Güney Amerika Seyir Defteri (Yaz 2017)

//

Bölüm 14, Arjantin, Buenos Aires 1

Buenos Aires, 15Temmuz 2017 – Cumartesi

Evet, saat 6:00 gibi tangonun başşehri Buenos Aires’teyiz. Ama hava buz gibi.

Hayallerimizdeki sıcacık Arjantin’le epey tezat. Havaalanından (Polis, gümrük) kolayca çıkıyoruz. Taksi ile 8:30 gibi oteldeyiz. Otel resepsiyon görevlisi 11:30 gibi check-in yapabileceğini söylüyor, sonradan halimize acıyor sanırım, 9 da alabilirim diyerek bizi rahatlatıyor. Resepsiyondaki kahve makinasından aldığımız kahveler ile yarım saat bekleyerek odalarımıza çıkıyoruz.İki saat uyku, 11:30’da aşağıda buluşup dışarı atıyoruz kendimizi. Önce otelin hemen hemen üzerinde olduğu, dünyanın en geniş caddesi olan Avenida 9 de Julio‘ya çıkıyoruz. Plaza de la Republica’daki abideyi görüyoruz.

Ardından trafiğe kapalı olan Florida caddesini bulup para bozdurmaya çalışıyoruz. Kitap ve forumlardan okuduğumuz, burada resmi kurumların çok üzerinde kur ile para bozulur lafının boş olduğunu görüyoruz.

Hemen hemen her yerde üç aşağı beş yukarı aynı kur. 1 $, 16.50 ile 17.25 Peso arasında. Bu arada yağmur başlıyor. Hazırlıksızız. Islanıyoruz ama pes etmiyoruz. Buraya kadar geldik. Para bozdurma işini sonraya bırakıyor, şöyle okkalı bir biftek yiyip, şarap içmeye karar veriyoruz. TripAdvisor ’dan bulduğumuz bir lokanta için 1 km yürüyoruz ama buna değiyor. İki parmak kalınlığında orta pişmiş “Bife de Chorizo” ve iki şişe şarap mükemmel. Uzun bir yemekten sonra kalkıyoruz.

Yine yağmur altında otele dönerken bir Dia Market’e rast geliyoruz. Girip, bira, çerez falan alıyoruz. Otelde dayanamayıp onları da tüketip ilk günden Arjantin’in içki olayına sıkı bir giriş yapmış oluyoruz. Şarap ve bira, her ikisi de lezzetli idi. Dünün ağırlığı üzerimizde. Şarap ve biraların ağırlığı da eklenince saat 11 gibi yatıyoruz. Yarın bu büyük şehri dolaşmaya devam edeceğiz. Bugün 5100 adım atmışız.

Buenos Aires, 16 Temmuz 2017 – Pazar

Erken kalkıp, 8:30 da lobide buluşuyoruz. Dün akşam marketten aldığımız kaşar, salam ve ekmekle yaptığımız sandviçlerde yanımızda. Otelde kahvaltı yok. Kahve makinasından aldığımız kahvelerimizle ufak atıştırmalıklardan yiyerek çıkıyoruz.  İlk durak yine Florida Caddesi. Artık para bozdurmamız lazım. Doları 17.25 Pesodan bozduruyoruz. Dün yağmurdan dolayı çok dolaşamamıştık. Biraz dolaşıp şehrin fotoğraflarını çekiyoruz.

Sonra “Plaza de Mayo”, Mayıs Meydanına yürüyoruz. Burası 1810 ‘da Arjantin’in bağımsızlığının ilan edildiği ve aynı zamanda 1976 ‘da cunta iktidarının başlangıç noktası. Cunta 8 yıl iktidarda kalıyor. Buranın başka ve önemli özelliği de; bizim Cumartesi Annelerinden önce, cuntanın kaybettiği 30,000 evladını arayan “Plaza de Mayo Annelerinin” her Perşembe günü toplandıkları ve toplanmaya devam ettikleri meydan. Fotoğraflarımızı çekiyoruz. Pankartlar hala meydanda.

