Neden Fotoğraf Çekiyoruz?

//

Başlıktaki soruya psikoloji perspektifiyle bakıldığında akla birden fazla yanıt geliyor. İlk ve en basit yanıt Freudçu perspektifle bilinçdışının toplumla uyumsuz olabilecek istekleri dönüştürerek daha risksiz bir alana aktardığı olabilir. Freud benliğin kendisini korumak için başvurduğu bu savunma mekanizmasını “yüceltme” olarak adlandırıyor. Bu yaklaşıma göre toplumca kabul görmesi güç bilinçdışı arzular deklanşör aracılığıyla yüceltilerek sanata dönüştürülüyor ve bu şekilde ‘başa bela olmadan’ ortaya konuyor.  Bu reddedilmesi güç, “klasik” bir açıklama, ama yün örmeden dağcılığa neredeyse her insan uğraşına uyarlanabilir olduğu için fotoğraf adına özel bir şey söylemiyor.

Farklı bir bakış ise belki bilincin işleyişinden yola çıkarak ortaya konabilir. İnsan zihni dünyanın işleyişine dair bir takım şema ve tutarlı çözümlemeler oluşturmaya ihtiyaç duyar; böylece etrafımızda nelerin olup bittiğini olduğunu “biliriz”. Örneğin sokağımız trafiğe kapatıldığında ya da aniden tuhaf bir gürültü duyduğumuzda bunun sebebini anlamak ve ne yapmamızın anlamlı olacağını bilmek isteriz. Bu türden bilgiler sayesinde benzer durumlarda daha kolay karar verebilir ve geleceğe dair tutarlı öngörüler oluşturabiliriz. Olup biteni anlayıp şemalaştırabilmek evrimsel bakışla türün ve bireyin hayatta kalması açısından önemli, dolayısıyla hepimizce içselleştirilmiş beceriler. Bir haber fotoğrafının yüzlerce sözcüğe denk gelebilmesi örneğinde olduğu gibi şemalar oluştururken dünyayı anlamak için sözcüklerin ötesinde doğrudan görsel notlar alabiliyor olmak ise oldukça pratik; çünkü dünya sayısız öğe içeriyor, algının ve belleğin ise sınırları var. İnsanlığın fotoğrafı coşkuyla kucaklamasını bu şekilde açıklamak oldukça makul görünüyor.  Ama bu açıklama yapısı gereği yazının ortaya çıkışından bellek kartlarına her türlü kayıt mecrasını kapsıyor ve sonuçta fotoğrafa dair özel bir cevap içermiyor.

Her iki açıklama da kendi içlerinde tutarlı olmakla birlikte mağara duvarına bırakılmış el izini ya da ay yüzeyindeki ilk adımın izinin fotoğrafının gördüğü ilgiyi açıklamakta tek başlarına yeterli değiller. Kanımca bu iki açıklamanın yanına insanın ölümlü olduğunu bilen tek canlı olduğu gerçeğinden yola çıkan başka bir açıklama da eklemek gerekli. Birçok düşünüre göre insan yaşamı boyunca güçlü bir hayatta kalma güdüsünün yanı sıra kaçınılmaz biçimde ölümlü olduğunun bilgisine de sahiptir ve bu ikisinin arasında sıkışıp kalmanın “dehşetini” yaşar. Kimi psikologlar bu dehşeti yönetmenin güçlüklerinin insan varoluşunda merkezi bir rol oynadığını söyler; en azından 1986 yılında ortaya atılan “dehşet yönetimi (ing. terrror management)1 teorisine göre temel meselelerimizden birisi bu ikilemimiz. Ölümü aşmanın yollarını arıyoruz, ruhun ölümsüzlüğüne ya da kişilerin artlarında bıraktıkları izlerle varlıklarının büsbütün silinip gitmesinin önüne geçebileceklerine inanmak istiyoruz. Eğer hatıra fotoğraflarından soyut sanat fotoğraflarına, tüm fotoğrafların altına fotoğrafçı açısından değişmeyecek tek bir altyazı arasaydık bu ancak “buradaydım” olabilirdi; “buradaydım” demeyi seviyoruz. Bu yazı için seçilen iki görsel de aynı alt yazıda buluşuyor: Mağara duvarına resimler yaptım, duvarın karşısında, tam buradaydım; ay yüzeyine ayak bastım, bana yabancı, pudra gibi zeminin üstünde, buradaydım…

