Umut: Geçiciliğin Güzelliği

//

Umut geçiciliğin güzelliğindedir.

Güzelliği içinde saklı. Hayatın geçiciliğinde, değişimin sürekliliğinde.

Fotoğraf geçiciliğin güzelliğini kaydeder, yeniden inşa eder; geçiciliğin güzelliğini kalıcı kılar.

Fotoğraf türleri üzerine, dikkate aldığınız değişkene göre birçok farklı sınıflandırma yapılabilir. Ancak, sanırım herhangi bir fotoğrafı, bir uçta belgesel fotoğraf ile diğer uçta yaratıcı ya da gerçeküstü (sürreal) fotoğraf arasındaki geniş yelpazede konumlandırmak mümkün. 

akşamlardan bir akşam

Hiç kuşkusuz, bu belgesel fotoğrafın yaratıcı özellikler taşımayacağı, ya da yaratıcı fotoğrafın belgesel özellikler barındırmayacağı anlamına gelmiyor. Fotoğrafa dair böylesi bir konumlandırma, önümüzdeki yapıtı daha iyi anlamaya yönelik kavramsal bir sınıflandırma çabası. Öte yandan, bu konumlandırma, fotoğrafın tarzı, stili açısından böyle. Fotoğrafın içeriği, anlam yükü açısından ise insana ait her türlü düşünce ve duyguyu harekete geçiren farklı içeriklerden söz etmek mümkün.

nymphe

Evet, yelpazenin bir ucunda, belgesel fotoğraf kaydeder; fotoğrafçının katkısını en aza indirgeyerek, dış dünyanın gerçekliğini kaydeder. Tabii ki, fotoğrafçının teknik becerileri yanında, tercihleri, dünya görüşü, estetik beğenileri, öznel dünyası ortaya çıkacak ürünü etkileyecektir. Ama burada, bu etkinin en az düzeyde tutularak kaydedilenin gerçekliğinin ön plana çıkartılması söz konusu. Vurgulanan dış gerçekliğin nesnelliğidir.

Diğer uçta ise, dış gerçekliğin, fotoğraf aracılığı ile yaratıcı bir süreç sonunda yeniden inşası söz konusudur. Burada, fotoğrafçının öznel dünyasının sürece hemen tümüyle katıldığı, süreci belirlediği öne sürülebilir. Öyle ki, bu belirleyicilik, fotoğrafın tasarlanma, çekim ve işleme süreçlerini neredeyse tümüyle biçimlendirir. Vurgulanan fotoğrafçının iç dünyasının öznelliğidir.

René Magritte’e saygı

Tam da bu noktada, dış dünyanın nesnelliği ile iç dünyanın öznelliğinin birbirlerinden kopuk iki diyar olmadıklarını vurgulayalım. Bunlar arasındaki geçişkenliği, bu geçişkenliği somutlayan efsaneleri, mitleri, masalları, romanları, öyküleri, şiirleri, resimleri, heykelleri, filmleri ve fotoğrafları analım. Olgu ve kurgunun estetik birlikteliklerini sergileyen insan yaratıcılığının ürünlerini, büyülü güzelliklerini.

Bu yelpazenin neresinde yer alırsa alsın her etkili fotoğraf estetik bir güzellik algısı yaratır ya da böylesi bir güzellik algısı yarattığı ölçüde etkilidir. Her şey gibi, bu güzellik algısı da geçicidir; geçiciliğin güzelliğini yansıtır. 

Belki de, bizi hayatta tutan, yeniden yeniden umut besleyebilmemizi sağlayan da geçiciliğin bu güzelliğidir, değişimin sürekliliğidir.

Fotoğrafla kaydedilen, yeniden inşa edilen ve kalıcı kılınan geçiciliğin güzelliği…

Fotoğrafa merakı geçen yüzyılda, 70’li yılların ikinci yarısında, üniversite yıllarında başladı; sanata, edebiyata, resme, şiire, saza söze, arkeolojiye, tarihe meraklıydı oldum olası; giderek dünyayı değiştirmeye, tıbba ve psikiyatriye merakı da aynı yıllara rastlar. Tank gibi bir Zenith TTL makinayla dolanırdı ortalıkta. Güneşli havada 125’e 16, merdiven altında karanlık oda, ah bir 400 ASA’lık film alabilsek de, çekebilsek yarı karanlıkta. Her biri 36 kare, aman hemen bitmesin, yanında yedek film var mı, nasıl çıktı acaba, gel de bekle bir hafta, derken, fotoğraf öğreneceğim diye sabırlı olmayı öğrendi bir de. Beklemeyi, zamana inanmayı öğrendi.

