Nairobi, 2007

İnsanda Temel Emosyonlar: Fotoğrafçı İçin İpuçları / 4

///

Serinin daha önceki yazılarına buradan ulaşabilirisiniz : Fotoğrafçı için ipuçları -1 , ipuçları – 2 , ipuçları – 3

*****************************************

Bu dizinin son yazısında, temel emosyonlara ait öznel duygularımızın hangi durumlarda, yani hangi yaşantılarla ilişkili olarak ortaya çıktıklarına ve bunlara ilişkin yüz/beden ifadelerine daha ayrıntılı olarak bakılacak. Altı temel emosyon ele alınacak: şaşkınlık/sürpriz; iğrenme; mutluluk/sevinç; üzüntü; kızgınlık/öfke; korku/anksiyete.

Ancak, aşağıda da göreceğiniz gibi, bu duyguları genellikle birbirleriyle iç içe geçmiş şekilde yaşarız; birbirlerinden ayrık şekilde değil. Burada, konuyu daha anlaşılır kılabilmek için tek tek ele alıyoruz.

Şaşkınlık

Şaşkınlık duygusu yeni ve beklenmedik bir durumla karşılaşıldığında ortaya çıkar. Temel emosyonlar içinde, kendi başına, tek “nötr” / “yüksüz” duygudur bu. Kaşlar ve üst göz kapağı yukarıya kaldırılmış, ağız açık kalmış, göz bebekleri genişlemiştir (“ağzı açık kaldı”; “gözleri faltaşı gibi açıldı”). “Hayret içinde kaldım, çok şaşırdım, dondum kaldım, dilim tutuldu, bir anda oldu, hiç beklemediğim bir şeydi” benzeri sözlerle dile dökebiliriz.

Ancak, bu beklenmedik durum hoşumuza giden bir değişim ise şaşkınlığımıza sevinç eşlik edebilir, ya da tam tersine tehlike içeriyorsa korkuyla karışık bir şaşkınlığa dönüşebilir. Başka bir deyişle, şaşkınlık içinde iken süratle bu durumun hazza mı yoksa acıya mı kapı araladığını gözden geçiririz. Adeta bilincin, bilinç öncesi ve bilinç dışının, hep birlikte hızla devreye girdiği bir duygu halidir bu.

İğrenme

Kaşlar hafif aşağıya çekilmiş, gözler kısılmış, burun kasları büzüşmüş ve burun delikleri küçülmüştür; üst dudak hafif yukarıya doğru kasılmıştır. Bu kas hareketleri hem iğrenme duygusunu dışa vurur, hem de kişiyi kötü kokulardan ve gözlerine gelebilecek olası hasarlardan korumaya yöneliktir.

Bu duygu, daha karşılaştığımız, algıladığımız ilk andan itibaren o nesne ya da uyaranın sindirilemeyecek zararlı bir şey olduğunda ortaya çıkar. Evrimsel süreç içinde sağ kalmamızı sağlayan, yani, yaşamsal tehlike içeren zehirli şeyler ile yararlı besinleri ayrıd etmemizi sağlayan temel bir emosyondur. Örneğin, bozulmuş et kokusu, ağustos sıcağında ayağımızın dibindeki sararmış otların arasından tıslayarak sürünen yılanın sesi ve kaygan derisinin parlaklığı, göz göre göre yalan söyleyen birisinin o gözlerinin içinden geçen sahtekarlık çizgisi gibi uyaranlar tiksinti, iğrenme duyguları yaratabilir. Bu duyguya genellikle kaçınma, derin bir hoşnutsuzluk, nefret, bazen korku, kınama, yargılama gibi duygu ve düşünceler eşlik edebilir.

Ljubljana, 2014

Mutluluk/sevinç

İçten bir sevinç yaşanırken, göz çevresi kasları kasılır, göz dış köşelerinde “kaz ayağı” görünümü ortaya çıkar; yanaklar ve dudak uçları diyagonal olarak yukarıya kalkar. Bilinçli olarak yapılan göstermelik ya da yalandan bir mutluluk ifadesinde ise sadece ağız uçları yukarıya çekilir ama göz ve çevresinde olması gereken değişimler ortaya çıkmaz.

Temel emosyonlar içindeki tek “pozitif/olumlu” duygu budur. Yoğun bir düzeyde aniden başlar ve kısa sürede sönümlenir. Bu duyguyu ortaya çıkaran durum bir tür kazanım anlamı içerir. Bu kazanım, doğrudan istenilen sonuca ya da varılmak istenen amaca ulaşma, başarılı olma, maddi kazanç elde etme benzeri durumlar olabileceği gibi, saygı ve sevgi görme, beğenilme, takdir edilme gibi ruhsal gıdaların elde edilmesini de içerebilir. Yüzde hoş bir gülümseme, sıcak bakışlar, göğüste genişleme, adeta yer çekimi yokmuşcasına bir hafiflik, parmak uçlarında dans edercesine yürüme, ağırlıksız hissetme bu duygunun çeşitli dışavurumlarına işaret edebilir. Bu tatmin olma / ihtiyaçların doyurulması halinde kişi, açık, rahat, samimi, şakacı, duyarlı, iyimser, umutlu, ilgili, huzurlu, gururlu, önemli, güvenli, güçlü, cesur hissedecektir; hatta giderek daha neşeli ve daha uç durumlarda bir tür kendinden geçmişlik (trans) haline girebilir. Bu duygunun en yoğun yaşandığı durumların başında doyumlu bir sevişmenin ardından sevişmenin dördüncü evresindeki rahatlama, gevşeme hali örnek verilebilir.

Üzüntü

Sevinç, mutluluk nasıl bir kazanımla ortaya çıkıyorsa, üzüntü de tam tersine bir kaybın ardından belirir. Elem, gam, keder, kasvet, hüzün benzeri zengin bir sözcük dağarcımız var bu duyguyu betimlemek için; hemen tüm dünya dillerinde olduğu gibi. Üzüntülü duygu hallerine genellikle aynı içerikte düşünceler de eşlik eder. Suçluluk, vicdan azabı, terkedilmişlik, mağduriyet, umutsuzluk, güçsüzlük, savunmasızlık, yalnızlık, tek başınalık, usanmışlık bıkkınlık, umursamazlık gibi. Evet, üzüntü ile ilişkili duygu ve düşünceleri anlatan ciddi bir söz/kavram zenginliği var. Hayatın en temel yaşantılarından birinin kayıp yaşantısı olduğunu hatırlayınca bu hiç de şaşırtıcı değil.

Dudak uçları aşağıya doğru sarkar, kaşların iç köşeleri hafifçe yukarı çekilir; ki bu taklit edilmesi zor bir kasılmadır. Gözler donuk ya da acı anlatır; bakışlar yere ya da uzaklara, adeta sonsuzluğa, yokluğa dönüktür. Alın çizgileri belirginleşmiştir ve kaş aralarında omega harfi (Ω) benzeri bir örüntü ortaya çıkabilir. Boğazda düğümlenme, dokunsan ağlayacakmış gibi bir ifade yüze hakimdir; omuzlar düşük, kol ve bacak kasları teslimiyet izlenimi veren bir gevşeklik içindedir.

Dhaka, 2010

Korku/anksiyete, gerginlik

Kaşlar ve üst göz kapakları yukarıya çekilir, ağız çevresi kasları büzüşür, burun delikleri ve göz bebekleri genişler ki bunlar hem görme alanını büyütmeye hem de artan oksijen ihtiyacını karşılamaya yardımcı olur. Çarpıntı, terleme, titreme, özellikle kol, omuz, ense kaslarında kasılma, endişeli bakışlar, bağırmaya, çığlık atmaya hazır ağız ve dudak hareketleri ortaya çıkabilir. Tüm bunlar kişiyi kaçmaya ya da savaşmaya hazırlar.

Nasıl üzüntü kayıp yaşantılarımızla ilişkili ise, korku, endişe, gerginlik de kayıp tehdidi algısı ile yakından ilişkilidir. Korku yine insanlaşma sürecimizde sağ kalımı sağlayan en temel emosyonların başında gelir. Gerçek ya da algılanan bir tehdit, risk, tehlike farklı derecelerde endişe, korku yaratır. Halen var olan ya da gelecekte ortaya çıkabilecek olan bir tehlike ve bununla başa çıkamama olasılığı tüm bedensel/ruhsal/zihinsel dünyamızı sarar. Böyle bir durumda, öznel duygular güvensizlik, yetersizlik hisleri, kaygı, endişe, bunaltı, korku, ürküntü, dehşete düşme biçiminde ifade edilebilir.

Bu noktada eklemek gerekiyor. Olağan yaşam akışı içinde, genellikle, kayıp ve kayıp tehditi anlamı taşıyan yaşantılar içeiçedir; başka bir deyişle, her kayıp gelecekteki olası kayıp tehditlerini de harekete geçirebilir. Örneğin, çok güvendiğimiz birisinin kaybı, onunla ileride yaşamayı hayal ettiğimiz dayanışma olasılıklarının da kaybını ve bunların yerine yenisini koyamama ve güvencesiz kalma tehditi de içerir. Tam da bu nedenle, sıklıkla, geçmiş kayıpların üzüntülerini ve geleceğe yönelik kayıp tehditlerinin endişelerini içiçe yaşarız; bu iki temel emosyonun bileşimi içinde, üzüntü ve endişe arasında salınırız.

