Yunanistan Sineması Günlerinin Ardından Kısa Film Yönetmenleriyle Yaratım Süreci Üzerine

//

2-7 Aralık 2025’te dördüncü kez gerçekleşen ve Yunanistan’dan EMEIS Kültür Kolektifi ve Türkiye’den istos film ile istos yayın ortaklığıyla düzenlenen Yunanistan Sineması Günleri’nin programında bu yıl ilk kez kısa filmlere de yer verilmişti. On kısa filmin katıldığı bir yarışma da programa dahil edilmişti. Yarışmanın jürisinde Türkiye’den yapımcı Aslı Filiz ve yönetmen Hüseyin Karabey’le birlikte Drama Uluslararası Kısa Film Festivali organizasyon ekibinden, uluslararası yarışmanın baş programcısı Vasileios Terzopoulos yer aldılar.

Yarışmada Ekkomed En İyi Film Ödülü Zange filmiyle Iris Baglanea’ya verildi. Jürinin gerekçesi şöyle açıklandı: Filmin, kısa film formatının tüm olanaklarını verimli bir şekilde kullanarak bütünlüklü bir hikâye sunması, izleyicilerin varoluşun basit ama hayati sorularına dair empati kurmasını sağlayan bir atmosfer yaratması ve çocuk oyuncuları kendi vizyonu doğrultusunda başarıyla yönetmesi gibi unsurları öne çıkarması.

Yarışmada En İyi Yönetmen Ödülü ise, “Temizlikçi” (Cleaner) filmiyle Kostas Gerampinis’e verildi. Bu ödülün gerekçesi jüri tarafından şöyle açıklandı: Çok katmanlı bir hikâyeyi istikrarlı bir ritimle anlatması, muhtelif sinemasal anlatı araçlarını işlevsel bir biçimde dengelemesi ve izleyiciyi şaşırtıcı bir sona taşırken zorlu prodüksiyon koşullarının altından başarıyla kalkması.

En İyi Senaryo Ödülü ise George Georgakopaulos’un “Sera” (Greenhouse) filmine verildi. Bu ödülün gerekçesi şöyle açıklandı: İzleyicide kahramanını ve onun geleceğini inşa etme tutkusunu daha fazla öğrenme yönünde güçlü bir beklenti yaratan etkili hikâyesinin, jüriye geleceği parlak bir sinemacıyla tanıştıkları güvenini vermesi. Sera – Greenhouse ya da Yunanca ismiyle Thermokipio, 9-15 Mart 2026 tarihlerinde gerçekleşecek 32.İFSAK Kısa Film Festivali programında da gösterilecek.

Yunanistan Sineması Günleri’nde izlediğim kısa filmlerden dördünün yönetmenleriyle konuşma fırsatım oldu. Ne güzel ki bunlardan bir tanesi kısa film yönetmenlerinin ve izleyicilerinin her yıl merakla beklediği İFSAK Kısa Film Festivali’nde de 13 Mart’ta İstanbul’da tekrar gösterilecek ve yönetmen de gösterime katılacak.

ABEL

Programdan ilk bahsetmek istediğim film, geleneksel dinî inanışlarla, bir bireyin seçilmiş cinsiyeti üzerinden oluşan farklılıkların çatışmasına hümanist bir dille yaklaşan Abel. Üniversite eğitimini Atina’da sinema üzerine yapmış ama aynı zamanda edebiyatla da oldukça ilgili yönetmen Konstantinos Karamaghiolis’in ABEL filmi, Hanya Film Festivali’nde en iyi film ödülü, Larissa’da en iyi senaryo ödülü ve San Fransisco’da yapılan Yunanistan Film Festivali’nde en iyi ikinci film ödülünü almış.

Taşrada ailesiyle birlikte yaşayan bir rahip, bir kadından canını sıkacak beklenmedik bir telefon almak üzeredir. Başkente yolculuk, Komünyon ve son bir futbol maçı, olarak verilmişti. Bu yolculuk rahibi kadın kıyafetleri içindeki erkek kardeşiyle buluşturur. Rahibin tüm ezberini bozacak karşılaşma iki kardeşin yeniden yakınlaşmasına doğru bir yolculuğa dönüşür. Yönetmen hikâyeyi yazmaya başlarken gerçek bir olaya dayandığını ama sonrasında hikâyenin yolculuğuna hayal kurarak devam ettiğini söylüyor. Filmdeki mekanlardan birisi de liman. Bunun da bir anlamı olmalıydı? Yönetmen için bir şehrin limanı yeni bir ülke gibi, özerk, kendine ait, belki sürgün yeri ama aynı zamanda da eğlenceli olabilecek bir alan. Filmimde kahramanlarımın mutluluğa yolculuk yapmasını istedim diyor. Filmin en zor yanı onun için, rahibi oynayacak oyuncuyu bulmak olmuş. Yönetmen oyuncuları konusunda bakın neler söylüyor: “Öncelikle rahip karakteri filmin başında değişime açık olmayan, kapalı biriyken, filmde gördüğümüz gibi, değişime açık birine   dönüşüyor. Bu yüzden o kademeli değişimi vermesi için oyuncudan çok şey istiyordum. İkinci zorluk, rahibin kardeşi Nancy’i oynayacak yaralı oyuncu, yaşadığı hayatta grotesk ve sert gerçeğin sınırlarında biri olmalıydı. Aynı zamanda da erkek kardeşi olan rahibi değişmeye çağıran, ikna etmeye uğraşan biri olmalıydı. Ve tüm bunlar en doğal yoldan gerçekleşmeliydi. Sonuçta oyuncular bunu mükemmel bir şekilde başardılar.”

CLEANER – TEMİZLİKÇİ

Ektoras gündüzleri böcek ilaçlama personeli olarak çalışmakta, haftada bir kez ise hapishaneden çıktığından beri psikolojik destek aldığı derneğe gitmektedir. Psikoloğu uykusuz göründüğünü fark eder ve önceki akşam neler yaptığını sorar. Ektoras anlatmaya başlar ancak sözleri dün geceki olaylarla karışır ve yavaş yavaş geçmişi, bugünü ve onun gecenin bir yarısı Saron Körfezine açılmasına neden olan gece işini açığa çıkarır.Filmin yönetmeni Kostas Gerampinis, bu filmi yapmadan önce bir televizyon dizisi için hapishane hikâyesi arıyormuş. O sırada ona daha ilginç gelen, hapishane sonrasını anlatan bir hikâyeye denk gelmiş. Eski mahkumlar topluma nasıl uyum sağlar? Sonra geçmişte hapiste olan bir karakteri yazmaya başlamış. Kısa hikâye yazmaya da niyeti yokken bu hikâye onu alıp götürmüş. Yönetmen oyuncu seçiminde Akis Gourzoulidis’le çalışmış. Onun önerisiyle, daha önce hiç çalışmadığı halde ilk defa bu filmde amatör bir oyuncuyla çalışmayı deneyimlemiş. Alexis Arampatzidis, o zaman lisede öğrenciymiş. Filmden sonra Drama Ulusal Tiyatro okuluna kabul almış. Cleaner filminde sadece, psikoloğu oynayan Christina Christodoulou, profesyonel oyuncu. Onu seçme nedenleri, çok az hareket eden bu karakterin gözleriyle oynamasının çok önemli olması.

Filmin kurgusu, aynı zamanda yapımcısı da olan Christos Giannakopoulos’a ait. Yönetmen, kendisiyle daha önceki filmlerinde de çalışmış. Bir de bu filmde yapımcı olunca en baştan beri işin içindeymiş. Yönetmen, ilk defa paralel anlatı ve farklı zaman hatları olan bir filmi yazıp, yönetmeyi denemiş. “Biliyordum ki” diyor, “eğer yanlış bir şeyler olursa Christos onları düzeltecekti çünkü kendisi Yunanistan’daki en iyi kurguculardan biri. Christos’la kurgu odasında her şey çok iyi gitti çünkü çekimden önce, senaryo aşamasında ne yapacağımızı tartışmıştık, nerede dikkatli olacağımızı çok iyi biliyorduk. Christos orada yaratıcı yapımcı olarak vardı ve her şey çok iyi gitti.”

Bu film aynı zamanda geçmişi ve hafızayı temizlemeyi de insana düşündürüyor. Yönetmene bunu söylediğimde, kendisinin de bunu düşündüğünü söyledi. Ancak eğer geçmişi, hafızayı silecek gücümüz olsaydı ben bunu muhtemelen denemezdim diye de ekledi çünkü deneyimlerimiz ve bellek bizi biz yapan şeyler. Bir de aynı hataları tekrarlama durumu var.

ZANGE

Bir deniz fenerinin yanındaki tuzlu su bataklığına toplumdan izole biçimde koruculuk eden dört kişilik bir aile, çilesiyle neşesiyle sulak alanda yaşamını tecrübe etmektedir. Çocuklar, korkunun ne olduğundan habersiz, doğanın oyun olarak sunduğu her şeyle kendi başlarına oynar, sahilde birbirlerini kovalar, yengeç arar ve yakındaki deniz fenerinin ışığından gelen parıltılarla eğlenirler. Çevrelerindeki doğanın işleyişini keşfettikçe, zihinsel yaşam alanları, yaklaşan ölüm (baba) ve yaklaşan yaşam (anne) gibi yabancı kavramları anlamakta zorlanır ve sanki masumiyetlerini ellerinden almak için gittikçe daralan bir kerpetenin kıskaçları arasına sıkışırlar.

Zange Almanca yengeç pençesi demek. Yönetmen Iris Baglanea filme bu ismi vermiş çünkü gerçekten kız kardeşiyle yazları kumsalda oynadıkları zamanlarda, Alman akranlarını ellerinde yengeçlerle arkalarından takip ederlermiş. Onlar “mit der Zange, Mama!!!” – “Anne ! Yengeç var” diye bağırırlarmış. Sonraları, babasının hastalığıyla ve Yunan mitolojisiyle ilişkilendirerek yengeç burcunun sembolik anlatımına ilgi duymuş. Mitoloji, yengeç takımyıldızının gökyüzündeki en karanlık alan olduğunu söyler, antik Yunan’da onun yeraltına kaçış olduğuna inanılır.

Yönetmen, ilham kaynağının genellikle bir görüntüden geldiğini söylüyor. Daha sonra senaryoyu yazıyor. Zange’de aklına gelen görsel, topraktan çıkan, nefesinizi kesen çamurdan bir yaratıkmış. Daha sonra senaryoda bu, babasının yaklaşan ölümünün korkusu olmuş. Bu filmi çekmek oldukça zor bir süreçmiş çünkü at, yengeç, çocuklar ve film bittikten bir hafta sonra doğum yapan bir oyuncuyla çalışmak… Tamamı oldukça zorlamış.

Irıs Baglanea, filmlerinde çocuklarla çalışmayı seviyor. Çocuklar, büyük oyunculardan daha zor diyor ama öte yandan eğer size güvenirlerse onların nasıl iyi oyuncu oldukları sizin için de ilham verici olur. Aslında eğitimini yönetmenlik üzerine değil drama terapide yapmış. Bu alandan onları yönetmek için araçları ödünç aldığını söylüyor.

Yönetmen yazın çekeceği uzun metrajına hazırlanıyor ve onda da gene çocuklar, hayvanlar ve doğa baş rolde olacak. Hatta Zange ile sıkı bağları olan bir film. Bir Türk yapımcıyla, Gökçe Işıl Tuna ile çalışacağı ilk uzun filminin ismi ACHINOS için oldukça heyecanlı.

GREENHOUSE- SERA-THERMOKIPIO

Arnavutluk kökenli bir delikanlı olan Sali okulu bırakıp seralarda çalışmaya başlamıştır. Juventus Akademisi’nin seçmelerine katılabilmek için yeterli parayı biriktirmeye çabalamaktadır. Ancak hayallerini gerçekleştirebilmek için önce zorlu gündelik hayatındaki bir dizi engeli aşması gerekecektir.

Bu filmin yönetmeni George Georgakopoulos, kendisi de bir göçmen ailenin çocuğu olarak Detroit’de büyümüş. Bu yüzden kimlik, aidiyet ve toplum konuları onun filmlerinde özellikle ele aldığı konular. Yönetmenin çalıştığı diğer iki film Atina’da yaşayan Nijerya halkları üzerine.

Thermokipio filminde, büyükannesine bakan Arnavut aileden esinlenmiş. Bu aile büyükannesinin evinde yaşayıp hem onunla hem de onun topraklarıyla ilgilenmişler. 12 yaşında çok akıllı bir oğulları varmış. Bu çocuk hakkında köyde konuşmalar oluyormuş. Kimisi onun gelecekte çok özel biri olacağını, kimisi de fakir geçmişi nedeniyle geleceğinin parlak olmadığını düşünüyorlarmış. Yönetmen George Georgakopoulos’un büyükannesi vefat edince Arnavut aile başka bir şehre taşınmış ve oğlana ne olduğunu öğrenememişler. Bu film biraz da “Sali’ye ne oldu?” sorusunun yanıtı.

Yönetmen, filmdeki oyuncu Fabricio Muco ile tanışmasını şöyle anlatıyor: “Genç Arnavut kökenli, iyi futbol oynayan bir oyuncuyu uzun zaman Selanik’te aradım. Okullara sordum fakat kimseyi bulamadım. Sahne tasarımcısıyla bir barda filmi konuşurken ve film için bir oyuncu bulmam gerektiğini söylerken, bir genç yanımıza yaklaştı ve masamızdaki sandalyelerden birini alabilir miyim diye sordu. Görüntüsünde oyuncu aurası vardı. Arkadaşıma, bana bir oyuncuyu hatırlattı, sence bu çocuk oyuncu mu diye sordum. Arkadaşım bilmiyorum, kendisine sorsana dedi. Sordum ve yanıtı evet oldu. O da bize, siz de oyuncu musunuz diye sordu. Film yönetmeni ve sahne tasarımcısı olduğumuzu söyledik. Bir filme çalışıyorsanız, beni alın dedi. Çalışıyoruz ama bize Arnavut kökenli biri lazım dedik. Ama ben zaten Arnavutum dedi. Peki futbol biliyor musun? Yanıt bizi çok sevindirdi. Tabii ki biliyorum! Ve böylece Fabricio ile hikâyemiz başladı.”

George Georgakopoulos, bugünlerde bir uzun metraj üzerine çalışıyor. Kısa film yapmanın ona birçok yönden çok yardımcı olduğunu düşünüyor. Yönetmenliğin ihtiyacı olan değişik seviyelerde çalışmayı öğrendiğini, senaryoya daha derinlikli yaklaşmayı, oyuncularla çalışmayı kısa filmde deneyimlemenin iyi geldiğini düşünüyor. Ayrıca kısa filmde çalışarak düşük bütçeli film yapmayı deneyimlemenin de bir şans olduğunu söylüyor. “Hemen ilk anda uzun metraj yapsaydım bu benim için katastrofik olurdu” diyor.

THERMOKIPIO filmi 32.İFSAK Kısa Film Festivali programında 13 Mart 2026 günü 18:00 seansında Sismanoglio Megaro Yunanistan Konsolosluğu’nda gösterilecek.

1966 yılında İstanbul’da doğdu. Kadıköy Anadolu Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. 1998 yılında İFSAK üyesi oldu. Farklı dönemlerde İFSAK yönetim kurulu üyeliği yaptı. İFSAK Kısa Film Yarışması ve Festivali, İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali düzenleme kurullarında uzun yıllar çalıştı. Karma sergilerde fotoğraflarıyla yer aldı. Bir Şehre Dokunmak ve İstanbul Gece Olunca Seni Affettim isimli dia gösterileri İstanbul Saydam Günleri ve Selanik’te Türk Haftası’nda gösterildi. İFSAK Fotoğraf ve Sinema Dergisi, Geniş Açı Fotoğraf Dergisi, Altyazı Aylık Sinema Dergisi, Sinema Dergisi gibi dergilerde, Dünya, Radikal, Birgün gibi gazetelerde sinema ve fotoğrafla ilgili yazıları yayınlandı. İFSAK Blog, perasinema ve Mikroscope sitelerinde yazıyor. Yazı ve fotoğrafı birleştiren atölyeler düzenliyor. Aşk Ağustosta Güzeldi isimli ilk kitabı 2020 yılında, Kafa Hep Pazar isimli ikinci kitabı 2025 yılında yayınlandı.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Film Festivali

Festivalin Ardından

31. İFSAK Kısa Film Festivali 16 Mart’ta sona erdi. Festival kapsamında Uluslararası bölümde festivalin Genel Koordinatörü Sinan…