Brooklyn Köprüsünden NYC

Seyir Defteri: Güney Amerika’ya Doğru

/

Bölüm 1 – New York

Seyir Defteri, son yıllarda gittiğimiz gezilerde tuttuğum bir defter, adından da anlaşılacağı üzere çoğunlukla seyahat ettiğimiz yerlerin Google bilgilerinden ziyade, başımızdan geçen anılar, notlar, fotoğraflar, gezginler için teknik bilgilerin olduğu bir doküman. Bu yazılarda da bu defterin dijital halini bulacaksınız. Defter gezi sırasında yazıldığı için şimdiki zaman, geniş zaman biraz karışık. Bunun için şimdiden affola.

Ayrıca bu tür gezilere genellikle dört kişilik bir grup olarak gidiyoruz, biraz programlı (uçak ve bazı konaklamalar), çoğunlukla da doğaçlama dolaşıyoruz. Sürekli yer değiştirdiğimiz için de çok yük taşıyamıyoruz. Hepi topu birer sırt çantası, birer el çantası. Bu nedenle fotoğraf için de çok donanım götüremiyorum. Bir aynasız makine, bir adet 18-55 mm objektif ve bir adet de karbon-fiber seyahat tripodu. Hepsi bu. Yani fotoğraflara bir şey demeyin diye belirteyim istedim :)

Bu bir Güney Amerika seyahati fakat Kiev’den sonra ikinci aktarmamız New York. Biz de nasıl olsa geldik bir kaç gün burada takılalım diyerek Meksika uçuşumuzu iki gün sonraya aldık. Bir de Amerikan vizesi almanın Güney Amerika ülkelerine girişlerde avantaj sağladığını okumuştuk, vizemiz de var yani. Dolayısıyla Güney Amerika yazısı Kuzey Amerika ile başlıyor. Buyurun yazımıza.

Pazar, 25 Haziran 2017

Nihayet saat 02:45’de korsan taksi Hakan’ın Opel marka arabasıyla gezimize adım attık. Hamit ve Ayçin’i de alarak 65 TL’ ye anlaştığımız Hakan’la Atatürk Havalimanı’na ulaştık. Bavulları verdik, pasaport kontrolünden önce Ukrayna için ön polis kontrolünden geçerek (Kıbrıs için de aynı uygulama var) uçağımızı beklemeye başladık.

Uçuş detayları

PS716 uçuş numaralı Ukrayna Hava Yolları’na ait (UIA) Boing 737-800 uçağı zamanında kalkarak Kiev’e doğru yol almaya başladı. Uçak iç hatlar konforunda. 06:15’de başlayan uçuş 08:15’de son buldu. Kiev Hava Alanı’nda yaklaşık 3 saat bekleyeceğiz. NY uçağı saat 11:00’ de, hava yolu aynı.

Bu arada Kiev’de Hamit ve Ayçin’i ayrı bir yerde çok detaylı aradılar. Bunu daha önce İran’a gitmiş olmalarına yorumladık.

Her şey zamana uygun ilerliyor. Uçak yerel saat ile 14:30’da New York JFK Havalimanı 7. terminale indi. Pasaport kontrol ve gümrüğü sorunsuz olarak geçtik. Hamit’in “Şimdi dolaşalım, akşama gideriz otele” önerisini kabul ettik. Sırt çantalarımızı emanete bırakmak için 7. Terminalden, yarın gece uçuşumuzun olacağı 4. Terminale Air-Train ring hattı ile gittik. Günlüğü 6$’dan çantaları bıraktık. Yine başka bir Air-Train ile metroya aktarma yapmak için Jamaika İstasyonu’na hareket ettik. Air-Train’de binerken değil inerken ödeme yapıyorsun.

İstasyonda inip, hem bindiğimizin parası, hem bir seferlik metro parası hem de metro kartı için 8.5$ kredi kartı ile ödeyerek biletlerimizi aldık. Artık metrodayız. Metro istasyonları oldukça küçük, dar ve havasız. 5. Cadde ile 53. Caddenin kesiştiği yerde indik. Hoş bulduk New York.