Buradan sonra bir taksiye atlayıp Buenos Aires’in en ünlü semti “La Boca” ‘ya gidiyoruz. Boca ağız anlamına geliyor ve bu adı, “Riachuelo” nehrinin “Rio de la Plata” ‘ya açıldığı ağız olmasından alıyormuş.(Ufak bir Google bilgisi.) Ama asıl ününü, batık ve eski gemilerin saçlarından yapılan ve yine gemileri boyadıkları boyalarla renklendirilen evlerinden alıyor. Ve tabi “Boca Juniors” takımının sahası burada.

Kış olmasına karşılık semt çok kalabalık. Birçok hediyelik eşya satan mağaza var. Özellikle “Caminito Caddesi” yoğun ilgi görüyor ve bu ilgiyi de hak ediyor. Akşamın dördüne kadar dolaşıp fotoğraf çekiyoruz.

Yemek için farklı bir planımız varken, tango yapılan bir restoran görünce planı unutup rotayı o tarafa çeviriyoruz. Yine biftek ve şarabın eşlik ettiği yemeğimizi yerken, canlı müzikle dans eden çifti seyrediyoruz. Müzik grubunun bir CD’sini de almayı ihmal etmiyoruz. Tango gerçekten güzel bir dans “N” inci defa öğrenmeye karar vererek ayrılıyoruz restorandan. Zira okuduklarımız, hava karardıktan sonra buraların tehlikeli olduğu söylüyor. Gerçi yazılanlar daha kendini hiç doğrulamadı. Bugün dünkü gibi yağmur yoktu ama hava zehir gibi soğuk. Ufak petek otel odasını ısıtamıyor. Yarın dokuzda buluşmak üzere sözleşip yatıyoruz.

Bugün 22800 adım atmışız.


1964 yılında memur bir babanın çocuğu olarak Urfa’da doğdum. 1968 yılında hayatımın geri kalanını geçireceğim İstanbul’a tanıştım. 1986 yılında Yıldız Üniversitesi Kocaeli Mühendislik Fakültesinden Elektronik Mühendisi olarak mezun oldum. Sırasıyla askerlik, iş hayatına başlama, evlilik, iki tane dünya güzeli kız dünyaya getirme, kendi işini kurma ve sonra “Yeter daha ne kadar çalışacaksın?” diyerek iş hayatını komple bırakma çizgisinde bir yaşam geçirdikten sonra, hobilerime yöneldim. Yurt içi, yurt dışı geziler, teknecilik ve karavancılık ile görme, keşfetme ihtiyacımı karşılarken, bunları belgelemek için çocukluktan beri sevdalısı olduğum fotoğrafa tekrar başladım. Aslında çocukluktan beri sevdalı olduğum söylenemez; çocukluğumun tatil günleri, ilkokuldan başlayarak dayımın Maltepe’deki fotoğraf stüdyosunda çalışarak geçti. O zamanlar dışarıda oynamak yerine o daracık karanlık odada, fotoğrafçılığın mutfağında çalışmak nefret edilesi bir durumdu. Ama her aşk nefretten doğmaz mı? Doğar; dolayısıyla fotoğraf makinesini hiç bir zaman yanımdan ayırmadım. Askerlik sırasında, 1988 yılında, AFSAD'da temel eğitim aldım. 2014 yılında, emekli olur olmaz İFSAK’a üye oldum. Çeşitli karma sergilerde, dernek içerisindeki fotoğraf gruplarında, sosyal sorumluluk projelerinde yer aldım. Bir dönem Yönetim Kurulu'nda görev yaptım. 2018 yılında İstanbul Fotoğraf Günleri Koordinasyonunu üstlendim. Ve bu sevdiğim ortamda bulunmaya devam ediyorum.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf