Yeşilçam’ın Fenomen Yüzlerinden Medyatik Siluetler

/

O kadar hayatın gerçeği ki bu melodramlar. Yani bunu bu kadar inkâr etmenin, küçük bir şey saymanın anlamı yok. Yani bunu yapanlar için söylüyorum.

Hülya Koçyiğit

Sinemamızın en özgün, güzel yüzlerinden birine sahip olan Hülya Koçyiğit, çok sayıda yönetmenin filminde rol aldı. Orhan Aksoy, Ülkü Erakalın, Ertem Eğilmez, Orhan Elmas ve Mehmet Dinler gibi yönetmenlerin filmlerinde, “Ağırlıklı olarak melodramlarda, keskin bir iyi-kötü zıtlığı içinde iyilerin yanında yer alan ‘saf, temiz ve fedakâr kızı’ oynadı. Filmlerinin isimleri bile, Yeşilçam’ın egemen anlatısal türü olan melodramların vazgeçilmez oyuncularından biri olduğunu gösteriyor: Bir İçim Su, Taşralı Kız, Hıçkırık, Uzakta Kal Sevgilim, Bitmeyen Çile, Yıldızların Altında, Damgalı Kadın, Seni Seviyorum, Seni Affedemem, Çıldırtan Dudaklar, Adını Anmayacağım, Seven Ne Yapmaz, Aşkın Zaferi…” (Öztürk, 2004: 30)

1990’lı yıllarla birlikte uzaklaştığı sinemaya, Semir Arslanyürek’in 2001 yılında çektiği Şellale filmiyle dönüş yaptı. Ancak, yıllar içinde Hülya Koçyiğit, biraz daha rol yapan, biraz daha sinema duygusundan uzaklaşan bir oyuncu imajı çizdi. Oysa, “Hülya Koçyiğit’in Türk sinemasının starlar skalasında hemencecik söylenecek bir rengi yok gibidir. Ya da tanımlanması olanaksız gibidir. O, bilenen ana renklerin ara tonlarında kalıveren, ama her iki rengin de özelliğini taşımasına karşılık adı verilmeyen, silik değil, aksine gizemli ve anlatılmaz bir renktir.” (Evren, 2004: 59)

Susuz Yaz

Metin Erksan’ın Susuz Yaz filmiyle Yeşilçam’ın yeni yüzleri arasına katılırken, Koçyiğit geleceğin starı olacağının işaretlerini vermişti. 1977 yılında Metin Erksan’ın Yeşilçam’daki son filmi Sensiz Yaşayamam’daki rolü ile Lütfi Ö. Akad’ın Gelin, Düğün, Diyet üçlemesindeki rolleri Koçyiğit’in oyunculuğundaki en üst noktadır ve en belirgin özelliği sessiz bir eylemci ve de başkaldırı simgesi olmasında yatar (Evren, 2004: 59). Şerif Gören’in 1983’te çektiği Kurbağalar’da dul, köylü bir kadını ve 1984’teki Derman’da ise ebelik görevi için Doğu’ya giden şehirli kadını oynar. “Derman, bir anlamda içinde platonik bir aşk öyküsü de barındıran ama daha çok zor doğa koşulları içinde insanlara yardım etmeye çalışan bir Çalıkuşu’nun, Mürvet’in hikâyesidir. Daha dingin bir anlatımla daha çok ortamın betimlendiği, koşulların nesnel bir gözle aktarıldığı, Ankara’dan gelmiş bir ebenin bir yandan çabalarının, öte yandan aşkın kıyısından dönmesinin resmidir.” (Öztürk, 2004:37)

Ancak, Hülya Koçyiğit 1980’li yıllarla birlikte yavan bir Cumhuriyet Kadını portresine dönüşür. En sulu komedilerden melodramlara varana kadar hemen her tür filmde rol alan Koçyiğit, yıllar geçtikçe oyunculuk gücünü yitirdi. Abartılı mimiklerini doyasıya seyirciye sergiledi. Buna rağmen 1980’li yıllarda sanatsal açıdan ses getiren filmlerde rol aldı.

“Artık Koçyiğit eskinin, duygusal güldürülerin, kırılgan ve romantik kız melodramlarının Koçyiğit’i değildir ve olamaz, ne sinemasal olgunluk ne de deneyim olarak: Engin Ayça’nın ilk uzun konulu filmi olan Bez Bebek’teki (1987) erkeksiz köy kadını yorumu ile 1988 Amiens Film Festivali’nde bir ödül kazanıyor, Selim İleri’nin yönettiği Hiçbir Gece’de (1989) yalnızlık içinde kıvranan orta yaşlı bir sinema yıldızını canlandırıyor ve Halit Refiğ’in Kemal Tahir uyarlaması Karılar Koğuşu’ndaki fahişe rolü ile 1990 Antalya Film Şenliği’nde En Başarılı Kadın Oyuncu ödülünü alıyor.” (Scognamillo, 2004: 24)

1980’li yıllarla birlikte çekilen film sayısı azalınca birçok oyuncu gibi star özelliklerine sahip oyuncular da sahneye çıkıp şarkıcıları taklit ettiler! Hülya Koçyiğit ve Fatma Girik de sahneye çıktıysa da asıl çıkışlarını politikaya geçerek yaptılar. Hülya Koçyiğit o yılları, Erdal Doğan’a şöyle anlatır:

Siyasete soyunmak

“Popüler bir oyuncunun ya da starın, bir yıldızın yani, sinema olmayınca mutlaka bir yerlerde görünmesi gerekiyor. O dönem öyle bir durum söz konusuydu ki, bir kere geçim söz konusu. O ay ne yediysen yedin, o ay bittikten sonra para yok, borç olacak ondan sonra. Böyle bir gelirin olması gerekiyor. Aynı zamanda bir üretim içinde olman lazım. Onu nasıl yapacağım? Seks filminde oynayamıyorum. Param da yok. Bir de ukala şirket kurmuş, ‘Hayır efendim, ben bundan sonra kendi istediğim filmlerde oynayacağım. Salon filmlerinde, melodramlarda oynamayacağım. Daha toplumcu filmler yapacağım’ diyorum. (…) Bu kadar toplumcu filmler yapıp bu filmlerin arkasında durduğumu, bu filmleri niçin yaptığımı, bu ülkeyle ilgili ne gibi dertlerimin, sancılarımın olduğunu, bunları ne kadar yapabildiğimi, ne kadarını sinema diliyle anlatabildiğimi, yaşadığımız dönemin insanları nasıl köşeye sıkıştırıldığını, siyasetin hayatımızda nasıl bir gereği olduğunu bas bas bağırıyordum herhalde. Susmuyordum herhalde ki, ‘Turgut Özal sizi davet etti’ dediler. (Doğan, 2004: 163-164)

Anavatan Partisi’nden belediye başkanı adayı olan Hülya Koçyiğit seçimi kazanamaz ama kurucuları arasında olduğu Sinema Oyuncuları Derneği’nde (SO-DER) dört yıl başkanlık yapar.

Siyasete soyunup, belediye başkanlığı yapan tek kadın yıldız oyuncumuz Fatma Girik, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) tarafından aday gösterildiği Şişli belediye başkanlığını kazanır ve 1988-1993 yılları arasında bu görevde kalır.

Fatma Girik belediye başkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra, televizyon dizileri ve reality şovlarla izleyici karşısına çıktı. Gençlik yıllarında fenomen bir kadın oyuncu olarak, izleyicileri salonlara toplayan Girik, menekşe gözleriyle Elizabeth Taylor’la özdeşleştirildi. Kimi filmlerde seksi, kimilerinde erkeksiydi, filmlerinde erkekleri dövüyor, taksi şoförlüğü yapıyor, ailesine, namusuna düşkün genç kadın rollerine çıkıyordu. Bu özelliğinden dolayı seyirciler ona Erkek Fato lakabını verecekti. Yıllar geçtikçe, ailesini bir arada tutmaya çalışan kadın ana rolleri oynadı.

Neriman Köksal’ın tip olarak başka benzeriydi genelde. Çünkü o da yapı olarak tipik bir halk kızıydı; azgelişmiş ama umarsız, damarına bastılar mı başkaldıran, dengesiz bir mahalle kızı… Ben Sokak Kadınıyım’da çürüyen bir burjuvayı, Acı’da fedakâr Anadolu kadını Zeliha’yı, Ölüm Peşimizde’de seven bir işçi kızı içtenlikle oynadı. Her oynadığı tipi oyun gücüyle geliştirip, inandırıcılık getiren bir yıldızdı Fatma Girik…” (Özgüç, 1994: 34)

İlişkiler

Sinemaya başladığı yıllarda, Atıf Yılmaz, Fatma Girik’in oyuncu olamayacağı yorumunu yapar. Ancak, Girik’in önünü açan, ölene dek birlikte olacağı, Yeşilçam’ın en önemli yapımcı, senarist ve oyuncusu Memduh Ün’dür.

Filiz Akın ile Türker İnanoğlu’nun ilişkisi de oyuncu ve yapımcı ilişkisidir, ama Akın Yeşilçam’ın kadın yüzleri arasında daha çok Kuzeybatı Avrupalı bir ifadeye sahiptir; bunda sarışın olması, şehirli kadın imajını üstüne giymesinin de etkisi büyüktür, ama asıl farklılığı, dönemin birçok oyuncusuyla kıyaslandığında eğitim düzeyinin daha yüksek olmasıdır; kolej eğitiminden sonra arkeoloji okumuş bir yandan da çalışmaya devam etmiştir. Artist dergisinin oyunculuk yarışmasını kazanarak sinema hayatına atıldığında dönemin kadın oyuncuları gibi melodramlarla oyunculuğa başlar. 1962 yılında ilk filmi Akasyalar Açarken’de dönemin jönü Göksel Arsoy’la rol alırken Akın’ın oyunculuğa başlamasında Memduh Ün’ün ısrarı önemli bir etkendir. Filiz Akın, melodramlar ve dönemin romantik komedi filmleriyle Yeşilçam’da yer edinse de Fatma Girik, Hülya Koçyiğit ve Türkan Şoray gibi taşralı kadın rollerine pek gitmez, o daha çok Zoraki Milyoner gibi Hollywood filmlerinin taklitleri ile salon filmlerinin Batılı kızı ya da sokak şarkıcısı olarak akılda kalır.

Filiz Akın’ın filmografisi Türker İnanoğlu’yla birlikte olduktan sonra değişir; oğlu İlker’in doğumundan sonra Chaplin’in Yumurcak’ından esinlenerek analı-oğullu filmlerde oynamaya başlarlar; Yumurcak Köprüaltı Çocuğu, Yumurcağın Tatlı Rüyaları, Yumurcak Küçük Şahit gibi hikâyesi Hollywood ve Avrupa sinemasından uyarlama filmlerle birlikte aşk filmlerinin acı çeken kadını rollerini de üstlenir. Filiz Akın’ın Yeşilçam’daki oyunculuk kariyeri 1975 yılında henüz en verimli çağında biterken 1974 yılında Yücel Çakmaklı’nın Memleketim filmiyle en önemli filmlerinden birini gerçekleştirir.

1970 yılında İstanbul’da doğdu. Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-Televizyon Bölümü’nde başladığı lisans eğitimini Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Sinema-Televizyon Bölümü’nde devam etti ve aynı üniversitede yüksek lisans eğitimini tamamladı. Bir çok dergi ve gazetede sinema eleştirisi ve edebiyat yazıları yazdı. Roman ve öykü kitaplarının yanı sıra sinema kitapları yayınladı. Rıza Kıraç yardımcı yönetmenlik, metin yazarlığı, senaristlik yaptı. Yapımcılığını da üstlendiği üç belgesel ve çok sayıda kısa film yönetti. İFSAK’ta senaryo ve kısa film atölyeleri gerçekleştirdi.
2010 yılında senaryosunu yazdığı Küçük Günahlar adlı uzun metraj sinema filminin yönetmen ve yapımcılığını gerçekleştirdi. Erden Kıral’ın 2014 yılında çektiği Gece adlı sinema filminin senaryosunu yazdı.

Romanlar: Cin Treni, Senin İçin Değil, Düşmüş Erkekler Masalı, Namahrem, Dolphin Video, Babam Freud’u Bilmeden Öldü, Londra’da Hoş Cinayet, Ucuz Ölüm.
Öyküler: Komşumun Uzun Kızıl Saçlı Sevgilisi, Arafta Bir Melek, Annemin Bahçesi
Sinema Kitapları: Film İcabı / Türkiye Sinemasına İdeolojik Bir Bakış, Sinemanın Temelleri, Hürrem Erman - İzlenmemiş Bir Yeşilçam Filmi, Sinemamızın Yüzüncü Yılında 100 Yönetmen

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Sinema

Ünlü Var Mı?

Çağımız bir anlamda ünlü peşinde koşma, ya da ünlü olma çağı. Mütevaziliğin kırıntılarının olduğu bir çağ.

Bedrana’yı Kim Öldürüyor?

Enseyi karartmamak için soralım. İnsanın ya da toplumların yıkıcılığını, yok ediciliğini, kıyıcılığını neler değiştirebilir ya da

Persona Üzerine Bir Okuma

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu‘ndan Tülin Safi tarafından hazırlanmıştır. *********** “Bütün dünya bir sahnedir…”

Değerlerin Ardından

Ardında Ne Vardı? Geleceğe bir şeyler bırakmak insan hayatında özel ve önemli bir durum. Sizden bir