Kim bilir, kalıcı silinmeyecek bir iz bırakmak arzusu belki çoğumuzun önem verdiğimiz fotoğraflarımızı bastırırken yüz yıldan fazla dayanacağı garanti edilen kağıtları tercih etmemizi de açıklıyordur. Ama bu üçüncü açıklama da niçin fotoğraf çektiğimiz konusunda bir şeyleri eksik bırakıyor gibi. Kişinin yaşamış olduğuna dair bir iz bırakma arzusu elbette son derece insanca ve anlaşılır. Öte yandan sadece “buradaydım” demek için fotoğraf çekmek yaşayıp giderken insana bir tür teselliden fazla ne katabilir? Devasa piramitler inşa etmeye gücümüz yetmediği için mi fotoğraflarla avunuyoruz?

İşte tam da burada aklıma Rumen fotoğrafçı Selaru Ovidiu’nun “Fotoğrafçılık başkalarını etkilemek için yapılan bir şey değildir. Fotoğrafçılık kendinizi keşfetmek için yapılır” sözleri geliyor. Tüm bu açıklamaların ötesinde her bir fotoğrafın kişinin benliğine açılan bir pencere olduğunu ve bu pencereden belki de en merakla bakanın fotoğrafçının ta kendisi olacağını hatırlamak gerekiyor. Kendimizde başlayan, defalarca başkalarından yansıyan, yol boyunca sayısız yeni anlamlar bulduktan sonra yine kendimizde biten bir not: “Buradaydım”.  Gerisi belki de oyalanmadır.

1.  https://www.psychologytoday.com/us/basics/terror-management-theory

Resim Açıklamaları:
Ay yüzeyinde ilk ayak izi, Edwin ‘Buzz’ Aldrin, 1969.
Mağara duvarında el izleri, “Cueva de las Manos (Eller Mağarası), Santa Cruz, Arjantin. M.Ö. 7000 – Ms. 700 yılları arasına tarihlenen duvar resimlerinden.

1968 yılında İstanbul’da doğdu.

İstanbul Lisesinde okuduğu yıllarda izci grubunun fotoğrafçılığını üstlendi. Herkes törenlerde hazır olda dururken fotoğrafçının serbestçe hareket edebildiğini fark etmesi fotoğrafa olan ilgisini artırdı. AFS bursuyla ABD’de okuduğu yıl içerisinde fotoğraf ve televizyon yayıncılığı dersleri aldı.

Y.Ü. Endüstri mühendisliğini bitirdi, sürdürmekte olduğu mühendisliğin yanı sıra 2002 – 2004 yılları arasında profesyonel tanıtım fotoğrafçılığıyla ilgilendi, çeşitli reklam ajanslarının kampanyaları ve dergiler için fotoğraf çekti.

Sergilere katıldı, ticari çalışmalarının yanı sıra kişisel portfolyoları da çeşitli dergilerde yayımlandı.

İstanbul’da yaşıyor, halen psikoloji doktora eğitimini sürdürüyor ve fotoğraf projeleri üretiyor.

Önemli Sergi, Çalışma ve Yayınlamalar:

• “Türkiye Blues”, Karma Sergi, Fotogalerie Friedrichshain, European Month of Photography (EMOP) kapsamında, Berlin-2018.

• “Doğamız”, Kişisel Sergi, İstanbul Fotoğraf Galerisi, “Foto İstanbul - 2017” Fotoğraf Festivali kapsamında, İstanbul – 2017.

• “Beni Bul – Otoportreye Çağdaş Dokunuşlar”, Karma Sergi, Küratör: Merih Akoğul, Akbank Sanat, İstanbul - 2017.

• “Parçalar İşaretler”, Fotoğraf Albümü, yayınlayan: PhotoWorld Fotoğraf Merkezi - 2014.

• “Parçalar İşaretler”, Kişisel Sergi, İstanbul Fotoğraf Müzesi, İstanbul – 2014.

• “Türkiye’den İzler”, Karma Sergi, 2. Bursa Uluslararası Fotoğraf Festivali, Bursa-2012

• “İstanbul Yaz Sergisi”, Karma Sergi, Royal Academy, Sanat Limanı, İstanbul- 2011.

• “İstanbul Aile Albümü” Kişisel Sergi, Fotoğraf Geçidi, 2010 Avrupa Kültür Başkenti – İstanbul etkinlikleri kapsamında, İstanbul, 2009 – 2010.

• “İran” PhotoWorld Dergisi, Sayı:8, İstanbul – 2008.

• “ benim adım apel - jem’ appelle apel - Galeri Apel Onuncu Yıl Sergisi”, Karma Sergi, Fransız Kültür Merkezi, İstanbul – 2008.

• “Hayatın Anlamı” Fotoğraf Albümü, yayınlayan: Fayda Ajans - 2007.

• “Natürmort”, Karma Sergi, İstanbul – 2006.

• “Komşu”, Karma Sergi, Galeri Apel, İstanbul – 2005.

• “Hayatın Anlamı” Kişisel sergi, Fototrek Sergi Salonu, İstanbul – 2005.

• “Bağ3 – Şairin Bahçesi”, Karma Sergi, Galeri Apel, İstanbul – 2003.

• “Yaratıcılık ve Travma”, Karma Sergi, Lütfi Kırdar Kongre Salonu, İstanbul – 2003.

• “Hasat”, Karma Sergi, Galeri Apel, İstanbul – 2002.

• “Gençlik”, Karma Sergi, The British Council, Ankara – 2001.

• “İstanbul’da Erken Uyananlar”, Geniş Açı Dergisi, “Genç Soluklar” özel sayısı (Sayı 20), İstanbul - 2000.

• “Siyah Beyaz İstanbul Portfolyosu” Fotoğraf Dergisi, Sayı 36, 2000

• Yunus Nadi Fotoğraf Ödülü, 2000.

1 Yorum

  1. Herkes kendine göre bir nedenle fotoğraf çeker. Bu tartışılamaz.
    Ben fotoğrafı, gördüklerimin bende uyandırdığı duyguları başkalarına taşımak ve paylaşmak için kullanıyorum.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Çok Gözlü Adam

Akan günler, sanayi devriminden iletişim çağına, bilimden sanata kadar farklı çizgiler üzerinden yaşamımızın değerlerini belirlemeye ve…

Foto Ütopya

Zaman, su gibi akıp geçer. Su ise zamansız yolcu; akar, gider. Önüne çıkan engelin yanından yöresinden…

Beklerken

Yeryüzünün Gizli Görüntüleri Fotoğraf ve caz müziği birbirine çok benzer. Fotoğrafın da caz gibi türleri, icra…

Foto Sürreal

Fotograf ortamında bir süredir sürreal fotograf başlıklı seminer, atölye, sergi, gösteri gibi etkinlikler göze çarpıyor. Geleneksel/Modern…

Kendim Olmayı Seçtim

Güvenli ve korunaklı hissettiğimiz evimiz, hareket alanlarını daraltırken, özgürlüklerimizi sınırlar mı? Toplumun koyduğu görünmez duvarların ilk…

Yapay Zekâ ve Fotoğraf

Analog fotoğrafçılık yerini dijital teknolojilere terk ederken çoğumuz büyük bir devrime şahitlik ettiğimizi düşündük. Oysa filmli…

Nepal, Mumbai (Yaz 2024)

Bölüm 12, Umman, Maskat 10 Temmuz 2024 – Çarşamba Kurduğumuz saatte, sabaha karşı saat altıda uyanıyoruz.…

Büyükanne Orada mısın…

Bir ressam düşünün ki, bilinen tüm fotoğrafları yaşlılık dönemine ait olsun ve yaşadığımız dünya onu “Büyükanne”…