Kaynak: Filmloverrs

“Olunamamış” Ailede Kadın Olmak

Hayata yeni bir adım atmak üzereydi ama önce fazlalıklardan kurtulması gerekiyordu. Dikiz aynasına baktı. Arkası boştu, ayağını debriyajdan gaza götürdü ve işte o an! Lastikler bir şeylerin üzerinden geçmiş olmalıydı. Biraz zorlandı. Gaza daha güçlü basarken;

- Off! Offf! Offff! 

Sadece üç saat uykuyla uyanmıştı sabaha. Arabadan indi. Yerde yırtılmış yeşil çöp torbasının içindekiler lastiklerin altında ezilmişti. Fotoğraflar kimisi arabanın altında kimisi dışında… Yayılmıştı işte yere. Birlikteliklerinin ilk ayı hediyesi üzerinde yelkenli resmi olan çakmak kırılmıştı. Annesinin damadına otuz beşinci yaş günü armağanı yeşil keten gömleğin üzerinde siyah lastik izleri ve bir sürü kartvizit, bir sürü not kâğıdı, makbuz, fiş, dekont. Kocası yani eski kocası değerli, değersiz ne bıraktıysa evde, çöpe atılmak üzere torbalarda. 

- Bu kadar işte, senin anılarına verdiğin değer sıfır. Ben de ezerim onları arabamla. 

Ezmişti yılları. Geride bıraktığı günlerin içinden hayatın birinci vitesine takılan anılar. Geçmişin objelerini çöp torbalarına koymak, arabayla ezmek kolaydı ama kafadan atmak da aynı şekilde o kadar kolay mıydı? 

Yazar notu: Aşağıdaki yazı İlk ve Son ve Evlilik Hakkında Her Şey dizileri hakkında spoiler içermektedir. 

Kadınım, yaşamımın dümeni ellerimde

Yazıma Evlilik Hakkında Her Şey dizisinin üçüncü bölümünden bir diyalogla başlamak istiyorum: 

-Evlilik bir tarafın birine dayanması ya da sabretmesi demek değildir, birlikteliktir.

-Valla o sadece dizilerde öyle oluyor. Gerçek hayatta yiyon kumandayı kafana. 

Evlilik Hakkında Her Şey- Songül (Selen Uçer)

Son günlerde izlediğim iki dizinin de kurduğu kurmaca dünyalardaki kadınların rolü ve onları canlandıran oyuncuların oyunculukları beni etkiledi. Burada sizlere Blu TV’den İlk ve Son*’da Deniz; Fox TV’den Evlilik Hakkında Her Şey’de Songül ve tabii ki onun avukatı Azra’dan bahsetmek istiyorum. 

Deniz! Yaşamın kabul edilen çizgisinde yürüyen bir kadın değil. Var olan toplumsal değer yargılarına hiç uymuyor. Bunu en baştan Deniz’in göz makyajıyla anlıyoruz. Alışık olduğumuz bir makyaj değil bu. Bu makyaj bize neler anlatıyor? Benim renkli bir dünyam var aslında, diyor Deniz ama travmalarım da var. Bu travmalarım aile içindeki sadakatsizlikten, belki annemin sessiz kalışından, sonra onun ölümünden gibi birçok sebepten.

Ya Azra? O da ailesinden getirdiği travmalarla savaşıyor. 

Songül ise yıllarca aşık olduğu kocasının aslında en yakın arkadaşıyla onu aldattığını hatta bu ikilinin bir de çocukları olduğunu öğreniyor. 

Hayat farklı ailelerde farklı travmalarıyla da geliyor.

Peki bu yaşananlar karşısında bizim tepkimiz nedir? Her iki dizide de bahsettiğim kadın karakterlerin durumlara verdikleri tepkiler yaratılan kurmaca dünyanın gittiği yönü gösteriyor. Bu yön kadının edilgen değil etken olduğu bir dünya kuruyor. Bu etken olma hali aynı zamanda kadınların sahip oldukları gücün ne kadar farkında olduklarını ve ne kadar bunu ortaya çıkarttıklarını da gösteriyor. 

Evlilik Hakkında Her Şey yayınlandığı platform gereği İlk ve Son kadar anlatımda özgür değil. Tabii ki özel dijital platformun daha özgür bir dili var (İlk ve Son). Dolayısıyla ilişkileri daha doğal verebiliyorlar ama İlk ve Son’un başarısı sadece bundan değil. Diyaloglar gerçekçi, karakterler iyi incelenmiş, mesaj direkt değil, izleyiciyi düşündürerek veriliyor. Bir bölüm Deniz işleniyorsa diğer bölümde kocası ele alınıyor. Böylece gerçekleri her iki bireyin de gözünden görüyoruz. Ve bu dizi diyor ki, çok aşık olmak demek birbirine saygılı eşlerden oluşan bir aile kurabilirsin demek değildir. 

