32. İFSAK Kısa Film Festivali’nin Ardından

///

Rotten-Çürük Filminin Yönetmeni Aslı Bildirici’yle İlk Kısa Film Deneyimi Üzerine

32.İFSAK Kısa Film Festivali’nin uluslararası bölümünde Hollanda’da yaşayan Aslı Bildirici’nin Çürük filmi de vardı. Aslı Bildirici İstanbul’daki üniversite eğitimine yurtdışında devam edip, okul bittikten sonra da Hollanda’ya yerleşmiş. Çürük filmini Amsterdam’da çekmiş. Film politik ve dinî açıdan farklı düşüncelere sahip insanların, birbirlerini anlayarak, birbirlerine saygı duyarak yaşayabilecekleri gibi tam tersi de olabileceğini gösterdiği için ilgimi çekti. Nesiller arası farklılıklar da buna dahil. Kızı beden diliyle, dansıyla kendini ona çürük diyen babasına anlatmaya çalışıyor. Bu sahne özellikle dikkatimi çekti. Market kasasında duran kız, radyo açık, radyodan Türkçe yayın var, hiç susmuyor. İki kızın kavga ettikten sonra yan yana oturup, aynı müziği dinlemesi beni çok etkiledi. Bana çok iyi geldi. Keşke herkes farklılıkları böyle yaşayabilse.

Yönetmen Aslı Bildirici’yi hep beraber tanıyalım.

-Aslı, üniversiteyi İstanbul’da Bilgi Üniversitesi’nde okuduktan sonra neler oldu?

Ben Ankaralıyım. İstanbul’da Bilgi Üniversitesi’nde iletişim okudum. O yıl “double degree” diye bir program vardı. Bu programla bir sene de Liverpool’da iletişim okudum. İki üniversiteden de diplomam var. Sonra Amsterdam’a taşındım. Orada film çalışmaları üzerine yüksek lisans yaptım.  Dört-beş sene yapım koordinatörü olarak reklam sektöründe çalıştım. Orada çok şey öğrendim.  Yapım şirketinde çalıştığım için ve bölümüm yapım olduğu için işin yaratıcılık kısmından uzaktım. Sete gittiğim zaman yönetmen, görüntü yönetmeninin çalışmaları ilgimi çekiyordu. Sete gitmeyi özlüyordum adeta. Reklam tüketim üzerine bir alan, yaptıkları yaratıcı reklamlardı ama en sonunda bir şeyler satmaya çalışanların alanı. O yüzden bir yerden sonra ayrıldım. Zaten uzun zamandır kısa hikâyeler, senaryolar yazıyordum. Orada kısa filmim Çürük’ün yapımcısı olan arkadaşımla tanıştım. O da farklı şeyler yapmak istiyordu. Ona yazdığımı söyledim. Neden kendin yapmıyorsun, yönetmenliğini yaparsın diyordu ve beni çok destekledi. Sonra o da oradan ayrıldı.

-Kısa öyküler mi yazıyordun?

Daha çok kısa film yazıyordum. İlk yazdığım kısa film aslında başkaydı. İlk film için zorlayıcı olur mu diye düşündük. Acaba tek bir lokasyonda mı çalışsam daha mı kolay olur diyordum. Sonra şöyle bir şey oldu. Ben Hollanda’da oy ve ötesinde gönüllü olarak çalışıyordum. Seçimler sırasında düğün salonunu kapatıp oy kullanıyorlar. Gönüllüler bütün gün orada bekliyor. Ben iki üç gün oradaydım. Bütün günü Türklerle geçirmek iyi gelmişti ama girdiğim anda o kadar soğuk bir enerji vardı ki, partililer masanın bir tarafında, masanın diğer tarafında biz oturuyoruz. Çaylar bile aynı mutfaktan gelmiyordu neredeyse, çok rahatsız edici geldi. Yanında bir şey getirirsen paylaşırsın. Öyle değildi. Tam aynı dönemde bizim mahalledeki Türk marketinin sahibiyle ilgili bir şeyler beni etkiledi. Mahallede bilinen, sevilen, herkesle konuşan bir sahibi var. Seçimlerden dolayı onlar da kendi oy verecekleri partiyi övüyorlardı. Orada şöyle hissettim, sanki oraya gitmemem gerekiyordu. Birkaç gün de gitmem artık oraya gibi düşündüm. Sonra da kendime kızdım. Aslında sevdiğim insanlar ama politik görüşleri benden farklı diye niye gitmeyeyim diye kendime kızdım. Bir lokasyon kullanmayı da düşünüyordum. Sonra tamam Türk market olsun diye düşündüm. Türk marketleri Hollanda’da 7/24 açık. Film çekmek için market bulmak bayağı zor oldu. Ben kolay olsun diye öyle yazmıştım ama zor oldu. Amsterdam’da bir sokak var. Hollanda’da en çok Türk dükkânı olan sokak. O sokakta bir market buldum. Orada iki akşam çektik. İlk gün bir saat erken kapattılar, ikinci gün de kapattılar. Onları da çok rahatsız etmeden iki gün çalıştık.

-Oldukça dar bir alanda çekim yapmışsınız. Bu dar mekânda nasıl çalıştınız?

-Aralık’ta gece çekimi oldu. Çok soğuktu. İnanılmaz soğuk ve küçük bir yerde tıkılı kaldık gibi oldu. Ben yönetmen olarak, her seferinde bütün ürünlerin arasından yılan gibi dolanıp kamera arkasına gidiyordum. Sonra gene her seferinde bir sürü ekipmanın arasından kameranın önüne geçip oyuncularla konuşuyordum.  En çok gurur duyduğum yönlerden biri hiç negatiflik olmadı, herkes güler yüzünü korudu. Kostümcü için bir oda yoktu ama hep güler yüzünü korudu. Bu çok rahatlattı beni.

-Filmin bütçesini nasıl oluşturdunuz?

Hollanda’da büyük bir film fonu var. Çoğu filme onlar destek veriyorlar ama ben öğrenci olmadığım için ve bu ilk filmim olduğu için oradan destek alamadım.  Amsterdam Belediyesi’nin fonu var. Bir de kültür fonu var. Onlar aslında filme çok vermek istemiyorlar, ayrı film fonu var diye ama yeni başlayanlara, sosyal mesaj içeren filmlere destek oluyorlar. O ikisiyle biraz başlamış olduk.

-Oyuncuları nasıl seçtin? Nasıl ulaştın?

Oyuncu konusunda çok şanslıydım. Çok memnunum. Biraz farklı farklı oldu. Instagrama koyduk. Daha çok genç kadınlardan dönüş aldık. Benim için aksan önemliydi. Başrolü oynayan Hollandalı Türk kız. Onun ufak bir aksanı vardı. Pelin’i oynayan oyuncu Türkiye’de doğup büyümüş, sonradan taşınmış biriydi. Rolleri koyduğumuzda daha çok genç kadınlardan cevap aldık. Çok sevindirici bir şey. Herkesten kendini tanıtma videosu rica etmiştik. Onlardan biraz, enerjisinden ya da benim aklımda olan görüntüye uygun olanları auditiona çağırdık. Baba ve amca daha zorlayıcı oldu. Türk bir casting direktör var tanıdığım. Reklamda tanışmıştık. Ona e-mail gönderdim. Ben kimseyi bulamıyorum dedim. Yardımcı olabilir misin dedim. O da çok yardımcı oldu. Uzun bir liste gönderdi. Ergün Bey babayı oynayan, onu orada gördüm. Ergün abi gerçekten yol gösterici bir yerden baktı. Okudu, gel konuşalım kahve içelim dedi. Ben baba kız ilişkisini nasıl gördüğümü anlattım, o nasıl gördüğünü anlattı. Bana çok yol gösterdi.  Amcayı oynayan oyuncuyu, Amsterdam’da Mulholland Academy diye İngiliz oyunculuk dersleri veren bir okuldan buldum.  O odaya ilk girdiğinde ben ikna oldum amcayı oynayabileceğine. Komedi zamanlaması benim için başarılıydı. Enerjisi çok güzeldi. Biraz da heyecanlıydı. Ben onun yapabileceğine inanmıştım. Analog çektik filmi. O yüzden sette çok prova yapmak istemediğimiz için öncesinde hep beraber dört oyuncuyla da prova yaptık. Provalar sakin, başarılı geçti. Öncesinde hepsiyle karakterleri nasıl gördüğümü konuşmuştuk. Sonra bir araya gelince ufak tefek denemeler yaptık. Bazı sahneleri çok prova yapmak istemedik, eskimesin diye. Ama doğal bir çalışma oldu. Herkes yerini buldu gibi oldu. Benim için doğal olması çok önemli. Diyaloğuna çok bağlı yönetmenlerden değilim. Biliyorum bazı yönetmenler noktasına virgülüne kadar tamamen aynı olmasını istiyor. Benim için doğal olması daha önemli. Özellikle Hollandalı Türklerin iki dili karıştırma tarzı var. Ben onu gördüğüm gibi yazmıştım ama provalarda bazen bana bu normal gelmiyor dediler ya da şöyle söylesem olur mu dediler. Ben de sana öyle daha rahat geliyorsa, sahnenin akışını gene aynı yere getiriyorsa çok da sayfaya bağlı kalmamıza gerek yok diye düşündüm. Doğal geleni söylemek fark yaratıyor.

-Nasıl, nerede yazıyorsun? Kalabalıklarda mı, tek başına mı, şehirde mi, yoksa yaşadığın yerden uzakta mı?

Çok vaktim olursa yazamıyorum. Deadlineı’m olursa o zaman daha iyi oluyor. Uzun metraj yazıyorum. Vaktim var diye yavaş ilerliyor. Aklıma önce ufak bir fikir, teması geliyor. Hatta özellikle tematik olarak bir sahne aklıma geliyor. Çürük’te aklıma gelen ilk sahneler kavga sahnesi ve market oldu. Sonra şarkı listesi çıkarıyorum. Farklı sahnelerin duygusu, yazarken beni o duyguya getiren şarkıları seçiyorum. O bittikten sonra, yolda, yürürken o listeyi dinliyorum. Sonra aklıma gelen fikirleri not ediyorum. Bir yerden sonra notlar birikiyor. Elimde olan ufak fikirleri bir araya getiriyorum, sonra yapısı nasıl olsun diye düşünüyorum. Önce son geliyor aklıma.

-Yazarken senin yaratıcılığını etkileyen sinemacı ya da edebiyatçılar kimler?

Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi, Portrait of a Lady On Fire filminin yönetmeni Celine Sciamma’nın bir masterclassını dinlemiştim. Her sahneye âşık olmak istiyorum, izleyiciyi bir sonraki sahneye taşımak için yapmak istemiyorum demişti. Bundan çok etkilendim. Her sahnenin kendi içinde bir ilginçliği, görsel olabilir, ufak bir diyalog olabilir, beni heyecanlandıran bir noktası olsun istiyorum.

Hang Kang, Koreli bir kadın yazarın Vejetaryan isimli kitabını okuduğumda çok etkilenmiştim. Onun tarzı beni çok etkilemişti. Hayatın kendisi ama çok da gerçekçi olmayan şeyler kullanmış. O ikilem bana çok ilginç gelmişti. Çürük’te radyoda onu yapmaya çalıştım. Radyoda sürekli konuşma var. O gerçek dışı bir aktör aslında. Ufak bir detay.

Sinemacı tek kişi söylemem çok zor. Kadın yönetmenleri öğrenmeyi çok seviyorum. Sofia Coppola, daha gençken benim için çok önemliydi. Çok feminen gözle baktığı için beni etkilemişti. Son zamanlarda Geber Aşkım, Die My Love’ın yönetmeni Liynne Ramsay’ın filmlerini tamamlamaya çalışıyorum.

Yönetmen Görüşü :
Türkiye’de büyürken her şeyin ortasında olduğumu hissettim. Dindar değildim ama daha muhafazakâr akrabalarımla iyi geçinebiliyordum. Üniversite arkadaşlarım arasında en solcu değildim ama onlarla oturup açık bir sohbet edebiliyordum. Paylaşılan bir tabak yemek veya bir yudum Türk kahvesi için her türlü farklılık göz ardı edilebilirdi. 2023’te, son Türkiye seçimlerinde, Amsterdam’daki seçim merkezinde gönüllü olarak çalıştım. Ve orada hissettiğim kadar aşırı bölünmüşlüğü hiç hissetmemiştim. İçeri girer girmez, hangi tarafa ait olduğunuzu analiz etmek için sizi tarayan gözlerle karşılanıyordunuz. Ardından gönüllüler, aday tercihlerine göre odanın farklı taraflarına ayrılıyordu. Çaylarımız bile odanın farklı taraflarındaki farklı demliklerden geliyordu. Ancak aday tercihi tek bölücü faktör değildi. Muhafazakâr adayın destekçileri çoğunlukla burada büyümüş Hollandalı Türklerdi ve liberal adayın destekçileri çoğunlukla yetişkinlik döneminde buraya taşınmış Türklerdi. Ama hepimiz aynı yerden geliyorduk. Acaba bizi bu kadar farklı kılan, ayrı geçirdiğimiz on yıllar mıydı? Birbirimize bu kadar düşmanca davranmamız gerektiğini hissetmemize ne sebep oldu? Rotten-Çürük bu ayrılık duygusundan ve siyasetin içimize aşılayabileceği nefretten doğdu. Ve bu fikir Türkiye seçimlerinden doğmuş olsa da, son Avrupa seçimleriyle, hatta farklı etnik kökenlerden insanların bile diğer göçmenlere aynı fırsatları vermeye karşı oy kullanmasıyla, her zamankinden daha güncel olduğunu düşünüyorum. Kendimize ayna olan insanları yabancılaştırma zihniyeti nasıl bu kadar kolay gelişiyor?

 

 

1966 yılında İstanbul’da doğdum. Liseyi Kadıköy Anadolu Lisesi’nde okudum. Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladım. Fotoğraf eğitimimi İFSAK’da aldım. 1998 yılında İFSAK Fotoğraf Ve Sinema Amatörleri Derneği’ne üye oldum. 1999-2003 yılları arasında İFSAK yönetim kurullarında etkinlik ve sinema birimi sorumlusu olarak görev aldım. 2008-2009 yılında İFSAK yönetim kurulunda başkan yardımcısı olarak yer aldım. İFSAK Fotoğraf ve Sinema dergisi yayın kurulu üyesi olarak dergide sinema ile ilgili yazılar yazdım. Sinema ve fotoğraf ile ilgili yazılarım Geniş Açı, Altyazı, Sinema Dergisi, Radikal, Dünya ve Birgün gazeteleri gibi çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlandı. Karma fotoğraf sergilerine katıldım. Bir Şehre Dokunmak ve İstanbul Gece Olunca Seni Affettim isimli iki dia gösterisi hazırladım. 2020 yılında Aşk Ağustosta Güzeldi isimli ilk romanım yayınlandı. İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali’ni düzenleyen ekibin üyesiyim.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Filmlere Dair

O Da Bir Şey Mi Hakkında

Pelin Esmer, “Oyun” ve “Kraliçe Lear “belgeselleriyle dikkatimi çekmişti. Mersin’in Aslanköy’de yaşayan bir grup cesaret sahibi…

Anna Karenina Ölmedi

“Bütün mutlu evlilikler birbirine benzer (oscarlı oyuncu değillerse) oysa mutsuz evliliklerin farklılıkları vardır.”   Tolstoy’un “Anna…

Fight Club (Dövüş Kulübü)

Absürt Bir Kapitalizm Eleştirisine Bulanmış Kişilik Buhranı Kapitalizm, tüketim toplumu, sistemin içine hapsolmuş, sıradanlaşmış insanın varoluşsal…

Benim Kararım

Aniden Filmi Üzerine Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan https://www.instagram.com/berna_kuleli1  Berna Kuleli  tarafından hazırlanmıştır. .…

Festivalin Ardından

31. İFSAK Kısa Film Festivali 16 Mart’ta sona erdi. Festival kapsamında Uluslararası bölümde festivalin Genel Koordinatörü Sinan…

Kirli Çamaşırlar ve Canavarlar

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Özlem Dikeçligil https://www.instagram.com/ozlem_dikecligil/ tarafından yayına hazırlanmıştır. . . .…

Leviathan

Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev, büyük sükse yapan 2003 tarihli Dönüş filminden sonra, arada bir kaç film…