Ötekileri Fotoğraflamak: Silvia Alessi

//

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Hülya Üçpınar (http://instagram.com/hulyaucpinar) tarafından hazırlanmıştır.

. . . . . . . . . . .

Silvia Alessi’nin fotoğraflarıyla bir süre önce Instagram’da karşılaştım. İlk izlenimim, rastlantısal ama güçlü ve çarpıcı fotoğraflar çektiği yönündeydi. Fotoğrafları giderek daha fazla ilgimi çekmeye başlayınca web sitesini incelemeye başladım. Silvia’nın aslında proje bazlı çalıştığını ve çalışmalarının belgesel nitelikli projeler olduğunu gördüm. Toplumun farklı katmanlarındaki ötekileri, gerçekliğin görünmeyen yüzlerini ortaya koyma çabası, konuları işleyiş biçimi, konu ve konunun özneleri ile kurduğu ilişki bende Eugene Smith, Dorothea Lange gibi fotoğrafçıların, foto muhabirlerinin çalışmalarını izliyormuşum duygusu yarattı.

Silvia kendisini bir fotoğraf sanatçısı olarak tanımlıyor; ilgi alanı ve yaptığı çalışmalar onu daha çok belgesel çalışmalara ve foto röportaja yönlendirmiş.

Fotoğrafla profesyonel olarak ilgilenmeye başlaması ise bir rastlantıdan kaynaklanıyor.  İtalya’nın Bergamo kentinde bir kuaförde çalıştığı süreçte, tatillerde klasik gezi fotoğrafları çekiyor Silvia. Ancak Instagram’da, Hintli bir fotoğrafçı tarafından Mumbai’de bir banliyö treninde çekilen bir fotoğrafı görmesiyle hayatının akışı değişiyor. Fotoğrafın öznesi olan Namira bir albino. Namira’nın hikâyesine duyduğu merakla çıktığı yolculuk Silvia için fotoğrafı bir tutku haline getiriyor.

Cilt Projesi

Silvia, kendisiyle yapılan bir röportajda “Deli gibi aşık oldum ona ama 21 milyon nüfuslu şehirde onu bulmakta çok zorlansam da umudumu hiç kaybetmedim. Hakkında bildiğim tek şey sadece geceleri görebildiğiydi.” diyor ama güç de olsa bir yıllık bir çaba sonucunda kendisine ulaşıyor. Sonra, Hint toplumunda albinoların karşılaştıkları sosyal sorunları da ele aldığı ilk fotoğraf projesi olan Skin-Cilt Projesi ortaya çıkıyor. Bu proje sadece albinoları değil aynı zamanda Hint Yarımadası’nda yaygın biçimde gerçekleşen asit saldırılarıyla hayatları alt üst edilmiş olan kadınları da anlatıyor. Silvia, görüntüleri nedeniyle ötekileştirilen ve toplumsal dışlanmaya maruz kalan iki grubu bir araya getiriyor.

Silvia proje sürecini şöyle dile getiriyor; “Amacım, cildin sosyal dışlanma nedeni olduğu iki farklı durumu yan yana getirerek kontrastı ortaya koymak ve bu yolla bir sosyal meseleyi anlatmaktı. İkisi de kendilerinin değerli, güzel ve ilgi çekici olduğunu hissetti.”

Silvia’nın Hindistan’daki çalışmaları Skin Project’le sınırlı değil. Bhopal, Kushti, Hicra bu coğrafyada, üzerinde çalıştığı projelerden bazıları.

Bhopal Projesi

Silvia, Hindistan’da 1984 yılında Bhopal kentinde, pestisit fabrikasından sızan kimyasal nedeniyle bir gecede 4000 kişinin hayatını kaybettiği ve binlercesinin sakat kaldığı felaketin neden olduğu insani ve çevre dramından çok etkileniyor. Bu bölgede yaşayanlarla temasa geçen Silvia kimyasal kirlilikten halen etkilenen çocuklar ve ailelerle çalışıyor. BHOPAL ismini verdiği bu proje için Silvia, fotoğrafların Bhopal’in mevcut durumuna ilişkin bir rapor olduğunun altını çiziyor.

“Samir’in fotoğrafını çektikten sonra ağlamaya başladım. Sanat hem sanatçı için, hem fotoğrafı çekilen için, hem de fotoğrafa bakanlar için şifa niteliği taşıyor. Biliyorum ki bu, Samir için farklı bir gün ve küçük bir destek anlamına geldi.”

