Nepal, Mumbai Seyir Defteri (Yaz 2024)

//

Bölüm 01, Kuveyt

28 Haziran 2024 – Cuma

Evet, yeni bir yolculuk, yeni bir hikâye başlıyor bizim için. Bu hikâye evden Kadıköy’e otobüs, oradan da Sabiha Gökçen metrosu ile start alıyor. Bu sefer gezimiz dört ayaklı. Gerçi asıl iki ayak ama aktarmalarda uğrayacağımız Kuveyt ve Umman’da acaba ne var diye birer gece kalıp dolaşacağız. Asıl hedef Nepal, Katmandu ve Hindistan, Mumbai. İlk durak Kuveyt. Ekip aynı. Ayçin, Gülten, Hamit, Uras ve ben. Uçak 22:25’te. Biraz erken gelip, havalimanında tüm noktalardan problemsiz geçiyoruz. İçimizde buruk bir sevinç var bu kez. Yurtdışı çıkış haracını 150 TL den aldık. Bir süredir medyada 1500 veya 3000 TL olacağı söylentileri dolaşıyor zira. Sevgili devletimizin ne kazığı ama. Artık her şeyde olduğu gibi buna da neyse deyip geçiyoruz.

 

 

 

 

 

 

Neyse, uçak iki saat rötar ile kalkıyor. Bu iki saat bizi epey etkiliyor. Bir golü de Kuveyt kapı vizesinden yiyoruz. 2 saatte o sürüyor. Bu arada havaalanından çıkmadan ne olur ne olmaz diye para bozduruyoruz. Burası da epey yavaş. Pasaport ve vizenin ikişer nüsha fotokopileri çekiliyor, ayrıca iki ayrı belge imzalatıyorlar. Tabi bunlar 15, 20 dakika sürüyor. 50 $ veriyorum karşılığında 15 Dinar alıyorum. Paraları epey değerli, 1 $ = 0.30 Dinar.

Gece 1’de varacağımızı umduğumuz otele vardığımızda hava aydınlanmış olacak. Havaalanından çıkıyoruz, Allahtan bu kadar geç olmasına rağmen otelin havaalanından bizi almaya gelecek servisi (biraz sinirlenmesine rağmen) bizi beklemiş. Her şeyi halledip otele vardığımızda saat sabah 5:30 oluyor.

 

Hemen kayıtları yapıp,  9:30’da,kahvaltı bitmeden buluşmak üzere sözleşip yatmaya odalara gidiyoruz. Sabah olmasına rağmen hava 34 derece, öğle saatlerini merak ediyorum. Bir önceki gece de tam uyuyamamıştık. Bu gecenin yorgunluğu da eklenince telefon alarmı çalana kadar baygın gibi uyuyoruz. Neyse ki odalar epey serin. Deliksiz uykunun ardından kahvaltı için lobiye iniyoruz. Zengin bir açık büfe kahvaltısı var. Karnımızı doyurup çıkacağız. Kahvaltıdan sonra iki dinara bir taksi ile anlaşarak eski pazarın olduğu meydana gidiyoruz. Bu gezide beş kişi olduğumuzdan zar zor da olsa bir taksiye sığabiliyoruz. Hava 46 derece ama kuru. Çok terletmiyor. Hafif rüzgâr esiyor ve sanki sana dönük birkaç saç kurutma makinası ile yürüyorsun hissi veriyor. Güneşli yerler değil ama gölge ve kapalı yerler nispeten dayanılır. Eski pazarda biraz dolaşıyoruz.

 

Burada da çok açacak bulamıyorum. Dükkânın birinde bir tane bulup alıyorum neyse ki. Buna da şükür. Buralarda en çok satılan şey koku, parfüm. Ondan sonrada kuyumcular ve sonrasında da yiyecek satanlar geliyor. Güneşe rağmen biraz sokaklarda dolanıp eski camileri, gökdelenleri, cadde ve sokakları fotoğraflıyoruz.

 

 

 

Yorulup bir kafede birer Türk kahvesi içiyoruz. Sağ olsun yöneticilerimiz memlekette hayatı epey pahalandırdıkları için bir kahveye verdiğimiz 100 TL bize tuhaf gelmiyor. Kahve sonrası yine bir taksiye atlayıp otele geri dönüyoruz. Bir, iki saat dinlenip havaalanına doğru yola çıkacağız.

 

 

 

 

Uçağımız 18:15’te. Dinlendikten sonra tekrar lobide buluşuyoruz. Otel yine büyük bir minibüsle havaalanına bırakıyor bizi. Bu sefer beklediğimiz standart kuyruklar dışında her hangi bir problem olmadan check-in ve pasaport kontrolünden geçip bekleme alanına geliyoruz. Sanırım uçak zamanında kalkacak.

Bugün 9549 adım atmışız.

Kuveyt paraları. Değerli olunca ancak bu kadarını saklamak için alabildik. 😊

1964 yılında memur bir babanın çocuğu olarak Urfa’da doğdum. 1968 yılında hayatımın geri kalanını geçireceğim İstanbul’a tanıştım. 1986 yılında Yıldız Üniversitesi Kocaeli Mühendislik Fakültesinden Elektronik Mühendisi olarak mezun oldum. Sırasıyla askerlik, iş hayatına başlama, evlilik, iki tane dünya güzeli kız dünyaya getirme, kendi işini kurma ve sonra “Yeter daha ne kadar çalışacaksın?” diyerek iş hayatını komple bırakma çizgisinde bir yaşam geçirdikten sonra, hobilerime yöneldim. Yurt içi, yurt dışı geziler, teknecilik ve karavancılık ile görme, keşfetme ihtiyacımı karşılarken, bunları belgelemek için çocukluktan beri sevdalısı olduğum fotoğrafa tekrar başladım. Aslında çocukluktan beri sevdalı olduğum söylenemez; çocukluğumun tatil günleri, ilkokuldan başlayarak dayımın Maltepe’deki fotoğraf stüdyosunda çalışarak geçti. O zamanlar dışarıda oynamak yerine o daracık karanlık odada, fotoğrafçılığın mutfağında çalışmak nefret edilesi bir durumdu. Ama her aşk nefretten doğmaz mı? Doğar; dolayısıyla fotoğraf makinesini hiç bir zaman yanımdan ayırmadım. Askerlik sırasında, 1988 yılında, AFSAD'da temel eğitim aldım. 2014 yılında, emekli olur olmaz İFSAK’a üye oldum. Çeşitli karma sergilerde, dernek içerisindeki fotoğraf gruplarında, sosyal sorumluluk projelerinde yer aldım. Bir dönem Yönetim Kurulu'nda görev yaptım. 2018 yılında İstanbul Fotoğraf Günleri Koordinasyonunu üstlendim. Ve bu sevdiğim ortamda bulunmaya devam ediyorum.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Otoportre

Kendine Bakmak mı, Kendinle Karşılaşmak mı? Sönsöz Yerine Bir aynaya her baktığınızda aynı kişiyi gördüğünüze emin…

Çizginin Tuhaf Tipleri

Çizmek var olmak demektir, çizebilmek ise özgürlük… Daha sözcükleri öğrenmeden, çizgilerle ifade etmeye çalışıyoruz kendimizi. Ve…

Ucube Fotoğrafçısı: Diane Arbus

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Ahu İncekaralar https://www.instagram.com/ahuincekaralar_tarafından yayına hazırlanmıştır. . . . .…

Yol Boyu İspanya

2024 yılı Ekim-Kasım aylarında Başkent Madrid’de başlayıp İspanya’nın Endülüs bölgesine de uğrayarak Akdeniz ve Atlas Okyanusu…

Görmenin Metafiziği Üzerine

Gerçek ve Güzel İnsan, yapısı gereği, tereddütlerinin izinde, görünenin ardındaki gerçeğin peşinden gider. Herkes kendini olduğundan…