Sokaklarda dolaşmaya başladık. 18,5 milyonluk bir şehir için beklediğimiz kadar kalabalık değildi. Times Meydanı‘na gelince işler değişti. Gökdelenler, kalabalık ve dev ekranlarla filmlerdeki New York karşımızda duruyordu. Dolaşıp fotoğraflar çektik.

New York’tan görüntüler.
Kapitalizmin başkenti

Tabii buraya kadar gelip yüksek bir yerden şehre bakmadan gitmek olmaz. Empire State Binası mı? Yoksa Rockefeller mi derken, 74$’a kıyıp Rockefeller’e tam da saatini denk getirip çıktık. Aşırı izdihamda fotoğraf çekmek zor olsa da yaptık bir şeyler.

New York’tan görüntüler.

Biletimiz (biletin üzerinde Rockefeller Binası‘nın yapımı sırasında öğle yemeği yiyen işçilerin fotoğrafı var, 1920’lerin sonu, Büyük Buhran zamanı. Fotoğrafı Charles C. Ebbets’in çektiği söylense de aslında kimin çektiği net olarak bilinmiyor.)

Bu da faturası, bir binaya çıkmak için verilir mi sizce bu para?

Rockefeller Plaza
Gün batımında New York
Gece New York

Her şeye rağmen gün batımında ve geceleyin şehrin manzarası görülmeye değer.

Batıya doğru uçtuğumuz için gün çok uzun sürdü. Bir gece önceki uykusuzluk, 15 saat uçak falan derken bizim pil iyice bitti. Saat 9’da Rockefeller Plaza’dan ayrılıp metro ile otelin bulunduğu durağa geldik. Cep telefonuna daha önce indirdiğimiz haritadan oteli rahat bulduk. Hoooop problem!… Booking.com Hamit’in rezarvasyonunu kredi kartı probleminden (problem ne bilemedik) iptal etmiş, bunu da Hamit’e değil ama otele bildirmiş. :)

Neyse, kavga dövüş, 1,5 saat süren mücadele sonucu aynı şartlarda kalmayı başarıyoruz otelde. O kadar yorgunuz ki duş almadan doğru yatağa, nasılsa sabaha hallederiz duş işini. Fakat uyuyamıyorum, 4:30 gibi uyanıp, dön dolaş sabahı yapıyorum. Zor bir iki gün bekliyor bizi. Ertesi gün New York turuna devam edeceğiz. Ha bir de akşam gökdelenlerden çıkıp otele gelirken acıktığımızı fark edip sokak satıcısından Hotdog ve benzeri bir şeyler aldık, anladık ki bu sektör Arap’ların elinde. Hemen hemen her cadde köşesinde varlar. Bir de hoşuma giden dondurma kamyonetleri. Çok güzel karavan olabilirler tipleri var.

Bugün 18.000 adım atmışız.

Sizce de güzel karavan olmaz mı?

Pazartesi, 26 Haziran 2017

Sabah 9:30’da kalkıp, metro ile Canal Street’e gidip, tekrar yürümeye başladık. Brooklyn Köprüsü hedef. Yürürken Çin Mahallesi’ni keşfediyoruz. Burası Amerikan filmlerindeki gibi öyle dumanlı, mumanlı egzotik bir mahalle değil. Bayağı normal mahalle. Hemen yanında İtalyan Mahallesi var. Orada da mafyavari görünümde kimse yok. Hepimiz gibi insanlar dolaşıyor ortada. Bir de hani filmlerdeki bilmem ne bulvar ile 5. Caddenin birleştiği yere gitmek için ölümcül ve uzun araba sürme sahneleri vardır ya, palavra. Hepsi bir avuç yer, yürüyerek bütün bu yerleri bir gün içerisinde dolaşırsın.