Kushti Projesi

 

Kushti, Hindistan’da antik bir disiplin olan ve erkekler tarafından yapılan çamur güreşine verilen isim.

Silvia güreşçilerin uyudukları ve antrenman yaptıkları mekâna giderek güreşçileri fotoğraflıyor.

 

 

 

 

Hicra Projesi

Silvia’nın Hindistan’da gerçekleştirdiği projelerinden bir diğeri Müslüman transseksüellerin hayatlarına ilişkin. Mumbai’nin bir gecekondu mahallesinde yaşayan üç ‘hicra’nın soğuk, derme çatma kirişler ve küçük bir pencereden ibaret odasında çekilen fotoğraflardan oluşuyor bu proje.

“Kadın gibi giyinen ve hareket eden erkekler” olarak tanımlanan hicralar nesillerdir Hindistan’da var olmuş. Güney Asya toplumu içinde, gelenek yoluyla kurumsallaşan üçüncü cinsiyet rolünü sürdürüyorlar. Son yıllarda Hindistan, transseksüelleri sosyal yardım ve diğer devlet yardımlarından faydalanabilen üçüncü bir cinsiyet olarak resmen tanımış. Yine de pek çok hicra hala sefil koşullarda yaşamak zorunda bırakılıyor ve birçoğu fuhuşa zorlanıyor.

Silvia, Peşmergelerle ve Ezidi kadınlarla da bir araya geliyor ve fotoğraf projeleri yapıyor. Bu coğrafyada gerçekleştirdiği projelerden ikisi ‘Beyond the Line- Çizginin Ötesi ‘ve ‘A time for us? Yezidi Women’  ismini taşıyor.

Çizginin Ötesi Projesi

Silvia “Hiç şüphesiz şimdiye kadarki en çılgın projem” dediği Beyond the Line- Çizginin Ötesi isimli çalışmayı Peşmerge askerleri ve haklarını savunmak için mücadele eden LGBTQ dünyasına ait bir kişi ile birlikte gerçekleştirmiş. “Çizginin Ötesi”ni Silvia şöyle tanımlıyor;

“Ölümle yüz yüze gelen bir asker için cephe hattının ötesi (Peşmerge “ölümle yüz yüze” anlamına geliyor); asker olmaya karar veren bir kız için kadınsı ve erkeksi arasındaki ayrım çizgisi; ama aynı zamanda erkek olarak doğan ama kendini kadın gibi hisseden bir oğlan için de; nihayetinde onaylananla onaylanmayanı ayıran çizgi…”

 

 

 

Salman, birkaç yıl önce bir askeri operasyon sırasında IŞİD’in patlayıcısına hedef olarak iki bacağını, bir kolunu, bir gözünü ve bir kulağını kaybetmiş genç bir asker. “Geriye sadece ruhum kaldı” diyor.

 

 

 

Zaman Yüzümüze Gülecek mi? Ezidi Kadınlar

Ezidi kadınlarla yaptığı ‘A time for us? Yezidi Women- Zaman Yüzümüze Gülecek mi?- Ezidi Kadınlar’ isimli çalışmanın duygusal zorluklarını aktarıyor Silvia; “İŞİD’in 2014 yılında Ninova Ovası’na siyah bayrağıyla baskın düzenlediğini ve Ezidi halkına zulmettiğini, en az beş bin kişiyi öldürdüğünü, elli bin kişiyi kaçmaya ve kadınları cinsel köle olmaya zorladığını biliyorduk. Ancak bu küçük kadınlarla tanıştığımda ve korkunç hikayelerini dinlediğimde kelimenin tam anlamıyla felç oldum. Uzun dakikalar boyunca kimseyle göz teması kuramadan yere baktım ve boğuk hıçkırıklarla sessizce ağladım…”

Bergamo’daki Karantinam Projesi

Covid 19 nedeniyle yaşanan eve kapanma döneminde, pek çoğumuzun yaptığı gibi Silvia da kendisini fotoğraflamış. Bergamo’daki Karantinam ismini verdiği projesiyle ilgili hikayesini şöyle dillendiriyor;

“Bu seri, Bergamo’nun kapatılması sırasında evde tek başıma kalmamla ilgili. Artık çalışmak yok. Başka insanlarla görüşmek yok. Benden 100 km uzakta yaşayan ortağımı görmek de yok. İşimi kapatmak zorunda kaldım. Bu yeni durumdan tamamen bunaldığım için ilk iki haftayı kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey yapmadan geçirdim. Kendimi o kadar boş hissediyordum ki kısa süre içinde kendimi bildiğim tek yolla, fotoğrafçılıkla ifade etme ihtiyacı duydum.