Kızgınlık/Öfke

Somut ya da soyut herhangi bir amaca doğru yol alırken karşımıza çıkan ve bu amaca ulaşmamıza engel olabilecek ya da geciktirebilecek her türlü şeye karşı duyduğumuz güçlü bir emosyondur. Engellenmeye doğal, hızla verilen bir tepkidir.

Kaşlar, üst ve alt göz kapakları aşağıya çekilir, iç köşeleri çatılır, dudaklar ve ağız çevresi kasları büzüşür; gözler ateş saçar; kol ve omuz kasları kasılır; kalp atışları hızlanır. En güçlü emosyonlarımızdan biridir ve insan yüzünün ne kadar büyük bir ifade gücü olduğunu gösterir. Dış dünyaya çok net bir mesaj iletir.

Bu duygunun hissedilmesi ile davranış olarak dışa vurumunu birbirlerinden ayrık ele almak uygundur. Kızgınlığın nasıl dışa vurulacağı üzerinde kişi bilinçli tercih kullanabildikçe olgunlaşır. Erken bebeklikte bu emosyon anında davranışa dökülür; bebek ağlar, bağırır, tüm bedeni ile tepki gösterir. Büyüme süreci içinde bu duygunun nasıl davranışa döküleceği, özellikle o özgül sosyo-kültürel ortama uygun dışa vurum biçimlerinin geliştirilmesi ile öğrenilir.

Kızgınlıkla ilgili davranışlar bir uçta aşırı saldırganlık diğer uçta boyun eğme, sinme arasında çeşitlilik gösterir. Kişi küskün, mesafeli, çekinik olabileceği gibi eleştirel, şüpheci, iğneleyici, zıvanadan çıkmış, saldırgan, kışkırtılmış, düşmanca, nefret dolu, tehdit edici de olabilir.

Seul 2007

Temel emosyonlar: kültürlerarası benzerlik ve farklılıklar

Bu konudaki ana görüş temel emosyonların ifadesinin kültürlerarası aynı olduğu yönündedir. Buna göre, örneğin tüm memelilerde yaklaşık aynı olduğu; insanlar, sürüngenler ve kuşlarda, korku, kızgınlık, ebeveyn sevgisi tepkimelerinin çok benzediği belirtilir. Ancak giderek zenginleşen araştırmalar, emosyonların yüz ifadelerinin farklı kültürlerde gelişim ve yetişme süreci içinde, bulunulan ortama göre kültürler arası farklılıklar gösterebildiği sonucuna ulaşmıştır. Dolayısıyla, temel emosyonların yüz ifadelerinin ortama bağlı kültürel çeşitlilik gösterseler de evrensel oldukları söylenebilir.

Özetlersek, bu dört yazıda, temel emosyonlar fotoğrafçı için anlam taşıyabileceği özellikleri açısından tartışılmaya çalışıldı. Sanırım, kendimizde ve başkalarında ortaya çıkan emosyonları tanımak, bunların davranışsal ve sözel dışa vurum biçimlerini kavramak, hem kendi sanatsal üretimlerimizi geliştirmede, hem sanat yapıtlarını değerlendirmede ve hem de duygusal/zihinsel iç dünyalarımızı zemginleştirmede yardımcı olacaktır.

Konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi edinmek için Ekman’ın resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz: Paulekman

Notlar, yararlanılan kaynaklar:

Burada doğrudan ya da dolaylı olarak yararlanılan kaynakların listesi verilmektedir.