“Yeni Fotoğraf” dergisinin çıkışını heyecanla her ay alışını, üç arkadaş evin alaturka tuvaletini karanlık odaya çevirişlerini, bol fotoğraf çekmeden bu işin öğrenilemeyeceğini anladıklarında, film masrafını kısmak için, Sirkeci’den 300 metrelik film alıp onu kasetlere bölüp bol bol siyah beyaz fotoğraf çekişlerini, o günlerden kalan görüntüleri; Alsancak’ta ayı oynatan adam ve ayısının görüntülerini, Kayseri’de çeşme başında oynayan çıplak çocukların, İzmir’de Cumhuriyet Meydanı’nda büyük mitinglerin görüntülerini, ille de kordon görüntülerini hayal meyal hatırlıyor.

Ardından, uzun bir ara girdi fotoğrafla arasına. Psikiyatri eğitimi ve uzmanlığıyla artık makinasız fotoğraflar çekmeye dönüştü adeta bu merak. Yardım için başvuran kişileri dinlerken kendi zihninde onların fotoğraflarını çekmeye, onların iç dünyalarını, duygu hallerini zorluklarını, hayat mücadelelerini zihninde imgelerle canlandırmaya dönüştü bu merak. 80’li yılların başlarından itibaren artık mesleğine gömülmüştü. Araştırma yapmak, ders vermek, klinik pratik, meslek örgütlenmelerinde aktif görevler üstlenmek ve bu görevleri bağlamında yüzün üzerinde ülkeye seyahat etmek, konferans vermek. Buralarda mutlaka sanat müzelerini, az da olsa fotoğraf müze ve sergilerini ihmal etmedi; tabii, elindeki genellikle kompakt makinaların deklanşörüne gelişine basmayı da.

Altmışından sonra, taa gençlik yıllarından beri uzaktan beğeniyle izlediği İFSAK’ta kurs görme zamanı bulabildi; ardından, fotoğrafın günlük hayatında kapsadığı zaman, alan genişledi. İFSAK’ta Temel Eğitim Semineri, ardından, Pitoresk projesi, Çekim Teknikleri, Portre, Makro, Uzun Pozlama dersleri, çalışmaları, Semt projesi çalışmalarında, katılabildiği fotoğraf gezilerinde rastgele, gelişine fotoğraf çekmemeyi öğrendi. Ortaya çıkmasını istediği fotoğrafı, önce zihninde kurgulamayı, onu mümkün olduğunca önce zihninde tasarlayıp görmeyi, imgeleştirmeyi, ardından dış dünyayı bu zihnindeki tasarıya göre gözden geçirmeyi, dış dünyanın kontrolü dışı olan gerçekliklerini dikkate alan bir bakış açısı benimsemeyi, mümkünse dış dünyaya az da olsa istediği biçimi vermeyi ve elindeki teknik olanaklar çerçevesinde zihnindekinin mümkün olup olmadığına karar vermeyi ve teknik ayarları / düzenlemeleri buna göre yapmayı öğrendi. Dış dünyadan edindiği izlenimleri iç dünyasında kurgulayıp / tasarlayıp, sonra bu tasarımı dış dünya ve teknik olanakların sınırlılıklar çerçevesinde, dış dünyanın içinden çekip çıkarması ve fotoğrafa dökmesi gerektiğini öğrendi. Fotoğrafın “çekilen” değil, “yapılan” bir şey olduğunu; fotoğrafı “çekmek” değil, “yapmak” gerektiğini öğrendi.

Fotoğrafın, dış dünya ile iç dünyasını birleştiren bir araç olduğunu; dış dünyayı
kendisine göre yeniden inşa ederken iç dünyasını zenginleştiren bir araç olduğunu kavradı.