 

Her gün korku, endişe, yalnızlık, fiziksel ve zihinsel zayıflıktan çok etkilenen ruh halimi takip ederek evimi bir stüdyoya dönüştürmeye başladım. Tüm bu çılgınlıklar yıllar önce yaşanmış olsaydı, kendimle ilgili bir proje geliştirmeye hazır olmazdım. Sadece birkaç yılımı insanların portrelerini çekerek geçirdiğim için kendim hakkında daha bilinçli hale geldim. Öznelerimin beni resmetmek için bir ayna gibi orada olduklarını hissettim.”

Anlatılmaya Değer Hikayeler

Silvia fotoğraf çalışmaları ile anlatılmaya değer hikayeleri aktarmayı istediğini belirtiyor. Bunun için isimleri olan, toplum içinde yaşamış gerçek insanlarla etkileşime geçiyor; hikâyeler anlatıyor. İletişime geçtiği öznelerle dikkatli ve saygılı bir şekilde etkileşime giriyor, işlemek istediği temaları ve soruları onlarla birlikte keşfediyor. Bu süreçte öznelerle tekrar tekrar yapılan uzun sohbetler, anlamlar ve bağlantılar üzerine düşünme, öznelerle yaptığı işbirliğinin sonucunu aslına sadık bir şekilde ifade etmek amacıyla görüntülerin inşası üzerine düşünüyor.

Bazen fotoğrafların kurgulanmış olmasına dair eleştiriler yapılıyor, özellikle de bu tür görüntülerin spontane olanlar kadar güçlü olmadığı ileri sürülüyor.” diyor Silvia. Fotoğraflarım öznelerimin yaşamları, benim bunlarla nasıl ilişkilendiğim, sinema ve fotoğraftan aldığım yaratıcı ilhamla ortaya çıkıyor. Var olan fotoğrafları taklit etmiyorum ya da Asya veya Batı duyarlılıkları tarafından empoze edilen imgeleri yeniden yaratmıyorum. Ortaya çıkan görüntüler kendine özgü ve benzersiz.

Bazen anlam ararken kaybolabiliriz. Ben de benzer bir şekilde fotoğraflarımın öznelerimle dans etmesini istiyorum; öznelerimle bütünleşmek ve onların insani deneyimlerinin derinliğini aktarmak istiyorum. Öte yandan alçak gönüllülükle, bir başkasının yaşadığı deneyimi  görüntülemenin ne kadar zor bir iş olduğunu kabul ediyorum.

————————————–
Sanatçı ve çalışmaları hakkında daha fazla bilgiye https://silviaalessi.com  ve Instagram’da  silvia.txs adresinden ulaşabilirsiniz.

Bu yazı sanatçıdan alınan izinle ve temel olarak https://silviaalessi.com/ ;   https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-56171321 ve  https://magazine.exposuresop.com/2020/05/interview-with-silvia-alessi  bağlantılarındaki bilgilerden derlenmiştir.
Fotoğraflar sanatçının web sitesinden alınmıştır.

IFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu (Ezberbozan) olarak 2019 yılı Mart ayındaki kuruluşumuzdan bu yana, toplumsal cinsiyetin farklı temsillerini, fotoğraf ve sinema ile ilişkili olarak ele alan çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmalarda hem fotoğraf üreten kadın ve LGBTIQ bireylerin görünürlüğünü destekliyor, hem de toplumsal cinsiyet alanında yürütülen çalışmaları görünür hale getirmeyi amaçlıyoruz. Bir yandan alanında deneyimli danışmanlarla birlikte fotoğraf projeleri yürütürken bir yandan da toplumsal cinsiyetin farklı boyutlarını ele alan, fotoğraf ve sinemaya gönül verenler için tartışma alanları açmayı hedefleyen etkinlikler yapıyoruz.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf