Sigma 100-400

Hayat Kurtaran Lens

/

Sigma 100-400 mm f/5-6,3 DG OS HSM incelemesi

Bir lens insanın hayatını kurtarabilir mi? Burada bir teşbih, ya da kelime oyunu yok. Gerçek anlamda hayat kurtarmak, eceli biraz daha ötelemek anlatmak istediğim. Sigma 100-400mm F5-6.3 DG OS HSM kelimenin tam anlamıyla hayatımı kurtardı.

Pek tele-lens adamı değilimdir. Çektiğim fotoğraflarda elimden geldiğince konunun içinde olmak isterim. En iyi tele lensin ayaklarım olduğunu düstur edinmişimdir. Her ne kadar artık eşimin kullandığı bir 24-240 mm tak-gez lensim olsa da, 85 mm lensim bile çantada gün yüzü görmeyi bekler sabırla…

Sigma 100-400

“Al ağabey bu 100-400’ü. Bak hayatını kurtaracak…”

Fotoğraf tutkunlarının değişmez rotalarından biri haline gelen Hürmetçi Çayırı, Kayseri’ye foto-geziye giderken ihtiyaç hasıl oldu yana yakıla bir 70-200 mm aramaya başladım. Bir de Sony aynasız tam kare fotoğraf makinesi kullandığım için tele lens bulmam DSLR’la kıyaslandığında çok da kolay olmadı. Sağolsun Sigma’nın Türkiye distribütörü FotoPro’dan Mustafa Turan Birincioğlu imdadıma yetişti. “Al ağabey bu 100-400’ü. Bak hayatını kurtaracak…” dedi. İçine mi doğmuştu ne? Allah söyletiyor işte…

Sigma bayonetli 100-400’ü, MC-11 adaptörle birlikte çantaya atıp Hürmetçi Çayırı’na çıktım. Etrafı gözlemliyordum. Bir tarafta mandalar suyu geçiyor, öbür tarafta henüz koşmaya başlamamış olan “yılkı” atları sakince otluyordu. Uzakta bir toz bulutu dikkatimi çekti. Toz bulutu ağır ağır bana doğru yaklaşırken bunun çayırın tam ortasından geçen bir koyun sürüsü olduğunu fark ettim… Fotoğrafçı şansı işte… Herkes atlara kitlenmişken, fotoğraf ayağıma geliyordu. Makineyi doğrulttum ve “pompalı” 100-400’ü lenste tele namına ne varsa sonuna kadar dayadım. Lens netleme yaptığında, sürünün en önünde etrafı kolaçan eden 70-80 kiloluk kangal çoban köpeğinin pek de dostça olmayan bakışları ile karşılaştım. Deklanşöre basmaya başladım… Bir kare, iki kare…  Görüntü gittikçe yaklaşıyor, ben bir heves fotoğraf çekiyordum. Birden çoban köpeği kadrajdan çıkıverdi. Kafamı kaldırdığımda dişlerini göstererek bana doğru koşmaya başladığını gördüm. Aramızda 50 metreden fazla mesafe vardı ama o kadar hızlı koşuyordu ki… Kendimi hemen yan taraftaki su deposunun arkasına attım. Bu arada çoban iki ıslıkla duruma müdahale etti de, kangal geri çekildi.

Şimdi düşünüyorum da, her zamanki gibi 24-70 mm ile çayıra çıkmış olsam, muhtemelen bu çektiğim son fotoğraf olacaktı. Çoban yetişene kadar bu kangal kesin gırtlağımı parçalamış olurdu. Gerçi, kangal severler, “Kangal, insanın boğazına dalmaz, göğüsleyerek yere devirir…” deseler de, gel bu duruma inan… İşte tam da bu nedenle hayatımı Sigma 100-400 mm’e borçlu hissediyorum. Şimdi gelelim lensle ilgili kişisel deneyimime… Öyle çok da teknik bir değerlendirme olmayacak, ancak fiyatı ehven bir tele lens arayanlara fikir verebileceğini zannediyorum.

“Zum halkasının itilerek kullanılabilmesini çok pratik buldum. Zaten bu lensin lakabı da “pompalı” imiş.”

Emsallerinden daha küçük, daha hafif… Şubat 2017’de duyurusu yapıldı. Sigma’nın Contemporary serisinden bir lens… Küçük ve hafif olması beni etkileyen ilk özelliğiydi diyebilirim… Zum halkasının itilerek kullanılabilmesini çok pratik buldum. Zaten bu lensin lakabı da “pompalı” imiş. İtiraf edeyim , “tele” ve 100-400 mm aralığı keskinlik konusunda beni kaygılandırıyordu. Ancak daha sonra fotoğrafları inceleyince bu özellikte bir lens için görsel kalitenin gayet tatminkar olduğunu gördüm. Her ne kadar yüksek diyafram, düşük ışık koşullarında bir engel gibi algılansa da gün batımı çekimlerinde çok da yüksek ISO’lara çıkmadan, üstelik otomatik odaklama konusunda da bir sıkıntı yaşamadan işimi görebildim.

Canon bayonetine sahip olan lensi adaptör aracılığıyla tam kare aynasız fotoğraf makinemde kullansam da otomatik odaklama hızı ve kararlılığı konusunda sorun yaşamadım. Ayrıca odaklama motorunun da bu çapta bir lenste çok fazla gürültü yapmadığını da söyleyebilirim. Elde çekim yaparken çok sıkıntı yaşamıyorsunuz, ancak tripod için bir bilezik ne yazık ki yok. Bu da üreticinin elde çekim konusunda kendine güveninin tam olduğunun bir göstergesi diye düşünüyorum. Optik sabitleyici sayesinde dört f/stop kadar destek alabiliyorsunuz.

