Güney Amerika Seyir Defteri (Yaz 2017)

//

Bölüm 13, Bolivya, Sucre

Sucre, 14Temmuz 2017

Sucre, Bolivya’nın idari başkenti. Ritüel yine aynı. Meydanları ve sokakları gezmek üzere erken kalktık.Halk pazarını dolaştık. Bolivya’dan son alışverişlerimizi yapıyoruz. Bol fotoğraf çekiyoruz tabi.

Bu arada denemek için aldığımız, genelde erkeklerin çiğnediği ama bizim hiç hoşumuza gitmeyen, beğenmediğimiz Coco yapraklarını sokakta birine veriyoruz. Bu yaprağı zamanında sömürgeciler Potosi ’deki madenlerde yerlilere veriyorlarmış. Beyni uyuşturuyor ama çalışmak için uyanık tutuyormuş. Hala bol miktarda tüketiliyor. Hatta buraya gelirken şoför bir paket aldı yanına, Sucre ’ye geldiğinde yarılamıştı. Muhtemelen uyanık kalmak için çiğnemiş bütün gece.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sucre’de kaldığımız otel

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Öğleden sonra iki gibi, taksi çağırarak Sucre ve Bolivya’ya veda etmek üzere ayrılıyoruz otelden. Uçağımız saat 17’de. Havaalanına geliyoruz.Bir başkent için küçük bir havaalanı. Aktarma için Cochabamba ‘ya gidip, orada 40 dakikalık bir beklemeden sonra Santa Cruz ’a uçacağız. Santa Cruz uçağının bir saat rötarı var ama bizim için problem değil. Buralarda her şey yolunda gidiyor derkensürprizler Cochabamba ‘da Check-In sırasında başlıyor. Bizim uçuşumuzun 01:30 ‘da değil ertesi gün 14:30 ‘da olduğunu söylüyorlar fakat elimizdeki biletler öyle söylemiyor. Ocak ayı başlarında aldığımız biletlerimizi gösteriyoruz. Ocak ayı sonunda uçuş tarihlerinin değiştirildiğini ifade ediyorlar ama bize haber verme gereği duymamışlar. Doğal olarak biraz çıngar çıkartıyoruz. Biletlerimizle içeri gidiyorlar ve yarım saat sonra başka bir uçağa alacakları haberi ile dönüyorlar. Seviniyoruz, ne yapardık ertesi gün ikiye kadar? Gümrükte ikinci sürpriz. Çantalarımız ve bizi didik didik arıyorlar. Neyse o da geçiyor, artık içerideyiz. Uçak bir saat rötar ile kalkıyor. Elveda Bolivya, merhaba Arjantin.

Bugün 9800 Adım atmışız.

Bolivya Paraları:

 

1964 yılında memur bir babanın çocuğu olarak Urfa’da doğdum. 1968 yılında hayatımın geri kalanını geçireceğim İstanbul’a tanıştım. 1986 yılında Yıldız Üniversitesi Kocaeli Mühendislik Fakültesinden Elektronik Mühendisi olarak mezun oldum. Sırasıyla askerlik, iş hayatına başlama, evlilik, iki tane dünya güzeli kız dünyaya getirme, kendi işini kurma ve sonra “Yeter daha ne kadar çalışacaksın?” diyerek iş hayatını komple bırakma çizgisinde bir yaşam geçirdikten sonra, hobilerime yöneldim. Yurt içi, yurt dışı geziler, teknecilik ve karavancılık ile görme, keşfetme ihtiyacımı karşılarken, bunları belgelemek için çocukluktan beri sevdalısı olduğum fotoğrafa tekrar başladım. Aslında çocukluktan beri sevdalı olduğum söylenemez; çocukluğumun tatil günleri, ilkokuldan başlayarak dayımın Maltepe’deki fotoğraf stüdyosunda çalışarak geçti. O zamanlar dışarıda oynamak yerine o daracık karanlık odada, fotoğrafçılığın mutfağında çalışmak nefret edilesi bir durumdu. Ama her aşk nefretten doğmaz mı? Doğar; dolayısıyla fotoğraf makinesini hiç bir zaman yanımdan ayırmadım. Askerlik sırasında, 1988 yılında, AFSAD'da temel eğitim aldım. 2014 yılında, emekli olur olmaz İFSAK’a üye oldum. Çeşitli karma sergilerde, dernek içerisindeki fotoğraf gruplarında, sosyal sorumluluk projelerinde yer aldım. Bir dönem Yönetim Kurulu'nda görev yaptım. 2018 yılında İstanbul Fotoğraf Günleri Koordinasyonunu üstlendim. Ve bu sevdiğim ortamda bulunmaya devam ediyorum.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Gezi Kültürü

İzlanda

Topraklarında buz ile ateşi birleştiren, dünyada olup, dünyadan uzak hissettiren – fantastik ülke İzlanda, Atlas Okyanusu’nun…