  • Bozkurt F (2014) Sözlüklerdeki temel duygu kavramlarının yeniden tanımlanması: bir yöntem önerisi. AÜDTCF Türkoloji Dergisi 21, 1.s: 25-34.
  • Darwin, C. (1998). The expression of the emotions in man and animals (3rd ed.). London, England: John Murray. (Original work published 1872).
  • Ekman, P. & Friesen, W. V. (1971). Constants across Cultures in the Face and Emotion. Journal of Personality and Social Psychology, 17(2), 124-129.
  • Ekman, P. (1970). Universal Facial Expressions of Emotions. California Mental Health Research Digest, 8(4), 151-158.
  • Ekman, P. (1992) An argument for basic emotions. Cognition & Emotion 6: 169–200.
  • Ekman, P. (2016) What scientists who study emotion agree about. Perspectives on Psychological Science, 2016, Vol. 11(1) 31–34
  • Ekman, P., & Friesen, W. V. (1969). The repertoire of nonverbal behavior: Categories, origins, usage and coding. Semiotica, 1, 49–98.
  • Gaulin, SJC., Donald, HMB. (2003). Evolutionary Psychology (2nd edition). Pearson. p 121-142.
  • Healthy Tool Kit, by Erasmus Programme of the European Union , erişim 05.10.2021
  • James, W. (1884) What is an emotion? Mind 9 (34): 188–205.
  • Küey, L. (2013) Communication, in Leadership in Psychiatry (eds D. Bhugra, P. Ruiz and S. Gupta), John Wiley & Sons, Ltd, Chichester, UK.
  • LeDoux, JE. (1996) The Emotional Brain: The Mysterious Underpinnings of Emotional Life. New York: Simon & Schuster.
  • Newton, I. (1730). Opticks: Or, A Treatise of the Reflections, Refractions, Inflections and Colours of Light. William Innys at the West-End of St. Paul’s. pp. 154–158. E-book: Gutenberg , erişim 09.10.2021
  • Plutchik, R. (1962). The emotions: Facts, theories, and a new model. New York, NY: Random House.
  • Plutchik, R. (2001) The nature of emotions. American Scientist; Research Triangle Park, 89(4): 344-350.
  • Russell, J. A., & Fernandez-Dols, J. M. (Eds.). (1997). The psychology of facial expression. New York, NY: Cambridge University Press.
  • Reeve J (2009) Understanding Motivation and Emotion. Wiley. p.335.

Fotoğrafa merakı geçen yüzyılda, 70’li yılların ikinci yarısında, üniversite yıllarında başladı; sanata, edebiyata, resme, şiire, saza söze, arkeolojiye, tarihe meraklıydı oldum olası; giderek dünyayı değiştirmeye, tıbba ve psikiyatriye merakı da aynı yıllara rastlar. Tank gibi bir Zenith TTL makinayla dolanırdı ortalıkta. Güneşli havada 125’e 16, merdiven altında karanlık oda, ah bir 400 ASA’lık film alabilsek de, çekebilsek yarı karanlıkta. Her biri 36 kare, aman hemen bitmesin, yanında yedek film var mı, nasıl çıktı acaba, gel de bekle bir hafta, derken, fotoğraf öğreneceğim diye sabırlı olmayı öğrendi bir de. Beklemeyi, zamana inanmayı öğrendi.

“Yeni Fotoğraf” dergisinin çıkışını heyecanla her ay alışını, üç arkadaş evin alaturka tuvaletini karanlık odaya çevirişlerini, bol fotoğraf çekmeden bu işin öğrenilemeyeceğini anladıklarında, film masrafını kısmak için, Sirkeci’den 300 metrelik film alıp onu kasetlere bölüp bol bol siyah beyaz fotoğraf çekişlerini, o günlerden kalan görüntüleri; Alsancak’ta ayı oynatan adam ve ayısının görüntülerini, Kayseri’de çeşme başında oynayan çıplak çocukların, İzmir’de Cumhuriyet Meydanı’nda büyük mitinglerin görüntülerini, ille de kordon görüntülerini hayal meyal hatırlıyor.

Ardından, uzun bir ara girdi fotoğrafla arasına. Psikiyatri eğitimi ve uzmanlığıyla artık makinasız fotoğraflar çekmeye dönüştü adeta bu merak. Yardım için başvuran kişileri dinlerken kendi zihninde onların fotoğraflarını çekmeye, onların iç dünyalarını, duygu hallerini zorluklarını, hayat mücadelelerini zihninde imgelerle canlandırmaya dönüştü bu merak. 80’li yılların başlarından itibaren artık mesleğine gömülmüştü. Araştırma yapmak, ders vermek, klinik pratik, meslek örgütlenmelerinde aktif görevler üstlenmek ve bu görevleri bağlamında yüzün üzerinde ülkeye seyahat etmek, konferans vermek. Buralarda mutlaka sanat müzelerini, az da olsa fotoğraf müze ve sergilerini ihmal etmedi; tabii, elindeki genellikle kompakt makinaların deklanşörüne gelişine basmayı da.

