Çizmek var olmak demektir, çizebilmek ise özgürlük… Daha sözcükleri öğrenmeden, çizgilerle ifade etmeye çalışıyoruz kendimizi. Ve yıllar sonra noktaları birleştirirken; beliren şekiller üzerinden yolculuklara çıkıyor, tanıdık bir evrenin sorularına gereken yanıtları veriyoruz.
Çizgiler, dünya sanatını etkileyen birçok ressam için resmin yalnızca desen gibi bir alt kategorisi değil, ta kendisi olmuştur. Çizgilerin ehil ellerdeki güçlü kullanımı, koca bir resim geleneğinin yazgısını da belirlemiştir. Çizgiler, usta kalemlerle, dinlemeye doyamadığımız masallara dönüşmüştür, çizgi romanlarda, karikatürlerde…
Karikatürün ana maddesi üzerinde derin anlamları taşıyan çizgidir. Ekonomik bir tanımla; “çizgiyle -bazen kara da olsa- mizah” yapma sanatı diye açıklayabiliriz karikatürü. Alt yazı ve konuşma balonlarının olmadığı yerde ise yalnızca kendine has “lâl” ifade gücünü kullanır. Bu nedenledir ki komik savıyla çizilen birçok karikatüre gül(e)mediğimiz için, düşündüren karikatürler daha fazla ilgi çekmektedir. Televizyonların haber programlarında bir sonraki haberin spotlarını göstermeleri ya da gelecek programları defalarca izlettirmelerinin yarattığı tembelliğe rağmen, bizler hâlâ tuhaf bir merakla, çizgilerin bize neyi anlatma derdinde olduğunu bilmek istiyoruz.
Bugünkü “çizgi” kahramanımız, Romanya doğumlu olan Saul Steinberg. Kendisi, hayal dünyasının tuhaf tiplerini önce Amerikan halkına, sonra da tüm dünyaya benimseterek büyük bir ün kazandı. Aslında onun tiplemeleri, yaşamın birer sevimli-komik röntgeni gibiydi. Sanki insanlar birbirlerini, hatlarını belirleyen çizgileriyle görüyor ve seviyorlardı.
Saul Steinberg’in kahramanlarının çoğu, telefonda konuşurken yaptığımız karalamalardan yola çıkarak yaratılmış gibidir. Kendisinin Romanya’da aldığı psikoloji ve sosyoloji eğitiminin üzerine, bir de İtalya’da mimarlık eğitimi eklenince halka tamamlanmış ve kehanet gerçekleşmiştir. Steinberg’in çizgi adamları, Transilvanya’nın nemli dehlizlerinde, yüzyıllardır içlerinde yattıkları tabutların kapaklarını aralamışlar ve yeryüzüne yayılmışlardır. Ve The New Yorker dergisi, yaratıkların dünyaya açıldıkları geçit olmuştur.
Magnum’un ünlü fotoğrafçılarından Inge Morath, Saul Steinberg ve arkadaşlarını 1962 yılında (ki Steinberg 48 yaşındadır ve fotoğraftaki üç erkekten biridir.) bir toplantıda saptamıştır. Toplam yedi kişidirler, çizginin iki boyutlu dünyasıyla köşekapmaca oynayan… Özel günlerden biri gibidir; erkekler kravatlı, kadınlar oldukça şıktır. Kimin Steinberg olduğunun hiç önemi yoktur.
Her şey çok olağan gözükmektedir. Steinberg’in sevdiği dostları, yarattığı tiplerle iç içe geçmiş; çizginin dünyası, gerçek yaşamla birleşmiştir. Yadırganacak hiçbir şey yoktur. Her zaman yaptığı gibi Steinberg, yine konuk ağırlamaktadır ve hepsinin başında, üstlerine yüzler çizilmiş kesekağıtları vardır. Onlar, bir deklanşör sesiyle başlayacak ve bitecek töreni beklemektedirler. Rahattırlar; ne gerilecek dudakları ne kırpılma olasılığı olan gözleri ne de kendilerini belirleyecek yüz çizgileri vardır. Zamanın yargısı karşısında, hiçbir zaman göremeyeceğimiz ifadeleriyle, önlerinde duran ânı susarak ele geçirmeye çalışılmaktadırlar.
O gece bir Inge Morath fotoğrafı için özel hazırlanan kesekağıtları şimdi ne olmuştur, bilinmez. Birer kirli hamburger paketi gibi, çekim bittikten sonra aceleyle buruşturulup çöp kutusuna mı atılmıştır; yoksa gecenin anısı olarak saklanmış mıdır? Ama tek bildiğimiz, bir gün gerekir diyerek özenle sakladıkları pozları, fotoğraf çekilirken, kesekağıdının içinden soğumuş birer kestane gibi çıkarıp yüzlerine geçirmiş olmalarıdır: Bundan sonra hepsi birer karikatür olarak hatırlanacaklardı.
Çizgiler, çocukluğumuzda bakkaldan nedensiz bir ürkeklikle tek tek satın alınan çizgisiz kağıtlara, pahalı defterlerden daha çok yakışmıştır. Neden bilmem, benim “Şeker Adam”ım, başında şapkası, ağzında dumanı tüten sigarasıyla, neredeyse doku oluşturacak sıklıkta çizilmiş yatay çizgilerden oluşan ve uykularımın damdan uçtuğum günlerinde beni hiç yalnız bırakmayan bir çizgi kişilikti. Çağırsam, hap gelecek gibiydi.
Çizginin büyük ustası Steinberg, dünya karikatürünün hep çizgi dışı sanatçılarından biri olarak kalmayı bildi. Şimdi onun kahramanları, müzelerin ve özel koleksiyonların vardiyalı bekçiliğini yapmayı sürdürüyor.
Fotoğraf: ©Inge Morath / Saul Steinberg / 1962

Sayın hocam merhaba, yazınızın sondan bir önceki paragrafın son cümlesindeki ‘hap’ kelimesi sanırım ‘hep’ olacaktı.
Yazı için çok teşekkür ederim, yüreğiniz dert görmesin.
Saygılarımla…