Her iki dizinin de en güçlü yanlarından birisi oyuncular, oyunculuklar, onların yönetilmesi. Senaryo ne kadar güçlü olursa olsun oyuncu anlamı veremiyorsa, yönetmen onu yönetemiyorsa, bu yaratılmış dünya boşa gidebilir.

Her iki dizide de güçlü iki kadın oyuncudan bahsetmek istiyorum.

Özge Özpirinçci, Deniz’in hakkını sonuna kadar veren bir oyunculukla karşımızda ve izleyiciyi de hiçbir mesafe bırakmadan diziye çekiyor. Ben bir izleyici olarak her bölümde hem kendi anılarıma hem de çevremdeki birçok tanıdığım çiftin yaşadıklarına odaklandım. Hiçbir şekilde öfke kontrolü olmayan Deniz rolünde Özge Özpirinçci var. Özpirinçci, abartıya olanak tanıyan rolünde hiç de abartıya kaçmadan son derece doğal bir şekilde Deniz’i bize tanıtıyor. 

İlk ve Son- Deniz ve Barış (Özge Özpirinçci- Salih Bademci)

Evlilik Hakkında Her Şey’de ise avukat Azra ve müvekkili Songül rollerinde Gökçe Bahadır ve Selen Uçer de aynı doğallıkla karşımıza çıkıyorlar. Selen Uçer özellikle gözlerindeki ifadeyle rolündeki duyguyu izleyiciye aktarıyor. Gökçe Bahadır ise aynı ruh halini sesiyle yaratıyor.

Önceki satırlarda dizilerin kadının edilgen değil etken olmasına dikkat çektiğinden bahsetmiştim. Songül, kocası eve eşyalarını almaya geldiğinde onları camdan aşağıya atıyor. Camdan uçuşan eşyalar kadar kolay olsa duygulardan yılların izini silmek. Bu noktada İlk ve Son’a tekrar dönüp olayları Deniz’in tarafından izlediğimizde aslında çocuğunun babasını, büyük aşkını nasıl unutamadığını görüyoruz. Oysa unutmuş gibi başka biriyle bile evlenmişti. Deniz her iki ilişkisinde de aile olamadı. Evlilik Hakkında Her Şey’de ise aileymiş gibi görünen olunamamış ailelerin hikayeleri var.

Her iki dizide de ortak olan kadına verilen değer, kadının ilişkilerdeki sorunlardan nasıl daha güçlü çıkabileceğine, kadının eğitim görmesine değinilmesi. 

Evlilik Hakkında Her Şey İngiliz televizyon dizisi The Split’ten uyarlama olsa da, şimdilik ilk üç bölümüyle toplumumuzdaki farklı sınıflardan ailelerin yerel hikâyelerini anlatmakta. İlk ve Son ise daha evrensel küçük bir hikaye gibi. İnsanın duygusal değişimlerini ele alan psikolojik yanı ağır basan bir dizi. 

Olunamamış ailenin izleri… Ezilerek yok edilebilir mi geçen yıllar? İlk ve Son’a bakarsak başka bir biçime bürünebilir. Arkadaşça, birbirine saygı duyarak…

Yazımı aşka inanan, aile olmak için gerçek hayatta da birbirine destek olan kadın ve erkeklere, kendini eğiterek yaşamda edilgen değil etken olan tüm kadınlara bir selam göndererek bitirmek istiyorum. 

*İlk ve Son dizisini terapist yorumlarıyla izleyebilirsiniz. 

1966 yılında İstanbul’da doğdum. Liseyi Kadıköy Anadolu Lisesi’nde okudum. Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladım. Fotoğraf eğitimimi İFSAK’da aldım. 1998 yılında İFSAK Fotoğraf Ve Sinema Amatörleri Derneği’ne üye oldum. 1999-2003 yılları arasında İFSAK yönetim kurullarında etkinlik ve sinema birimi sorumlusu olarak görev aldım. 2008-2009 yılında İFSAK yönetim kurulunda başkan yardımcısı olarak yer aldım. İFSAK Fotoğraf ve Sinema dergisi yayın kurulu üyesi olarak dergide sinema ile ilgili yazılar yazdım. Sinema ve fotoğraf ile ilgili yazılarım Geniş Açı, Altyazı, Sinema Dergisi, Radikal, Dünya ve Birgün gazeteleri gibi çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlandı. Karma fotoğraf sergilerine katıldım. Bir Şehre Dokunmak ve İstanbul Gece Olunca Seni Affettim isimli iki dia gösterisi hazırladım. 2020 yılında Aşk Ağustosta Güzeldi isimli ilk romanım yayınlandı. İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali’ni düzenleyen ekibin üyesiyim.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Vizyona Bakış

Minari

Son dönemde batıya göç ya da kırsalda yaşam hikayeleri yeniden ele alınmaya başlandı ama eski John…