Altmışından sonra, taa gençlik yıllarından beri uzaktan beğeniyle izlediği İFSAK’ta kurs görme zamanı bulabildi; ardından, fotoğrafın günlük hayatında kapsadığı zaman, alan genişledi. İFSAK’ta Temel Eğitim Semineri, ardından, Pitoresk projesi, Çekim Teknikleri, Portre, Makro, Uzun Pozlama dersleri, çalışmaları, Semt projesi çalışmalarında, katılabildiği fotoğraf gezilerinde rastgele, gelişine fotoğraf çekmemeyi öğrendi. Ortaya çıkmasını istediği fotoğrafı, önce zihninde kurgulamayı, onu mümkün olduğunca önce zihninde tasarlayıp görmeyi, imgeleştirmeyi, ardından dış dünyayı bu zihnindeki tasarıya göre gözden geçirmeyi, dış dünyanın kontrolü dışı olan gerçekliklerini dikkate alan bir bakış açısı benimsemeyi, mümkünse dış dünyaya az da olsa istediği biçimi vermeyi ve elindeki teknik olanaklar çerçevesinde zihnindekinin mümkün olup olmadığına karar vermeyi ve teknik ayarları / düzenlemeleri buna göre yapmayı öğrendi. Dış dünyadan edindiği izlenimleri iç dünyasında kurgulayıp / tasarlayıp, sonra bu tasarımı dış dünya ve teknik olanakların sınırlılıklar çerçevesinde, dış dünyanın içinden çekip çıkarması ve fotoğrafa dökmesi gerektiğini öğrendi. Fotoğrafın “çekilen” değil, “yapılan” bir şey olduğunu; fotoğrafı “çekmek” değil, “yapmak” gerektiğini öğrendi.

Fotoğrafın, dış dünya ile iç dünyasını birleştiren bir araç olduğunu; dış dünyayı
kendisine göre yeniden inşa ederken iç dünyasını zenginleştiren bir araç olduğunu kavradı.

Bu yüzyıla devrilmişti zaman; sayısallaşan bol renkli dünyada, “tekniğin önceliği, estetiğin üstünlüğü, yaratıcılığın hazzı” der durur oldu; bu dediğinin peşine düştü. Fotoğrafın “makinenin çektiği birşey değil, fotoğrafçının yaptığı bir şey” olduğunu kavradı. Kısaca, hayatına “fotoğrafça bir anlam katma” peşinde bir fotoğraf meraklısı.

Yorum Sayıları: 2

  1. Güzel ve aydınlatıcı bir yazı dizisiydi. Bana bir zamanlar TV de gösterimde olan “Lie to me” dizisini anımsattı. Elinze sağlık.
    Saygılarımla

  2. merhaba,
    güzel sözleriniz için teşekkür ederim.
    evet, evet, haklısınız; o dizide, yazıda da andığım ve çalışmalarından yararlandığım Paul Ekman’ın ciddi işbirliği var.
    hatta, dizideki “bilimsel gerçekler/sanatsal gerçekler” konusundaki tartışmaları ele aldığı seri yazıları var Ekman’ın (https://www.paulekman.com/blog/truth-behind-lie/)
    esenlik dileklerimle,
    lecent

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Bir Mal Meydanı Hikayesi

Kars “Erken gitmen lazım” dedi. Otelin sorumlusu olarak her işe bakan genç adamın cevabı çok kısaydı.

Hayata Saygı Duymak

Çevre meselesi üzerine yediden yetmişi herkesin bir düşüncesi ve duruşu var. En temelde, yerlere çöp atmamak,

Bir Fotoğraftan

Yolda; Tek Başına İnce uzun, dört şeritli kısa, az kullanılmış patika ya da keskin virajlarla hepimiz

Amaç yolculuktur

(The Journey is Destination); Dan Eldon Fotoğrafçıların yaşam öykülerine ilişkin filmlere çok sık rastlanmıyor. “Bang Bang

Bir Fotoğraftan

Bunu Daha Önce de Yaşamıştık Bir daha, bir daha… Doymak bilmez ruhlarımız her gün aynı yollardan

Türkiye Fotoğraf Dünyası /4

(Önceki yazıya BURADAN ulaşabilirsiniz.) Hedefe konan sanatçılar için Devlet cephesinde bu gelişmeler olurken, Erdoğan karşı kutupta

Burası İstanbul Olmalı

İstanbul fotoğraflarının klişeleri vardır. Kubbeler, minareler, cami siluetleri, martılar, seyyar satıcılar, kediler, köpekler, varoşlar, çocuklar, Galata

Düşünmenin Kısır Döngüsü

Fotoğrafçı hangi teknik üstünlüğe sahip olursa olsun yaratıcılığını kurgulaması ve ortaya çıkarması düşünme yeteneğinin sınırsızlığına bağlıdır.

Türkiye Fotoğraf Dünyası /3

(Önceki yazıya BURADAN ulaşabilirsiniz.) İDGSA’da Fotoğraf Bölümü Fotoğraf bölümü 1978’de resmen açılmış ve Türkiye’nin ilk akademik