklar: 

Hepsini karıştırdığımda artık kimlikleri yoktu. Gösteri ‘İnsanlık’ adını taşıyordu, çünkü bu insanlar hakkında söyleyebileceğimiz tek şey insan olduklarıdır. Fakat onların iyi ya da kötü olmalarını yargılayamayız. Aynı kişinin gündüz sizin hayatınızı kurtaracağına, ama yine de öğlen sizi öldürmeye teşebbüs edeceğine inanıyorum. Bu, insanların kötü olmasından değildir; belki de her ülkede insanların sadece yüzde beşi beklenildiği gibi davranmayı reddeder. Fakat çoğu insan ne iyidir ne de kötü. Onlar sunulan koşullara göre hareket ederler.(5)

Boltanski burada tüm insanların yaşadığı konformizme değinmektedir.

Bir Alman askerinin sabah katliam yapıp ertesi gün doğum gününe katılıp mutlu aile tablosu içinde yer alması, eşiyle ya da arkadaşlarıyla mutlu bir hafta sonu geçirmesi, toplama kamplarındaki Yahudilerin ölümü beklemeleri ya da aynı dönemde İsviçreli bir ailenin gittiği hafta sonu pikniğinde aile fotoğrafı çektirmesi; insanın konformist gerçeğini ortaya çıkartıyor. Büyük çoğunluk verili koşullarda kendinden istenen ne ise onu yapar, bir emir kulu olsun ya da olmasın çoğunluğun davranışlarına uyar, bulunduğu kabın şeklini alarak yaşama devam eder, bu insanın en önemli yaşama refleksidir belki de; uyum göstermek.

Boltanski’nin dediği gibi, “her ülkede insanların sadece yüzde beşi beklenildiği gibi davranmayı reddeder” belki ama geriye kalan insanlar reddetmek yerine uymayı tercih eder. Boltanski burada insanlığı, suçlu-kurban-izleyen olarak değil, bunlarla birlikte bu davranışı belirleyecek olan, uyum gösterme özelliği nedeniyle eleştirir. Bu tutum hayatlarının bir süre daha normal seyrinde devam etmesini sağlar, karşı koymak ise hapis, işkence, eziyet ve ölüm getirebilir. Uymak, sadece insanın değil toplumsal ilişkilerdeki iktidarların ve de politik iktidarın da aynı şekilde ömrünü uzatmasına neden olur. Karşı koymak ise, hem insanların hem de iktidarların sonlanması için beklenen kıyametin habercisidir. 

Kaynakça:

1- C.Arzu Aytekin, Ezgi Tokdil, Antroposofik Bağlamda Çağdaş Sanatta Otoetnografik Yöntem ve Otobiyografik Olgular, Ulakbilge Sosyal Bilimler Dergisi, s.67-87, 2017, Cilt 5, Sayı 9, Ulakbilge.com (22.01.2019) s. 77

2- Aytekin, Tokdil, s. 76

3- Aytekin, Tokdil, s. 78

4- Contacts Documantary Series Vol-3 Conceptual Photography, “Contacts Vol3 Christian Boltanski”, 11.49 mins, USA, Canada, Studio Arte, 2005, vimeo.com (22.01.2019)

5- Arzu Yayıntaş, Türkiye’de Çağdaş Sanat İçinde Fotoğrafın Bugünkü Konumu, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, MSGSÜ SBE Fotoğraf Anasanat Dalı Fotoğraf Programı, 2005, s.86

1981 Erzurum’da doğdu.
Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nü bitirdi.
2003-2007 yılları arasında Dicle Haber Ajansı’nda muhabirlik yaptı.
2006 yılında Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’nde en iyi haber fotoğrafı ödülünü aldı.
İFSAK 22. Fotoğraf Günleri’ne “Yedek Parça” sergisiyle katıldı.
2009 yılından beri İstanbul’daki çeşitli dernek ve atölyelerde fotoğrafçılık dersleri verdi.
İstanbul’u terketmeden önce emlak fotoğrafçılığı yaptı, Okan Üniversitesi’nde fotoğraf dersleri verdi.
Marmara Üniversitesi GSF Fotoğraf Bölümü’nde yarıda bıraktığı yüksek lisans programını 2019 yılında“Fotoğrafta Kamu Eleştirisi: Beton” adlı çalışmayla tamamladı.
Yaşadığı yerlerde fotoğraf atölyeleri, sinema gösterimleri ve sinema söyleşileri gerçekleştiriyor. Sinema, fotoğraf, politika, avangard akımlar, sanat teorisi üzerine biriktiriyor.
Düzenli çalışmaya, rekabete, aşırı tüketime, et yemeye, kapitalizme karşı aylak bir yaşamı tercih ederek 2016 yılında İstanbul’u terkedip eşiyle beraber çoğunlukla Ege illerinde yaşıyor, para buldukça geziyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğrafın Tarihi

Fototerapinin Öncüsü: Jo Spence

Fotoğraf  insanoğlunun deneyimlerini ifade etmek için kullandığı güçlü bir duygusal araç olagelmiştir. 19. yüzyılda fotoğrafın icadından

İyi ki Doğdun İFSAK!

İFSAK kısaltmasındaki “A”, “amatörleri” kelimesinin A’sıdır. Günlük hayatta acemice yapılan işleri, çıkan sonucun yetersizliğini anlatmak için,

Bruno’nun Büyüsü

Kısa bir süre önce gördüğün dağ gibi bir insanın daha hatıralarında bir fide gibi diriyken birden

Bauhaus ve Fotoğraf

Fotoğrafta biçime önem veren Bauhaus üyeleri, portre çekimlerinde aynaları, yakın bakıştan kaynaklanan odaklanmaları, fotogram, kolaj ve

Yusuf Razi Bel (1870-1947)

Vakti zamanında satın almış olduğum 20 Eylül 1913 tarihli L’Illustration dergisinde ilginç bir fotoğraf karşıma çıkmıştı.