Dün Yağmur Yağacak

/

Saatin altında yazardı; “Bir bakıyorsunuz üç, bir bakacaksınız hiç…” 

Özdemir Asaf 

Özdemir Asaf’la tanıştınız mı? Konuştunuz mu? Sohbet ettiniz mi? Ben tanıştım. Şiirlerindeki gibi az kelimeyle çooook uzun sohbet yaptık. Özdemir Asaf -bana göre- Türk şiirinin, hadi abartmadan ifade edeyim; dünya şiirinin en az kelime ile hikâye ve roman yazabilen en büyük filozof şairidir.  

Bilimde Albert Einstein’ın izafiyet teorisi olan “E= m*c2” ile örnek gösterilebilir. Ancak Einstein bu teoriyi anlatmakta ve insanların anlayacağı şekilde açıklamakta epeyce zorlanmıştır. Albert Einstein bir sohbetlerinde Özdemir Asaf’a şöyle der; 

Bilim adamları bu teoriyi anlamakta zorlanıyorlar. İnsanlara nasıl anlatacağımı ise bilmiyorum. Bu da beni karamsarlığa boğuyor.  

Özdemir Asaf’ın cevabı şu olur; 

  Bak “Al” (Özdemir Asaf, Enstein’a hep “Al” diye seslenmiştir), sen açıklamalarını bilimsel yapmaya çalışıp rakamlar ve formüllerle insanları tüketiyorsun. Halbuki teorini felsefi olarak ele alsan çok kolay ve ortaya koyduğun formül gibi çok kısa bir ifadeyle açıklayacaksın.  

Al şaşırır ve biraz düşündükten sonra öyle bir şeyin olabileceğine inanmayıp sözlerine biraz da sinirli bir şekilde şöyle devam eder; 

Yahu kolay bir şeymiş gibi söylüyorsun. Madem böyle düşünüyorsun sen yap da görelim. 

Özdemir Asaf kalın bıyıklarının örttüğü dudaklarında belli belirsiz bir gülümse ile sorar; 

Ne zamana yetiştirmem lazım? 

Al, bir kez daha şaşkınlıkla ve artan sinirle inanmayarak cevap verir; 

Yap da ne zaman olursa olur.  

Özdemir Asaf fırsatı kaçırır mı, taşı gediğine koyuverir; 

Hiç olur mu? Çok geç kalırsak senin şu teorinin etkisi zayıflar… 

Artık Al dayanamaz ve “yetti gari” dercesine ayağa fırlayıp kapıya seğirtip arkasına bakmadan 

Ben gidiyorum beni haberdar edersin 

diye bağırır ve çıkar gider.  

Aradan çok uzun olmayan bir süre sonra Einstein, Özdemir Asaf’dan bir paket alır. Açtığında kısa bir notta şöyle yazmaktadır; 

Sevgili Al, vakit kaybetmeden teorini destekleyecek bir ifadeyi gönderecektim. Ama benim de o kadar hoşuma gitti ki yeni kitabımın adı olarak kullanmak istedim. Bundan dolayı olan gecikme umarım seni üzmez.

Kitabın adı “DÜN YAĞMUR YAĞACAK”’dır. 

Einstein’ın gözleri parlar ve  

İşte budur… 

Der.  

Ayrıca Stephen Hawking zamanın uzayda kırılması teorisi ile “Zamanın Kısa Tarihi – A Brief History of Time” kitabını yazma ilhamını Özdemir Asaf’ın “Dün Yağmur Yağacak” başlığından aldığı söylenir ?. Yok yok bu şakaydı. Ama biri çıkıp da bunu kanıtlayan bir belgeyi bana sunarsa hiç şaşırmam. 

Nisan ya da Mayıs aylarından birinin hafta sonu gecesinde ilk defa adımımı atmıştım. Biradan başka alkollü içkiyle de tanıştığım ilk akşamdı. Gece on’a doğru teee Topkapı’daki öğrenci yurdundan İsmet’in “kalk bak seni nereye götüreceğim” demesiyle düşmüştük yollara. Topkapı nireee Bebek nireee… İsmet İ.T.Ü. İnşaatta okuyordu. Ben de Elektronik’de. Ayni odada kalıyorduk. Çoğu gece yarıları TRT FM’de “Gece ve Müzik” programını açar, program bitmeden de uykuya dalardık. Klasik müzikle ilk tanışmam da İsmet sayesinde olmuştu.   

İlk içkim cin-fizz’i elinden alırken bıyığıyla, saç tarzıyla babamın biraz kısa boylusu olarak çok ama çok benzediğini fark etmek sonraki gelişlerimin ana sebebi olmuştu. Ahşap ve kararmış masa ve sıralar hemen giriş katında yer alırdı. Sol tarafa sıkışmış bar gibi olmayan bir bar, hemen arkasında üst kata çıkan merdiven, sağ tarafta da kitaplığın olduğu dar bir koridordan kitapların kokusunu içinize çekerek gidilen arka tarafta tuvalet vardı.  

İlk iki şiir kitabını bu kitaplıktan seçip “alabilir miyim?” diye sormuştum ve kendi elinden almıştım. İmzalatmadığıma hayıflanırım. 

İlk gözüme çarpan duvarda asılı olan saat olmuştu. Yalnızlık sıkıntısı içinde bir saniye dönüp duruyordu. Ne akrep ne yelkovan ne de rakamlar vardı. Sonrasında da her gittiğimde ilk önce bu saate bakmak alışkanlığım olmuştu. Şairin kitaplarıyla haşır neşir oldukça sonradan sonraya anlayacaktım bunun ne anlama geldiğini. İçinde bulunduğun andı önemli olan. Geçen zaman geçmişte kaldığı için, gelecek zamanında geldiğinde senin ne olacağın belli olmadığı için anlamsızdı.  

Masaların üstüne dizeleri kazınmıştı. İlk orada okumuştum, 

Bütün renkler ayni hızla kirleniyordu 

Birinciliği beyaza verdiler

ve daha birçoklarını.  

Uzun bir süre Cuma veya cumartesi akşamlarımın değişmez mekânı olmuştu. Buradan yurda yani Topkapı’ya dönmek ayrı bir âlemdi. Yürürdük. Sabaha karşı diğer öğrenciler kalkmak üzereyken biz yatardık. 

Anlamı derin olan kısa şiirlerin efendisiydi. Bir mısralık şiirine bir kitap yazılabilirdi. Filozoftu. Zekâ ve duygunun harmanlandığı şiirleri kaleme almıştı. İltifat için kendisine “muhteşem aşk şiirleri yazdığını” söyleyenlere “aşka şiir yazdığını” anlatmaya çalışırdı. 

Uzun bir aradan sonra Bebek’e indiğimde kapalı olduğunu görüp biraz sorup soruşturunca neler olup bittiğini öğreniverdim. Bundan sonra artık her İstanbul’a gittiğimde yolumu Bebek’ten geçirir olmuştum. Hep kapıda durup eliyle beni çağıracakmış gibi gelirdi. Ve bu yüzden kafamı çevirmeden hafif yan gözle süzerdim ya göremezsem diye. 

Hayatı da şiirleri gibi kısa ve anlam yüklüdür… 

Bak yüzüme, Bak sözüme 

Dünya kaçtı gözüme; Çıkamaz… 

Özdemir Asaf Kimdir? 

11 Haziran 1923 tarihinde Ankara’da doğdu. Asıl adı Halit Özdemir Arun’dur. Babası Mehmet Asaf Şura-ı Devlet’in kurucularındandır. Babasının öldüğü yıl, 1930, Galatasaray Lisesi’nin ilk kısmına girdi. 1941 yılında 11. sınıfta, bir ek sınavla Kabataş Erkek Lisesi’ne geçip 1942 yılında mezun oldu. Hukuk Fakültesi’ne, İktisat Fakültesi’ne (3. sınıfa kadar) ve bir yıl Gazetecilik Fakültesi’ne devam etti. Bu arada  Tanin  ve  Zaman  gazetelerinde çalıştı ve çeviriler yaptı. İlk yazısı Servet-i Fünun, Uyanış dergisinde çıktı. 1951 yılında Sanat Basımevi’ni kurdu ve kitaplarını Yuvarlak Masa Yayınları adı altında yayımladı. 28 Ocak 1981’de hayata veda etti.  

Önemli Not: Dün Yağmur Yağacak, yazar ve şair Özdemir Asaf‘ın 1940 ile 1980 yılları arasında yazmış olduğu hikâyelerinden oluşan bir kitaptır. Özdemir Asaf’ın oğlu olgun Arun, yazarın taslaklarını korumuş, saklamış ve olduğu gibi yayımlamıştır. Kitap, yazarın ölümün sonra basılmıştır. 

Daha önemli not: “Dün Yağmur Yağacak” yazısını içeren kitap bir bölüm olarak “Kırılmadık bir şey kalmadı” kitabında yer almaktadır. 

Kendime not: Yazının ilk tarihini 8 Ağustos 2014 olarak atmışım. Şu an zaman 23 Kasım 2022’yi gösteriyor. Tarihe not olsun diye bu notu yazdım. 

Meraklısına not: Özdemir Asaf’ın “Yalnızlık Paylaşılmaz” kitabı ekinde kendi sesinden okuduğu şiirlerin olduğu bir CD ihtiva eder. Bulun ve alın.  

Lavinia şiiri

1955 yılında Salihli’de dünyaya geldim. İ.T.Ü. Elektronik ve Haberleşme Fakültesi mezunuyum. Kariyerimi özel şirketlerde üst düzey yönetici olarak sürdürdüm.
Fotoğrafçılıkla tanışmam (https://www.arthenos.com/fotograf-ile-nasil-tanistim-fotobiyografi/) 1960’lı yıllara dayanır. O yıllar, elimde babamdan kalma Kodak Retina ile başlayan hatıra fotoğrafları dönemidir. Üniversite yıllarında ilk refleks makinamı almamla, karanlık odada siyah beyaz filmle ve baskı işleriyle fotoğraf daha ciddi bir uğraşım haline geldi. Böylece 1970 li yılların önemli fotoğrafçılık dergilerde baskıya giren çalışmalarım oldu.
Üniversite sonrasında iş hayatı koşuşturmasıyla arka planda kalan fotoğrafçılıkla 1996 yılında dijital teknolojinin fotoğrafçılık alanına girişinin getirdiği kolaylıkla tekrar yoğun olarak fotoğrafla ilgilenmeye başladım. Karma sergilerde yayınlanan fotoğraflarımın yanı sıra internette birçok fotoğraf sitesinde “günün fotoğrafı” seçilen çalışmalarım var. 2014 yılından bu yana yedi kişisel sergim gerçekleşti. Aynı zamanda İFOD bünyesinde birçok karma sergiye katıldım. Halen hem dijital hem de siyah beyaz film teknolojisiyle fotoğraf uğraşım devam ediyor. Ayrıca www.arthenos.com blog sayfamızda fotoğraf üzerine yazılar yazıyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Edebiyat

Orman: Evimizin Arka Bahçesi

Çocuktuk: Kıra giderdik Bir albümün kapağını açıyoruz. Anılar; soluk, sepya fotoğraflarla yer değiştirmiş. Zor geçen günlerin

Emel’in Kaçamağı

Kadın vestiyere astığı şalını aldı, katlayıp çantaya yerleştirdi. İtalyan ayakkabısını çekmeceden çıkardı, spor ayakkabısını onun yerine

Olduğu Kadar…

Bu ayki yazıma başlamadan önce kulaklığımı taktım ve Spotify’dan Romen şarkıcı Maria Tanase’yi açtım. Parmaklarım klavyeye

Balkondaki Kadın

Fotoğraflar Nasıl Kaybolur? Doğan zil sesi ile uyandı. Başındaki saate baktı. Saat 09.00’u gösteriyordu. Çalan telefonu

Garip Bir Fotoğraf

Dört kişi parkta çektirmişiz,Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi …Anlaşılan sonbaharKimimiz paltolu, kimimiz ceketliYapraksız arkamızdaki ağaçlar…Babası

Deniz Kızı

Biz silah sesi işitince kaçmayız, sese doğru koşarız. Yine öyle yaptık. Silah sesi duyduk ve koştuk.

Sulukule İstanbul’dur

                                                                          Artık olmayan Sulukule’nin anısına, Yuh olsun be! Ruhum hâlâ acı çekiyor be! Nasıl bir ruh bu

Çımacı ve 52 Hertz

İskelenin vapura açılan kapısını kapatmış, arkasına bakmadan gitmiş, halatı çözüyordu. ardında birini bıraktığını biliyordu. kapıyı yüzüne