Çingene Düğününde Kimseler Ölmez

//

NO ONE DIES AT A GYPSY WEDDING
(Çingene Düğününde Kimseler Ölmez)

“Çingene Düğününde Kimseler Ölmez”, Arjen Zwart’ın yaklaşık yirmi yıl gibi uzun bir zaman dilimine yayılan bağımsız belgesel fotoğraf çalışmasının kitabı bu başlığı taşıyor. Çalışmasının konusu İstanbul’da yaşayan bir Roman ailesi; diğerleri gibi çoğunlukla sokak müzisyenliği ile geçimini sağlamaya çalışan hayli kalabalık bir aile. Arjen Zwart 2001 yılından beri Türkiye’de yaşayan bir serbest fotoğrafçı. Daha önce “Zift – İstanbul’un Siyah Cepheleri” başlıklı bir kitabı yayınlandı. Baştan aşağıya ateş kırmızısı bir renge bürünmüş bu yeni kitabının kapağındaki başlık altın renginde yazılmış. Gizemin simgesi olan bir gül deseni başlıkla bütünleşik halde kapağı süslüyor. Gülün kırmızısı desenin dışına taşmış, bez ciltle kaplı kitabın ön ve arka yüzünü, sırtını, hatta sayfaların dışarıdan görülen kesik yüzlerini bütünüyle kaplıyor. 

Wedding in Alemdar 2003

Fotoğraflardan sonra yer alan metin bölümünde, çarpıcı bir cümle karşılıyor okuyucuyu: “Herkes çingene olamaz.” Roman müzisyen Ramazan’ın bu ifadesi, izleyiciyi belli bir bakış noktasına hapseden ve kitaptaki fotoğrafların gizemini artıran hayli baskın bir cümle. Diğer yandan böyle bir cümle, kolektif bilinçaltının bir arketipi olan ‘çingene’ kavramı üzerine düşünmek gerekliliğini akla getiriyor.  
Arjen, Romanlarla ilk karşılaştığı çocukluk yıllarından söz ediyor. Hollanda’da yaşadıkları kasabanın yakınlarına karavanlarıyla gelen Romanların kamp kurdukları bir yaz mevsiminden. Tüm kasabalıların onlardan söz ettiğini anımsıyor. O gizemli kampın yanından geçmek zorunda kaldığında, vahşi çocuklarla karşılaşmamak için bisikletini nasıl hızlıca sürdüğünden bahsediyor.
Sonra bir gün geldikleri gibi âniden gidiverişlerinden… 2001 yılında bir gün Arjen, Kadıköy’de iskele civarında darbuka çalan küçük Mustafa ve babası Sezgin’in keman ezgilerine kulak verdiğinde de  aynı heyecanı duymuş olmalı ki bu aileyi birkaç hafta sonra, Alemdar’daki evlerinde ziyarete gidiyor ve bu ziyaret, bu fotoğraf projesinin başlangıcı oluyor.  

Kadikoy 2001 – Roma women.

Çingeneler (Roman mı  demeli, hep kararsızlık yaşarım), asırlar boyunca batıya doğru süren göçleri sırasında, bir toprağa bağlanmadan, kendilerini bir millet olarak ilan etmeden geleneklerini sürdürmüşler. Ahmet Haşim, zamanımızın şamanlarını: “Çingene, insanın tabiata en yakın kalan güzel bir cinsidir. Zannedilir ki, bu tunç yüzlü ve fağfur dişli kır sakinleri, insan şekline girmiş birtakım neşeli yeşil ağaçlardır. Çingene, bizzat bahardır.”(*) diye tanımlar. Müzik onların adeta ikinci dili olmuş, göçleri sırasında sürekli değişen iklim, manzara ve kültürler, coşkulu ruhlarını beslemiş, ezgilerine zenginlik katmış. Yine de özgür ama içe  kapanık yaşam biçimlerini değiştirmemiş. Karşılaştıkları coğrafyalarda, Romanların kendine has kültürünün yarattığı etki yerleşik topluluklarda olumsuz ön yargılara yol açmış ve Romanların diğer toplumlarla bütünleşmeleri hep sancılı olmuş.


Düzce’de geçen çocukluğumdan hatırlarım; komşu mahallemizde çingeneler yaşardı. O ‘çingene mahallesi’nin bir sakini, Binnaz Abla, evimize temizliğe gelirdi. İlkokulda sınıf arkadaşlarım oldu o mahalleden. Ortaokul ve lise sıralarında ise onlar yoktu! Nasıl eksildiklerini hatırlayamıyorum… İlkokulu bitirebilenler, geleneksel sistemin bir figürü haline dönüşerek görüş alanımdan uzaklaşmışlardı. Şehri ikiye bölen Asar Çayı kıyılarında demircilik, kalaycılık, sobacılık gibi işlerle ilgilenirler, hayvan ticareti, panayırcılık, müzisyenlik yaparlardı. 1999 Düzce depreminden sonra tüm mahalle devlet eliyle, İstanbul Sulukule’de yapıldığı gibi, şehrin uzak bir bölgesine gönderildi. O mahallenin yerinde şimdi TOKİ konutları bulunuyor. Toplum olarak Romanlar hâlen ayrı bir katman olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Aralarında ünlü müzisyenler, meslek sahibi olarak refaha kavuşmuş bireyler var.

Alemdar 2005 – Sezgin & Suzan

Vurgun ailesinin (müzisyen Sezgin ve eşi Suzan) Alemdar’daki yaşamlarına yakından tanıklık ettiğinden beri “Türkiye’de bu kadar çok Romanın yaşadığınının farkında değildim.” diyor Arjen. Fotoğraf çalışması, beş çocuklarıyla Vurgun ailesi ve yakın çevresinin yaşamından bir dönemi yansıtıyor. Ayrılıklar, boşanmalar, tekrar barışmalar, düğünler, yoksulluklar bu sürecin ayrılmaz parçaları. Kitabın metin bölümünde, fotoğrafların duygusunu pekiştirmeye yardımcı olacak, anlamı bütünleştirecek Vurgun ailesinin soyağacı şeması bulunuyor, tıpkı Gabriel Garcia Marquez’in “Yüzyıllık Yalnızlık” romanında, ilk sayfalarda yer alan Buendia ailesinin soyağacı gibi.  

Kadikoy 2006 – Grup Kadikoy buskin . L-R; Yuksel, Ramazan, Sezgin. The boy is Attila.

Fotoğraflar, Arjen’in gözüyle Romanların yaşamından üç bölüm sunuyor: Sokaktaki ve evdeki yaşam, bütün yönleriyle bir Roman düğünü ve mahalle yaşamı. Metin bölümünde ise Arjen en başından başlayarak Vurgun ailesiyle olan ilişkilerini, izlenimlerini anlatıyor. Karşılaşmaları sırasında çektiği   renkli anı fotoğraflarından birkaç tanesiyle birlikte… Tasarımıyla, kaliteli malzemesiyle ve özenle basılmış siyah-beyaz fotoğraflarıyla bu albüm, ülkemizde gerçekleşen bağımsız belgesel fotoğraf projeleri arasında çok özel bir yer edinmeyi fazlasıyla hakediyor. “Çok şey öğrendim; bu insanların kim olduklarını, nasıl yaşadıklarını ve Roman olmanın ne demek olduğunu… Evlerinde bulundum, misafir oldum, uyudum, günlük yaşamlarına tanıklık ettim. Onları seviyorum. Beni, önyargısız olarak kabul ettiler; sevgimiz karşılıklı. Onlar benim Roman ailem”.

Behiye, a roma woman with the traditional dowry (Chicken & Raki).

Bu sözler kitabın kapanış cümleleri ve Arjen’in, iyi bir belgesel fotoğrafçısı olarak, konu edindiği insanlarla kurduğu güçlü ilişkinin ifadesi.  Tabi ki öncelikle fotoğraflar, kelimelerle ifade edilemeyecek olanı, doğrudan fotoğrafın tarifsiz gücüyle aktarılabilecek olanı geçiriyor izleyicisine. Bu yaklaşım, yalnızca var olanın tespiti değil, şimdi ve burada var olan üzerinden erişilebilecek bir varoluş arayışı. Bu yolculuğa katılacaklar için çingene de Roman da aynı anlamın farklı isimleridir sadece.

Dudullu 2012- Wedding party

(*) Hasan Aydın. Çingene Öyküleri (Antoloji), İnkılâp Kitabevi, 2004.

Kitap hakkında:

NO ONE DIES AT A GYPSY WEDDING
Kitap Alt Başlığı: İstanbul’da Bir Roman Ailesi
Arjen Zwart – kendi yayını
83 siyah-beyaz fotoğraf
192 sayfa, 17 x 21,5cm
Mas Matbaa, İstanbul, 2021
Dili: İngilizce
www.arjenzwart.com
arjenzwart57@gmail.com

1958’de Düzce’de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi, Bilgisayar Programcılığı ve Anadolu Üniversitesi, İktisat Fakültesi mezunu. Çeşitli kuruluşlarda Bilgisayar Programcısı ve Sistem Analist olarak çalıştı. 1989 yılında İfsak’a üye oldu. 2000 yılında mesleğini terk ederek, kendini amatör olarak ilgilendiği fotoğrafa adadı. Şu anda serbest fotoğrafçı olarak çalışarak, belgesel nitelikli fotoğraf projeleri yürütüyor. “Panayır-The Country Fair” başlıklı kitabı 2008’de ve bu çalışmanın devamı niteliğinde “Yular” kitabı 2017’de yayınlandı. 40’ından sonra yapılabilecek en güzel şey olan Felsefe eğitimini, biraz geç de olsa, İstanbul Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinde tamamladı.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf