Kendisi Olmayan Şey

/

Yapay Zeka Ürünü Fotoğraf Üzerine Düşünceler

Fotoğrafın en temel özelliği onun doğrudan kayıt tekniğine yaslanıyor olmasıdır. Bu yaklaşımın özünde, fotoğrafçının bakış açısıyla, ışığa göre biçim almış dış dünyadaki fiziki varlıkların hallerini tespit etmek düşüncesi yer alır. Fotoğrafa insani boyut kazandıran, onu değerli kılan şey ise fotoğrafçının çalışmasına anlam atfetmesidir. Bu anlam güçlü duygular içeriyor olmalıdır ki, fotoğrafçıyı uçucu bir anın tespitine yönlendirmiş olsun ve onu sonsuza kadar saklama arzusu uyandırsın. Çünkü sabit bir bakış açısı öngörüldüğünde, bu iş en basit güvenlik kameralarının bile üstesinden gelebileceği mekanik bir eyleme dönüşür. Etkileşimde bulunan, semboller üzerinden ortak anlamlar üreten insan için fotoğraf, günümüzde vazgeçilmez bir araç konumundadır. İletişim bağlamında insanın hem öznesi hem de nesnesi olduğu fotoğraf üzerinden sağlanan özdeşlik sayesinde biz duygudaşlıklar kurar, estetik duygularımızı ve kavramlarımızı derinleştirir, dünyamızı zenginleştiririz. Böylece bu deneyimlerimiz üzerinden toplumsal gerçeklikler inşa ederiz.

Robert Capa(1913-1954), Normandiya Çıkartması, Fransa, 6 Haziran, 1944.
Teknik açıdan yetersiz olmasına rağmen içeriği ve bağlamı nedeniyle böyle bir
doğrudan fotoğraf, tarihsel bir olayın simgesi haline dönüşebiliyor.

Modernite ile başlayan dönemde insan kendisini hiç olmadığı kadar evrenin merkezinde yer alan “düşünen özne” olarak görmeye başladı. Modernitenin dayanak noktası ve meşruiyet aracı rasyonalitedir. Akıl Çağı, olumlu anlamda aydınlanmayı, büyük toplumsal değişimleri doğurdu. Bilimsel ve teknolojik gelişmeyi sağladı, sanayi toplumunu yarattı. Fakat aynı süreçte insan, kendisi dışındaki doğayı, insanın biçimlendirmesine ihtiyaç duyan bir varlık olarak görmeye başladı. Dünya keşfedilecek bir yer olmaktan çok inşa edilecek, araçsallaştırılacak bir varlık haline geldi. Doğanın ruhunu yok saydığımız ve doğanın sesine kulak vermeyi giderek unuttuğumuz şu birkaç yüzyıl içinde dünya sömrülüp daha sağlıksız bir hale dönüşürken, çevre kirliliği, bilgi kirliliği, gerçek ötesi (post-truth) gibi olgular hayatımızı olumsuz anlamda etkilemeye başladı.

Jerry Uelsmann (1934-2022), Gerçeküstü, düşsel fotoğrafları ve görsel hikaye anlatıcılığıyla fotomontajın ustası. Uelsmann sadece geleneksel karanlık oda tekniklerini kullandı. Bilgisayar teknolojisinden yararlanmadı.

Fotoğrafın icadından kısa bir süre sonra, belgesel, kurgu, fotomontaj ve deneysel çalışmalar onun alt uygulamaları haline geldi. Dış gerçekliği tasarlayarak yeniden sunmanın bir aracı olarak fotoğraf tercih edildiğinde nesneleri bir arada düşünmenin sayısız kombinasyonu ile karşılaşırız. Çünkü amaç dış gerçekliği doğrudan sunmanın dışında, sanal bir gerçeklik, düş sunmaktır. Önceleri zahmetli karanlık oda yöntemleriyle yapılan işler sonraları bilgisayar yardımıyla gerçekleşmeye başladı.

Bugün, çağdaş köleler olarak görebileceğimiz robotların gelişiminden sonra, en karmaşık algoritmaları bile birkaç komutla harekete geçiren bilgisayarlar marifetiyle Yapay Zeka uygulamaları (Artificial Intelligence ya da kısaca: AI) hayatımızda yer almaya başladı. Bu değişimden fotoğrafın etkilenmemesi elbette düşünülemezdi. Böylece fotoğraf ve fotoğrafa benzeyen şeyler üretmenin yolu da açıldı. Yakın bir gelecekte roman yazarak Nobel jürisini şaşırtan, psikolojik destek hizmeti veren, yeni tür üniversitelerle bilginin her çeşidini sunan yapay zeka uygulamalarıyla karşılaşmak mümkün hale gelecek. Özünde moderniteyle gelen, insanın her şeyi kendi aklına göre inşa edebileceği düşüncesinin günümüzde ulaştığı seviyeyi ve makinedeki yansımalarını kabul etmemek mümkün değil. Bu koşullarda, geleneksel fotoğraf ile yapay zeka aracılığıyla üretilmiş bir fotoğrafı karıştırmak olası. Hangisinin daha değerli olduğu sorusu, her şeyin bir araç olduğunu düşündüğümüzde saçma görünecektir. Ancak varlık açısından baktığımızda, doğrudan fotoğrafın gerçek varlıkları kapsadığını, zamanın ve mekanın onun ön koşulları olduğunu biliriz. Şimdi ve burada olanı ele aldığı için duyumlar yoluyla algılanır ve sezgiye imkan tanır. Jung’un deyişiyle gerçeği kavradığımız duygusunu yaratan doğrudan idrak olanağını taşır. Bir fotoğrafın arkasında onu düşünen, akleden ve en önemlisi hisseden bir öznenin varlığını kabul ederiz.

Yapay Zeka yoluyla üretilmiş bir fotoğraf-kendisi olmayan şey olarak nitelendirmemi mazur görün-bir bakıma imajların imajıdır. O insanın düşünmesini taklit etmeye çalışan bir makinenin ürünüdür.  Uygulanan algoritma ne kadar karmaşık gözükse de sonuçta bilgisayarların veri deposundaki fotoğrafik imajlara ve onlar üzerine uygulanmış modellemelere dayanır. Doğrudan fotoğrafta olduğu gibi duyulur dünyayı temsil etmez. Düşüncelerimizi etkilese de zamansallığı olmadığından duyguları harekete geçirme gücü eksik kalacaktır. Buna rağmen bu iki türün neredeyse birbirinden ayırt edilemeyecek düzeye gelmiş olması teknolojik bir başarı sayılabilir.

Duncan Thomsen. Bilgisayar tarafından oluşturulan bu görsel, Napolyon’u 1815’teki Waterloo savaşında askerleriyle selfi çekerken canlandırıyor.

Yapay zeka çalışmalarının sağlık, eğitim ve daha pek çok alanda insanın yardımcısı olacağı açık. Bu gelişmelerin çok yakın bir gelecekte endüstri devrimi kadar büyük değişimlere yol açacağını öngörenler var… Bizim alanımızda beliren problem bu teknolojinin, iyi niyetli olmayan kişiler eliyle kullanıldığı zaman, dezenformasyona yol açabilecek olması ve insanı yanıltma/yönlendirme potansiyeli taşımasıdır. Örneğin yapay zeka ürünü yanıltıcı bir fotoğrafın, önemli bir olayın haber fotoğrafıymış gibi sunulması kaosa neden olabilecektir. Yeni bir zaman ve uzay kavrayışıyla kurgulanmaya çalışılan “yapay çevre”nin ürünü olan bu şeyin “fotoğraf-mış” gibi sunulması, gerçek fotoğrafın rolünü çalması tuhaf karşılanması gereken bir durum; bu, o şeyin henüz kendisi olmayı başaramadığını  gösteriyor. Bu nedenle olsa gerek, son zamanlarda sosyal medyada paylaşılan ve gerçek fotoğrafmış gibi sunulan yapay zeka ürünü fotoğraflara karşı bir öfke yükselmeye başladı. Bazı fotoğraf yarışmalarında yapay zeka ürünü fotoğraflar jüriyi yanıltarak saçma  durumların ortaya çıkmasına yol açtı. Aslında bu gerilim neyin gerçek, neyin kurmaca olduğu sorusunun giderek içinden çıkılamaz felsefi bir probleme dönüştüğünün de işareti…

Günümüzün hiper-gerçeklik dünyasında insanın toplumsal gerçeklik ile kurmaca gerçeklik arasındaki sıkışmışlığının resmi. Eğlenceli ve yararlı yönleri bir tarafa, yapay zeka uygulamalarının olumsuzlukları nasıl bertaraf edeceğini, kendi normlarını nasıl inşa edeceğini birlikte izleyeceğiz.

1958’de Düzce’de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi, Bilgisayar Programcılığı ve Anadolu Üniversitesi, İktisat Fakültesi mezunu. Çeşitli kuruluşlarda Bilgisayar Programcısı ve Sistem Analist olarak çalıştı. 1989 yılında İfsak’a üye oldu. 2000 yılında mesleğini terk ederek, kendini amatör olarak ilgilendiği fotoğrafa adadı. Şu anda serbest fotoğrafçı olarak çalışarak, belgesel nitelikli fotoğraf projeleri yürütüyor. “Panayır-The Country Fair” başlıklı kitabı 2008’de ve bu çalışmanın devamı niteliğinde “Yular” kitabı 2017’de yayınlandı. 40’ından sonra yapılabilecek en güzel şey olan Felsefe eğitimini, biraz geç de olsa, İstanbul Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinde tamamladı.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Gestalt Kompozisyon İlkeleri

(Fotoğrafta Kompozisyon – Gestalt yaklaşımı) Bu yazımızda, “Fotoğrafta Kompozisyon” konusuna Gestalt ilkeleri ile yaklaşacağız. Gestalt, Alman…