Yolculuk yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir. Gittiğiniz şehir, gördüğünüz yapılar, karşılaştığınız insanlar ve izlediğiniz filmler bir süre sonra birbirine karışır. Döndüğünüzde yanınızda yalnızca fotoğraflar değil, yeni düşünceler de getirirsiniz. Eylül ayında Bükreş’e yaptığım kısa yolculuk benim için böyle bir deneyim oldu. Bu kez bir izleyici olarak, 5–12 Eylül 2026 tarihleri arasında Cinema Muzeul Țăranului’de gerçekleşen 11. Bükreş Kısa Film Festivali BSFF kapsamında Romanya’dan ve farklı ülkelerden gelen kısa filmleri izleme ve şehrin kültürel atmosferini yakından gözlemleme fırsatı buldum. İFSAK Kısa Film Festivali’nin organizasyonunda görev alan biri olarak, başka bir kısa film festivalinin işleyişine seyirci tarafından bakmak ayrıca değerliydi.
Bu yolculuğun benim için daha özel bir anlamı vardı. Geçtiğimiz mart ayında 32. İFSAK Kısa Film Festivali kapsamında, İstanbul Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi’nin desteğiyle “Çağdaş Romanya Sineması ve Kısa Filmleri” başlıklı bir oturum gerçekleştirmiştik. Romanya sinemasının güncel üretimi ve kısa film alanındaki gelişmeler üzerine konuştuğumuz bu programın konukları, Romanyalı yönetmen Bogdan Mureșanu ve Dumitru Grosei olmuştu. Mureșanu ayrıca bir masterclass gerçekleştirerek sinema anlayışını ve üretim deneyimini paylaşmıştı. Dolayısıyla Bükreş’te yeniden Romanya kısa filmleriyle karşılaşmak, İstanbul’da başlayan bir sinema diyaloğunun devamı gibi hissettirdi. Bu kez filmleri kendi ülkelerinde, kendi kültürel bağlamları içinde izlemek farklı bir perspektif sundu. Bükreş’ten yalnızca izlenimlerle değil, iyi bir Romanya kısa filmleri seçkisiyle İstanbul’a döndüm. Bu seçkinin 33. İFSAK Kısa Film Festivali’nde yeni bir buluşmaya dönüşmesi fikri de bu yolculuğun en somut kazanımlarından biri oldu.
Farklı ülkelerden gelen filmler arasında dolaşırken, coğrafyalar değişse de bazı meselelerin ortaklaştığını görmek mümkün. Bireyin dünyası, aile ilişkileri, göç, aidiyet, yalnızlık, toplumsal değişim, hafıza… Kimi zaman doğrudan, kimi zaman oldukça dolaylı biçimde karşımıza çıkan bu konular, kısa anlatının yoğunluğuyla daha güçlü bir etki yaratıyor.
Benim açımdan yolculuğun en önemli taraflarından biri de festivalde izleyici olma deneyimiydi. Bu kez organizasyonun içinde değil, seyirci tarafındaydım. Festival hazırlarken zamanın büyük bölümünü program, salon, teknik gereklilikler, iletişim, konuklar ve sayısız ayrıntıyla geçiriyoruz. Filmleri seçerken ya da programı oluştururken onları belirli bir bağlam içinde düşünüyoruz. Başka bir festivalde yalnızca koltuğa oturup filmi beklemek ise farklı bir deneyim. Bu, kendi yaptığınız işe biraz uzaktan bakmanızı sağlıyor. Bir gösterimin nasıl karşılandığını, mekânın seyirci üzerindeki etkisini, filmler arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu, etkinliklerin programın bütünü içindeki yerini yeniden düşünüyorsunuz. Bükreş’te geçirdiğim günlerde bunları sık sık düşündüm.

Bükreş
Bükreş’e vardığımda ilk dikkatimi çeken, şehrin farklı dönemleri aynı anda taşıması oldu. Tarihsel yapılar, geniş bulvarlar, sosyalist dönem mimarisi, modern yapılar ve zaman içinde dönüşmüş eski mahalleler yan yana duruyor. Birkaç sokak içinde şehrin atmosferi değişebiliyor. Bir mimar olarak cepheler, cephelerdeki detaylar, boşluklar, meydanlar, yapıların birbirleriyle ilişkileri ve zaman içinde korunmuş ya da değişmiş mekânlar sürekli dikkatimi çekti. Fotoğraf çeken biri olarak da bu katmanları sürekli fotoğraf makineme kaydettim. Kaldığım Old Town bölgesinden başlayarak şehri yürüyerek keşfettim. Bazen bir binanın detayına, bazen bir pencereye, bazen de sokaktaki gündelik hayata takılıp kaldım. Bir süre sonra fotoğraf çekmekten çok bakmaya başladığımı fark ettim. Belki de bir şehri gerçekten tanımaya başladığınız anlardan biri bu.

Brâncuși’nin İzinde
Bükreş’te bulunduğum sırada Muzeul Național de Artă al României’deki “Brâncuși. Sendrom” sergisini görmek de yolculuğun önemli duraklarından biri oldu. Constantin Brâncuși’nin (1876-1957) doğumunun 150. yılına adanan sergi, sanatçının Romanya kültürü ve modern sanat üzerindeki etkisini yalnızca kendi eserleri üzerinden değil, sonraki dönem sanatçılarının Brâncuși’nin imgesini ve formlarını nasıl yeniden yorumladıkları üzerinden ele alıyordu. Brâncuși’nin biçimi giderek sadeleştiren, heykeli temsilin ötesine taşıyan yaklaşımının farklı kuşaklarda bıraktığı izleri görmek oldukça etkileyiciydi. Sergi, onun yalnızca Romanya sanatının önemli bir figürü olmanın ötesinde, zaman içinde ulusal, kültürel ve sembolik bir figüre nasıl dönüştüğünü de düşündürüyor. Bu ziyaret, Bükreş’e bakışımı sinemanın yanı sıra sanat ve mimarlık tarihi üzerinden de genişletti. Şehirde geçmiş yalnızca binalarda değil, sanatın içinde de yaşamaya devam ediyor.

Bükreş Kısa Film Festivali’nden Geriye Kalan
Bükreş’ten ayrılırken aklımda kısa filmlerden çok daha fazlası vardı. Şehrin sokakları, eski binaları, Brâncuși’nin formları, festival salonundaki kısa filmler, farklı ülkelerden sinemacılar ve İstanbul’da başlayan Romanya sineması buluşmasının devamı. Belki uluslararası festivallerin en değerli taraflarından biri de filmler aracılığıyla şehirler, insanlar ve düşünceler arasında bir diyalog kurmak. Bir yönetmenin birkaç dakikalık filmi, hiç tanımadığınız bir coğrafyanın kapısını açabiliyor. Başka bir ülkede izlediğiniz bir film, kendi şehrinizde yaptığınız bir işi yeniden düşünmenize neden olabiliyor. Bükreş’te bunu bir kez daha hissettim. Ve İstanbul’a dönerken yanımda yalnızca fotoğraflar ve festival notları değil, yeni filmler, yeni bağlantılar ve yeni fikirler vardı. Belki de iyi bir festival yolculuğunun sonunda geriye kalması gereken tam olarak budur… Bir sonraki karşılaşma için duyulan merak.
Detaylı bilgi için:
The 11th edition of BSFF / 5-12 of September https://bucharestshort.ro/

Bize Ulaşın