“Lensin ağırlığı 1160 gram… Emsallerinden neredeyse 500 gr daha hafif. ”

Çapı 67 mm… Yine emsallerinden 10 mm daha ufak… Fiyat olarak da arada ciddi bir uçurum var. Yine emsalleriyle kıyaslandığında yaklaşık 1200 USD civarında daha ucuz…

Teknik olarak bakıldığında 15 grupta 21 elementten oluşan dokuz yuvarlatılmış diyafram bıçağına sahip. Bu yapı sayesinde çok tatmin edici bir bokeh sunuyor. Optik tasarımında kullanılan SLD (Super Low Dispersion) özellikli mercek ünitesi sayesinde renk sapmaları, saçaklanma sorunları minimum düzeye indirilmiş, renk kararlılığı ve berraklık özellikleri geliştirilmiş.

Canon, Nikon ve Sigma bayonetler için üretilen lens tam kare fotoğraf makinelerinin yanı sıra APS-C algılayıcılara sahip makinelerde de 160-640 mm odak mesafesinde kullanılabiliyor. Sigma’nın USB dock’unu satın almakta yarar var… Hem güncellemeleri yapmak, hem de lensin özel durumlarda kullanımı için “kişiselleştirilmiş” ayarları girmek için…

Sigma 100-400

Sonuç olarak, bir süreliğine deneyimleme fırsatı bulduğum bu tele lensi gerek kullanım pratikliği, gerekse sunduğu görsel kalite açısından beğendiğimi söyleyebilirim. Özellikle “pompalı” özellikli olması müthiş avantaj… Fiyatı da bu çapta bir lens için oldukça hesaplı… Vahşi doğa, kuş ve aksiyon fotoğrafı çekenler için ehven bir alternatif… Ve en önemlisi hayat kurtarıyor…

Kendisini Babıali yokuşunun tırmanma ayrıcalığını yaşayan son nesil gazetecilerden biri olarak tanımlayan Cem Kıvırcık, mesleğe dönemin efsane gençlik ve müzik dergisi Hey‘de 3 Ağustos 1983 yılında başladı. Çeşitli büyük gazetelerde ve dergi gruplarında yönetici olarak çalıştı ve 1997 yılında Milliyet grubunda Türkiye’nin ilk internet dergisi .net’i yayınladı. Bu süreden sonra teknoloji gazeteciliğine ağırlık verdi ve PCnet, PCTime ve PCMagazine gibi dergilerin Genel Yayın Yönetmenliği görevini yaptı.
Halen aktif gazetecilik yapmakta olan Kıvırcık, MediaMarkt’ın teknoloji blogunu yönetiyor, çeşitli haber sitelerinde köşe yazarlığı, teknoloji danışmanlığı yapıyor ve aynı zamanda Türkiye’nin köklü fotoğraf yayınlarından Photoline dergisinin de Yazı İşleri Müdürü.
Fotoğraf çekmeye küçük yaşlarda başlayan Cem Kıvırcık, 28 Mart 1965’te İstanbul’da doğdu. Beyoğlu Atatürk Erkek Lisesi‘ni bitirdikten sonra, Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu, Gazetecilik ve Halkla İlişkiler bölümünden mezun oldu. Evli ve sigara kullanmıyor. Bilişim Medyası Derneği Başkan Yardımcısı, Magazin Gazetecileri Derneği ve İFSAK üyesi.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Bir Mal Meydanı Hikayesi

Kars “Erken gitmen lazım” dedi. Otelin sorumlusu olarak her işe bakan genç adamın cevabı çok kısaydı.

Hayata Saygı Duymak

Çevre meselesi üzerine yediden yetmişi herkesin bir düşüncesi ve duruşu var. En temelde, yerlere çöp atmamak,

Bir Fotoğraftan

Yolda; Tek Başına İnce uzun, dört şeritli kısa, az kullanılmış patika ya da keskin virajlarla hepimiz

Amaç yolculuktur

(The Journey is Destination); Dan Eldon Fotoğrafçıların yaşam öykülerine ilişkin filmlere çok sık rastlanmıyor. “Bang Bang

Bir Fotoğraftan

Bunu Daha Önce de Yaşamıştık Bir daha, bir daha… Doymak bilmez ruhlarımız her gün aynı yollardan

Türkiye Fotoğraf Dünyası /4

(Önceki yazıya BURADAN ulaşabilirsiniz.) Hedefe konan sanatçılar için Devlet cephesinde bu gelişmeler olurken, Erdoğan karşı kutupta

Burası İstanbul Olmalı

İstanbul fotoğraflarının klişeleri vardır. Kubbeler, minareler, cami siluetleri, martılar, seyyar satıcılar, kediler, köpekler, varoşlar, çocuklar, Galata

Düşünmenin Kısır Döngüsü

Fotoğrafçı hangi teknik üstünlüğe sahip olursa olsun yaratıcılığını kurgulaması ve ortaya çıkarması düşünme yeteneğinin sınırsızlığına bağlıdır.

Türkiye Fotoğraf Dünyası /3

(Önceki yazıya BURADAN ulaşabilirsiniz.) İDGSA’da Fotoğraf Bölümü Fotoğraf bölümü 1978’de resmen açılmış ve Türkiye’nin ilk akademik