Bu yüzyıla devrilmişti zaman; sayısallaşan bol renkli dünyada, “tekniğin önceliği, estetiğin üstünlüğü, yaratıcılığın hazzı” der durur oldu; bu dediğinin peşine düştü. Fotoğrafın “makinenin çektiği birşey değil, fotoğrafçının yaptığı bir şey” olduğunu kavradı. Kısaca, hayatına “fotoğrafça bir anlam katma” peşinde bir fotoğraf meraklısı.

Yorum Sayıları: 6

  1. Merhaba Levent Bey,
    Zen felsefesinde çiy tanesi de geçiciliğin güzelliğini temsil ediyormuş. Siz de fotoğrafı bu şekilde betimlemişsiniz. Ne güzel olmuş.
    Yazılarınızı büyük bir keyifle okuyorum. Bu seferki de bir serinin başlangıcı olmasını diliyorum.
    Sevgiler

    • merhaba,
      bu güzel ve cesaretlendirici sözleriniz için çok teşekkür ederim…
      çiy tanesini ben de severim, ama bilmezdim bu temsiliyeti.. pek yakışmış sahiden…
      yazılarda, fotoğraflarda anlaşılmak ne hoş bir duygu veriyor ve umut ve umut etme gücü, arzusu…
      sevgilerimle,
      levent

  2. Sevgili Levent hoca,
    Sanatın iç ve dış dünya arasında döngüsel alanın doğuşundaki gücünü, gerçekliğin yeniden yaratılışı sürecinde ruhsal onarıma olan katkılarını ne güzel formüle etmişsin…çok etkileyici.

    • merhaba,
      sevgili Nevin, çok teşekkür ederim.
      ne hoş özetlemişsin sanatın, yaratıcılığın ruhsal onarıcı gücünü…
      bizlerin, içinden umut devşirmeye çalıştığımız o gücü…
      sevgilerimle,
      levent

  3. Sevgili Levent, geçiciliğin güzelliğini görmemi ve kıymetini bilmemi sağlayan bir anlatış. emeğine sağlık

  4. sevgili Haluk abi,
    her zamanki zarif ilgin ve güzel sözlerin için çok teşekkür ederim.
    esenlikler,
    levent

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Bir Mal Meydanı Hikayesi

Kars “Erken gitmen lazım” dedi. Otelin sorumlusu olarak her işe bakan genç adamın cevabı çok kısaydı.

Hayata Saygı Duymak

Çevre meselesi üzerine yediden yetmişi herkesin bir düşüncesi ve duruşu var. En temelde, yerlere çöp atmamak,

Bir Fotoğraftan

Yolda; Tek Başına İnce uzun, dört şeritli kısa, az kullanılmış patika ya da keskin virajlarla hepimiz

Amaç yolculuktur

(The Journey is Destination); Dan Eldon Fotoğrafçıların yaşam öykülerine ilişkin filmlere çok sık rastlanmıyor. “Bang Bang

Bir Fotoğraftan

Bunu Daha Önce de Yaşamıştık Bir daha, bir daha… Doymak bilmez ruhlarımız her gün aynı yollardan

Türkiye Fotoğraf Dünyası /4

(Önceki yazıya BURADAN ulaşabilirsiniz.) Hedefe konan sanatçılar için Devlet cephesinde bu gelişmeler olurken, Erdoğan karşı kutupta

Burası İstanbul Olmalı

İstanbul fotoğraflarının klişeleri vardır. Kubbeler, minareler, cami siluetleri, martılar, seyyar satıcılar, kediler, köpekler, varoşlar, çocuklar, Galata

Düşünmenin Kısır Döngüsü

Fotoğrafçı hangi teknik üstünlüğe sahip olursa olsun yaratıcılığını kurgulaması ve ortaya çıkarması düşünme yeteneğinin sınırsızlığına bağlıdır.

Türkiye Fotoğraf Dünyası /3

(Önceki yazıya BURADAN ulaşabilirsiniz.) İDGSA’da Fotoğraf Bölümü Fotoğraf bölümü 1978’de resmen açılmış ve Türkiye’nin ilk akademik