32. İFSAK Kısa Film Festivali ve Bir Röportaj

////

İFSAK Kısa Film Festivali, 2026 yılında 32. kez sinemaseverlerle buluştu. 9–15 Mart tarihleri arasında gerçekleşen festival, kısa filmin yalnızca bir tür değil, güçlü ve yoğun bir anlatım biçimi olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bir haftaya yayılan program, hem içerik çeşitliliği hem de izleyici katılımıyla dikkat çekici bir yoğunluk sundu. 36 ulusal yarışma filmi ve 66 uluslararası kısa film olmak üzere toplam 102 yapım izleyiciyle buluştu. Uluslararası seçkide yer alan filmler arasında 3 dünya prömiyeri ve 10 Türkiye prömiyeri bulunması, festivalin küresel dolaşım içindeki yerini güçlendiren önemli bir göstergeydi.

Uluslararası İş Birlikleri ve Kurumsal Destekler

Festivalin uluslararası ölçekte kurduğu ilişkiler ağı, bu yıl da farklı ülke ve kültür kurumlarının katkılarıyla belirgin biçimde genişlemiştir. British Council, Instituto Cervantes, Institut Français, Avusturya Kültür Ofisi, Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi, Liszt Enstitüsü Macar Kültür Merkezi İstanbul, Hollanda Krallığı Büyükelçiliği, Hindistan İstanbul Başkonsolosluğu, İtalya Ankara Büyükelçiliği, Istituto Italiano di Cultura ve Comites gibi kurumların desteği, festival programının çok katmanlı ve çok kültürlü yapısını güçlendiren temel bileşenlerden biri oldu. Bu kurumsal iş birlikleri, yalnızca film seçkilerinin çeşitlenmesine katkı sunmakla kalmadı, aynı zamanda farklı üretim pratiklerinin ve estetik yaklaşımların bir arada düşünülmesine olanak tanıyan bir tartışma zemini de yarattı.

Festivalin yerel ölçekte kurduğu iş birlikleri de bu çok katmanlı yapının önemli bir parçasını oluşturmuştur. İBB Kültür, İBB Miras, Beyoğlu Sineması, İstanbul Sinema Ofisi, Metrohan Kültür Sanat, Sainte Pulchérie Fransız Lisesi, Sahne Pulchérie ve Beyoğlu sınırları dışına çıkarak Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nin katkılarıyla şekillenen mekânsal dağılımda gerçekleşen gösterimler, festivalin şehirle kurduğu ilişkiyi genişletti. Bu çok merkezli yapı sayesinde festival, daha farklı izleyici gruplarına ulaşma imkânı buldu.

Bir hafta boyunca süren etkinliklere 3000’den fazla izleyicinin katılması, kısa filme olan ilginin yoğunluğunu açıkça ortaya koydu. Özellikle ulusal yarışma filmleri gösterimleri sonundaki soru cevap bölümleri ve uluslararası söyleşiler, izleyicinin yalnızca izlemekle kalmayıp düşünmek, tartışmak ve üretim süreçlerine dahil olmak istediğini gösterdi. Festivalin geride bıraktığı en önemli şey ise kısa filmin, keşfedilecek, tartışılacak ve yeniden üretilecek sonsuz bir alan olduğunun kanıtı oldu.

Bu yıl İFSAK Sinema Emek Ödülü’nün başta sinema ve tiyatro olmak üzere, diğer sanat dallarında da yıllar boyu büyük bir özveri ile sanatını icra eden, hiçbir zaman evrensel dünya görüşünden kopmadan hem hayatın hem de sanatın içinde olan, sivil toplum kuruluşlarına verdiği destekle sinemanın ve sanatın örgütsel mücadelesinde de hep yanında olan Gülsen Tuncer’e verildi. Bu ödül her yıl olduğu gibi festivalin sinema tarihine ve emeğine duyduğu saygının güçlü bir ifadesiydi.

Söyleşiler ve Etkinlikler

Festival programı söyleşiler, paneller, masterclass’lar ve performatif etkinliklerle genişleyerek çok katmanlı bir düşünsel ve sanatsal çerçeve sundu. İFSAK’ta gerçekleştirilen Hüseyin Karabey’in katıldığı “Kısadan Uzuna” başlıklı söyleşi ve Beyoğlu Sineması’nda Halil Ergün, Necati Doğru, Işıl Özgentürk ve Nebil Özgentürk’ün konuşmacı olarak yer aldığı, Ali Özgentürk anısına düzenlenen özel program, festivalin ilk günlerine güçlü bir başlangıç oluşturdu. Pelin Esmer’in Koleksiyoncu filmi gösterimi ve Somnur Vardar moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşi, sinema pratiğine odaklanan önemli bir tartışma zemini sundu.

İtalyan yönetmen Marta Caposella’nın katılımıyla gerçekleşen söyleşi, festivalin uluslararası perspektifini derinleştiren katkılar sağladı. Metrohan’da, SenaristBir’in katkılarıyla düzenlenen “Kısa Film Evreninde Telif Ekosistemi” başlıklı panel ile Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi iş birliğiyle gerçekleştirilen “Çağdaş Romanya Sineması ve Kısa Filmleri” söyleşisi, sinemanın hem üretim süreçlerine hem de düşünsel boyutuna dair kapsamlı tartışma alanları açtı. Besteci Erdal Güney’in katılımıyla gerçekleşen “Perdede Müziği Görmek” etkinliği ise sinema ile müzik arasındaki ilişkiyi disiplinlerarası bir perspektifle ele aldı.

Ödül töreni önceki akşamı Metrohan’da sahnelenen Muharrem Uğurlu’nun yönettiği Pera’nın Kadınları müzikal tiyatro gösterimi ile Özge Dağ ve Caz dans grubunun dans performansı, festivalin kültürel etkileşim boyutunu güçlendiren ve izleyici deneyimini zenginleştiren performatif katkılar olarak öne çıktı.

Kültürel Karşılaşmalar

Festivalin uluslararası boyutu, farklı ülkelerden gelen filmler ve konuklarla daha da görünür hâle geldi. Avusturya’dan Hindistan’a, Yunanistan’dan İran’a uzanan geniş bir coğrafyadan seçilen filmler, İstanbul’da izleyiciyle buluştu. Uluslararası alanda yedi yönetmen ve bir yapımcının katılımıyla gerçekleşen buluşmalar, yalnızca film gösterimlerinin ötesine geçerek kültürel bir diyalog alanı yarattı. Gösterim sonrası gerçekleştirilen söyleşiler, filmlerin katmanlarını açan ve izleyici deneyimini derinleştiren önemli karşılaşmalar sundu. İran kısa filmleri için davet edilen ekibin, ülkedeki zor koşullar nedeniyle festivale katılamaması ise hepimiz için üzücü bir durum oldu.

Festivalin “kurgu ile kurgu olmayanın sınırları arasında bir gezinti” başlıklı masterclass’ı, 2024 yılında The New Year That Never Came filmi ile Venedik Uluslararası Film Festivali’nin Orizzonti bölümünde En İyi Film ve FIPRESCI ödüllerini kazanan Bogdan Mureșanu tarafından gerçekleştirildi.

Maria Meco ile Söyleşi: “Hardware” Bir kadın, bir palto, bir oda ve bir ip

Londra’da yaşayan ve farklı türlerde üretim yapan İspanyol bir fotoğrafçı ve ilk filmi ile ufkumuzu açan yönetmen Maria Meco film gösterimi sonrasında izleyicilerin sorularını cevapladı.  Londra’da Portrait of Britain, Creative Review ve Aesthetica Magazine tarafından kısa listeye alınan ve çalışmaları 2021 Palm Photo Prize için finalist olarak seçilen Maria’nın fotoğraflarında kurgu, dünyayı tasvir etmeyi seçtiği bir yol, vizyonu ve sezgileriyle kurduğu bir anlatıdır. Gerçeklik ise, öznesiyle karşılaşmadan çok önce var olan duygularda yatar. Fotoğraf, onun için duyguların akışa geçtiği ve hikâyelerin sessizce açığa çıktığı o alanı keşfetmenin bir yoludur.

Deneysel türdeki filmi Hardware, bir kadın, bir palto, bir oda ve bir ip tarafından şekillenen sürreal bir mekânda geçer. Film, bu yıl 32. İFSAK Kısa Film Festivali’nde prömiyerini yapmış ve izleyiciye hem oyunbaz hem de duygusal katmanlar içeren bir deneyim sunmuştur. 2025 yapımı, 6 dakikalık bu filmde, damalı zeminli boş bir odada geçen anlatıda isimsiz bir kadın karakter, tavandan sarkan uzun bir palto ile karşılaşır. Başlangıçtaki şüpheciliği, bu tuhaf karşılaşmanın sunduğu deneyime kapıldıkça yerini giderek derinleşen bir meraka bırakır. Belirsizliğin ilk işaretleri ortaya çıktıkça, karakterin yön verdiği bu gizemli hareket, onu ayakta tutan zemini sarsmakla tehdit eder.

Yönetmenin Notu

Her şey bir soruyla başladı: Ya bir gün, fazla ağır, fazla uzun, fazla kalın ve beni adeta hapsetmeye çalışan bir palto bulsaydım? İlişkiler, özellikle de arkadaşlıklar, kimliğimizi şekillendiren temel etkenlerdir. Az ya da çok karşılıklı, az ya da çok ihtiyaçlarımızla uyumlu olabilirler; yine de üzerimizde iz bırakma gücünü taşırlar. Bedenlerimiz, deneyim sona erdikten çok sonra bile hem neşeyi hem de acıyı saklar. Bedenlerimizin hareket etmesine ve kendi hikâyelerini anlatmasına izin vermek, iyileşmenin en güçlü yollarından biridir. Bu duyguları kendine özgü, güzel ve sezgisel bir biçimde hayata geçiren Keira’nın yeteneği için minnettarım. Bu film, Bristol’daki son yıllarımda deneyimlediğim büyüme sancılarını anlamlandırma çabasıdır. Film bu döngüyü kapatmaya yönelik, oyunbaz ve alegorik bir denemedir.

I.Y: Hardware gerçeklik ile kurgu arasında asılı gibi hissettiriyor. Sizin için bu daha çok bir hikâye mi, yoksa bir duygu ya da hâl araştırması mı? İzleyicinin anlamla mı yoksa hisle mi ayrılması sizin için daha önemli?

M.M: Biraz ikisi de. Hikâyedeki duygusal hakikate önem veriyorum. Bu anlamda anlatı, hislerimi hareket ve ses aracılığıyla aktarmak için bir bahane gibi işliyor. Film izleyicinin kendi deneyimleri üzerine düşünmesine yardımcı olursa, ister anlamla ister hisle, hatta her ikisiyle ayrılırsa çok mutlu olurum.

Film, bir kadın, bir palto, bir oda ve bir ip ile çok minimal unsurlarla güçlü bir görsel dünya kuruyor. Bu seçimlere kavramsal olarak nasıl yaklaştınız?

İlk filmim olduğu için işleri fazla karmaşıklaştırmak istemedim. Minimalist estetik, hikâyenin en önemli kısmına, duygulara odaklanmamı sağlıyor. Ayrıca zaten görsel sadeliğe çok çekiliyorum; benim için bir işin etkili olması için karmaşık olması gerekmez.

Bazı unsurlar, farklı sanatsal kaynaklarda karşıma çıkan ve beni heyecanlandıran detayları bir araya getirmemle oluştu. Siyah-beyaz tercihi, müzede gördüğüm bir fotoğraf serisinden geldi. Palto fikri ise yıllar önce izlediğim bir Erykah Badu konserinden, Badu’nun üzerinde abartılı, uzun ve kalın bir palto vardı ve benim zihnimde neredeyse başlı başına bir karaktere dönüştü.

Benim için bu unsurların sabit anlamları var; anlatımımın yapı taşları ve onlar olmadan filmin özü kaybolurdu. Ama aynı zamanda sadelikleri ve evrensellikleri sayesinde başkaları tarafından kolayca yeniden yorumlanabilirler; bu da bana çok ilginç ve eğlenceli geliyor. En önemli olan, karakterin duygusal yolculuğu ve buna bağlı olarak izleyicinin deneyimi. Film, farklı yorumlardan doğsa bile benzer duyguları uyandırabiliyorsa başarılıdır.

Merkezdeki kadın figürü beden ve hafıza ilişkisi açısından nasıl bir yerde duruyor?

Benim için o, hem iyi hem kötü anıların bedene kazındığı bir taşıyıcı. Nasıl konuştuğumuz, davrandığımız ve kendimizi nasıl taşıdığımız, kendimizi nasıl gördüğümüzle ve doğduğumuzdan beri yaşadığımız karmaşık deneyimlerle çok ilgili.

Filmin başında paltoya doğru yürürken hem şüpheci hem de meraklıdır. Geçmişte kötü deneyimler yaşamışsak, yeni insanlara karşı benzer bir tutum geliştirebiliriz.

Sonuç olarak, onun beden ve hafızayla ilişkisi anlatısal bir açıklamadan çok duygusal bir rezonans üzerinden kurulur. Anlamını farklı yorumlasalar bile izleyiciler hafızayı onun bedenselliği aracılığıyla deneyimler.

Film hatırlamak için bir alan mı açıyor, yoksa tanıdık olandan bir mesafe mi yaratıyor?

Benim için hatırlamak iyileşme sürecinin çok önemli bir parçası. Olumsuz duygular, fark edilip işlenmediklerinde bedende sıkışıp kalabilir. Onları görmezden gelmek ya da yokmuş gibi davranmak ortadan kaldırmaz. Ama onlarla yüzleştiğimizde ve ihtiyaç duydukları alanı verdiğimizde, üzerimizdeki etkileri giderek zayıflar. Bu da bedeni yani taşıyıcımızı daha olumlu ve besleyici duygularla yeniden doldurmak için bir alan açar

İlk kısa filminin prömiyeri için festivalimizi tercih ettiğiniz için teşekkürler Maria. Yeni filmlerinizi heyecanla bekliyoruz.

İFSAK Sinema Birimi Koordinatörü Işıl Yaman, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezundur. Yüksek lisansını İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Tarihi, Teorisi ve Eleştirisi programında tamamlamış ve 2015-2023 yılları arasında Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde Mimari Tasarım derslerinde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak görev yapmıştır. YTÜ Sanat ve Tasarım Doktora Programı’nda öğrenimine devam etmektedir. 2009 yılından beri İFSAK üyesidir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Film Festivali

Festivalin Ardından

31. İFSAK Kısa Film Festivali 16 Mart’ta sona erdi. Festival kapsamında Uluslararası bölümde festivalin Genel Koordinatörü Sinan…