Bir süre önce İskoç bağımsız sinemasının en özgün yönetmenlerinden Lynne Ramsay’in Die My Love (2025) filmini izledim. Film, çağdaş Arjantin edebiyatının önemli yazarlarından Ariana Harwicz’in 2012 tarihli aynı adlı romanından uyarlanmış. Uyarlama süreci de oldukça ilginç: Martin Scorsese’nin kitap kulübünde önerdiği romanlardan biri olan Die My Love, önce Jennifer Lawrence’ın dikkatini çekiyor. Lawrence da filmi Lynne Ramsay’in yönetmesi için ısrar ediyor. Sonuçta ortaya çıkan film ise Ramsay sinemasının uzun süredir taşıdığı bütün meseleleri daha yoğun, daha sert ve daha bedensel bir düzleme taşıyor.
Filmde Jennifer Lawrence, doğum sonrası ruhsal çöküş yaşayan Grace karakterini canlandırıyor. Robert Pattinson ise Grace’in çözülüşünü anlamaya çalışan ama bunu yapabilecek duygusal kapasiteye sahip olmayan eşi Jackson rolünde. Film eve ilk giriş anıyla başlıyor ve kameranın konumu çok kritik bir noktada. Yeni bir eve taşındığınızda duyduğunuz o umut yok gibi hissettiriyor. Sonra bir bebek dünyaya geliyor ve ardından ilişkilerde yaşanan tüm diğer şeyler. Evin Jackson’ın geçmişiyle ailevi bir bağlantısı var. Yönetmen bir röportajında Die My Love’ı yalnızca postpartum hakkında bir film olarak değil daha çok bir aşk hikayesi olarak tanımlıyor. Yeni taşınılan yaşanacak evin Grace üzerindeki bedensel etkileşimi eve ilk girişlerinde de hissediliyor. Filmin en çarpıcı anlarından biri gece yarısı çalışma odasında geçen kısa sahne. Masanın üzerindeki kâğıda önce mürekkep, ardından anne sütü damlar. Film boyunca (bu sahneye kadar) Grace’in yazar olduğuna dair neredeyse hiçbir görsel iz göremeyiz. Bir çalışma odası olduğunu da yalnızca bu sahnede görürüz. Mürekkep ve anne sütü birbirine karışırken yaratım ile tükeniş aynı yüzeyde buluşur.
Ramsay sinemasında travma konusu konuşulan değil, hissedilen bir durumdur. Haptik (dokunsal) Görsellik kavramında olduğu gibi yönetmenin sinemasında görüntüler yalnızca görülmez, hissedilir. Mekân yalnızca bir arka plan değil. Duvarlar, yüzeyler, halılar, perdeler, pencereler, camlar ve otlarla kaplı araziler karakterlerin psikolojik uzantılarına dönüşür. Film boyunca Grace’in evle kurduğu ilişki de tam olarak böyledir. Bir cinnet anında duvar kağıtlarını tırnaklarıyla parçalama sahnesinde onun yaşadığı içsel sancılarını hissederiz. Grace bir sahnede verandaya açılan kapının camını yalıyorken başka bir sahnede aynı camı bedeni ile parçalayarak içinden geçiyor. Cam parçaları tüm bedeni ile bütünleşiyor; bedeni yara bere içinde kalıyor. Evin yakın çevresinde Grace’in uzun otlar arasında bu otlara dokunarak yürüyüşünde izleyici de bu otlara temas eder gibi hisseder. Duvar yüzeyindeki duvar kağıtları, cam kırıkları ve beden yaraları izleyiciyi optik bir mesafede tutmak yerine fiziksel bir yakınlığa sokuyor. Bu yakınlık yönetmenin diğer filmlerinde de hissediliyor. Örneğin Ratcatcher’da bulanık su, suyun içine düşen gözlük, banyo küveti, çöp poşetlerinin tekmelenmesi, Small Deaths’de ilk sahnelerinde halı üzerinde yuvarlanan küçük kız çocuğunun hisleri duyusal bir şekilde izleyiciye aktarılıyor.

Grace’in mekânla kurduğu fiziksel ilişki film boyunca çok güçlü. Merdivenlerden bazen bir kedi gibi iniyor bazen evin yakın çevresinde yırtıcı bir hayvan gibi sürünerek uzun otların arasında dolaşıyor. Grace’in bedeninin toplumsal davranış kalıplarından çıkıp daha içgüdüsel bir hâle geçtiğini hissediyoruz. Yönetmen sıklıkla diyalog yerine sesleri, mekânı, beden hareketlerini kullanıyor. Karakterlerin iç dünyaları yaşadıkları alanların dokusuna sızıyor. Bu nedenle Die My Love, Ramsay filmografisinin doğal bir devamı gibi görünüyor. İlk kısa filmlerinden itibaren kurduğu görsel dünya burada daha yoğun biçimde geri dönüyor. Small Deaths (1996), çocukluk deneyimlerinin bıraktığı kırılmaları üç ayrı bölüm üzerinden anlatıyor. Bu üç önemli an karakterin iç dünyasında geri dönülmez değişimler yaratan ve yaralar açan olayları konu eder. Ardından gelen Gasman (1998), bir kız çocuğunun gözünden anlattığı bir aile dramını anlatır. Filmlerin duyusal anlatısı, mekân ve psikoloji ilişkisi, fotoğrafik bakış açısı ve profesyonel olmayan oyuncularla kurduğu ilişki bundan sonraki uzun metraj filmlerinde de devam eder. Ramsay’nin çocukluk anlatıları da hiçbir zaman güvenli alanlar değil. Onun sinemasında çocukluk çoğu zaman travmanın başladığı ilk kırılma alanıdır. İlk uzun metrajı olan Ratcatcher (1999), 1970’lerin başındaki çöp grevleri döneminde Glasgow’da geçer ve hikâyeyi bir çocuğun gözlerinden anlatır. Filmde perdeye dolanan çocuk görüntüsü, uzun sarı otların arasında yürüyüşü ve ardından bu manzaraya ev içinden dışarıya pencereden bakışı, Ramsay’nin fotoğrafik ve mekânsal anlatısının unutulmaz örneklerinden biridir. Ratcatcher’ı izlerken Bill Douglas’ın My Childhood (1972) filmini anımsadım. Ancak çocukluk travmaları ve mekân ilişkisi açısından Ramsay’de bu ilişki şiirsel bir duyusal dil ile çok daha farklı bir boyuta taşınıyordu. Small Deaths, Ratcatcher, Swimmer ve Die My Love arasında dikkat çekici bir görsel süreklilik bulunuyor. Kamera çoğu zaman otların arasında bir seviyesinde (Swimmer’da ve Ratcatcher’da su ve sazlıklar). Bu sahnelerde karakterler toplumsal dünyadan kısa süreliğine kopuyor ama özgürleşmiyor. Doğa Ramsay sinemasında romantik bir kaçış alanı değil bilinçdışının fiziksel uzantısı gibi çalışıyor. Ramsay’nin görsel dünyası aynı zamanda son derece fotografik. Yönetmen duyguyu aktaran ayrıntılara takıntılı biçimde yaklaşıyor. Ratcatcher’da küçük bir çocuğun annesinin çorabını düzeltmesi nasıl sevgi ve yoksulluğu aynı anda anlatıyorsa, Die My Love’da da duvar yüzeyleri, cam kırıkları, süt lekeleri ve beden yaraları benzer bir işlev görüyor. Nesneler yalnızca dekor değil; duygunun taşıyıcısına dönüşüyor.
Lynne Ramsay filmi ile ilk karşılaşmam yıllar önce izlediğim We Need to Talk About Kevin (2011) sayesinde olmuştu ve filmin etkisinden uzun süre çıkamamıştım. Die My Love hakkında yazma isteği yönetmene duyduğum hayranlıktan. Yönetmenin yeni projeleri Mubi’de ilan edilmiş. Bu filmlerde de bu estetik hattın devam edeceğini düşündürüyor. Özellikle Stephen King uyarlaması The Girl Who Loved Tom Gordon filminin nasıl olacağını merak ediyorum. Kitapta yine bir çocuk özne var. Öznenin psikolojik parçalanması, doğanın tehditkâr kullanımı ve yalnızlık hissi yönetmenin sinema diliyle güçlü bir ilişki kurabilir. Diğer yeni projesi Margaret Atwood uyarlaması Stone Mattress. Arktik yolculuk sırasında geçmişiyle yüzleşen bir karakter fikri merak uyandırıyor. Ve diğeri de Polaris. Joaquin Phoenix ve Rooney Mara’nın rol alacağı film Alaska’da Inuit halkını fotoğraflayan bir buz fotoğrafçısının şeytanla karşılaşmasını anlatacak. Ramsay bir röportajında bu film için “Bu benim 2001’im” diyor. Sessizlik, yön kaybı, bedenin çözülüşü ve insan zihninin karanlık bölgeleri soğuk coğrafyalar ile birleşince ortaya çıkacak filmi heyecanla bekliyorum.
Kaynaklar
Smith, M. (2026). Lynne Ramsay enjoys a life-changing moment in her film career. The Gentlewoman, Issue 33. https://thegentlewoman.co.uk/library/lynne-ramsay
Lynne Ramsay interviewed by Danny Leigh | BFI London Film Festival Screen Talk 2025 https://www.youtube.com/watch?v=H-DulPMAAEc&t=2505s
Harwicz, A. (2019). Geber aşkım (S. Ersavcı, Çev.). Çınar Kitap.
Yazıda bahsedilen Kısa Filmler ve Fragmanlar
Die my Love (2025) Trailer
https://mubi.com/en/films/die-my-love/trailer
Swimmer (2012)
https://vimeo.com/416106004
We Need to Talk About Kevin (2011) Trailer
https://mubi.com/en/films/we-need-to-talk-about-kevin/trailer
Gasman (1998) Short Film
https://youtu.be/6AwJk5Rq9oM?si=XYJH-YypZCV-tcmI
Small Deaths (1996) Short Film
https://vimeo.com/779464478
Ratcatcher (1999) Trailer
https://mubi.com/en/films/ratcatcher/trailer
My Childhood (1972) Yönetmen: Bill Douglas
https://vimeo.com/98171800

Bize Ulaşın