Neyse, Çin Mahallesi’nde dolaşırken Pekin Ördeği yapan bir lokanta görünce, akşam burada yemek yemeye karar verip köprüye doğru yürümeye devam ediyoruz.

New York’tan kareler: Çin Mahallesi- İtalyan Mahallesi- Brooklyn Köprüsü ve diğer caddeler

Çin Mahallesi ve Köprü’de bir süre dolaşıp, New York fotoğrafları çektikten sonra Wall Street’e doğru yollanıyoruz.

Kapitalizmin Boğası‘nı görüyoruz (Charging Bull denilen, Arturo Di Modica tarafından yapılan ve New York Borsası önüne korsanca dikilen heykel). Özgürlük Heykeli’ne feribotla gitme planımız, binlerce insanın kuyrukta olduğunu görmemizle iptal oldu.

Kore Savaşı anısına dikmişler bu anıtı
Özgürlük Heykeli’ni ancak bu mesafeden görebildik. (keşke tele objektifim olsaydı)

Yürüyerek, gördüğümüz Çin Lokantasına yollandık. Pekin ördeği ve yanında karidesli pilav enfesti, yanında içtiğimiz ikişer bira da ilaç gibi geldi doğrusu.

Yemek yediğimiz Çin Lokantası

Yemek faslından sonra, kapanışına bir saat kala fotoğraf mabedi B&H mağazasına gittik. Aslında tam gün gezilebilecek bir yer, ne ararsan var. Bir cep dronu alarak bu buluşmayı taçlandırdım. Bu ziyaret yedek pil ve kanatlarla yaklaşık 470$’ a maloldu. Ne yapalım hamama giren terler. B&H gördüğümüz kadarı ile tutucu İsrail kökenlilerin işlettiği bir kurum. Zira çoğu erkek çalışan sakallı, kâkülleri lüleli, klasik dini giyimliydi.

Otellerde falan birçok mağazanın kartı var. Bu da bizim otelden aldığım B&H kartı.

Mağazadan sonra hedef “Central Park” tabi yine yürüyerek. Yabancı bir yere gittiğimizde sokaklarda, caddelerde yürümek, havasını koklamak, insanların içinde dolaşmak, toplu taşıt kullanmak hoşumuza gidiyor grup olarak. Tabi sonucunda yorgunluk, olsun değer. Gerçi Central Park’ta çimlerin üzerinde yarım saat uzanmak yorgunluğun bir kısmını alıyor, iyi geliyor.

Central Park’tan görüntü

Meksika uçuşumuz gece yarısından sonra. Zamanımız var ama yine de acele ediyoruz. Sekiz buçukta parktan ayrılıp metro ile havalimanına doğru yola çıktık. İyiki de erken çıkmışız. Metroda yanlış yöne binmişiz. Hava alanına on buçukta ancak ulaşıyoruz.

Meksika Volaris Hava Yolu ile uçacağız. O kadar check-in kuyruğu var ki, uçağı kaçıracağız diye tedirginiz. Gerçekten de kalkış saatine yarım saat kala bavulları vermek üzere bankoya ulaşıyoruz. Bankoda bir sürpriz bekliyor bizi. Görevli dört biletten iki tanesinin sıfır bagajlı olarak görüldüğünü söylüyor. Bizim kayıtlar ise aksini. Kadın bizdekinin yalnız bilgilendirme için olduğunu, kendisininkinin ise resmi ve doğru olduğunu iddia ediyor. Uzatırsak uçağı kaçıracağız. Kaderimize razı olup iki bavul için 50$ ödeyerek işlemi tamamlıyoruz.

Yirmi dakika kaldı, koşturuyoruz. Neyseki pasaport kontrolü bir kaç dakika sürüyor sonraki üst aramadan çok ciddi geçiyoruz fakat benim sırt çantam geçemiyor. Polisin elinde görüyorum. Senin mi bu tavrıyla bakıyor bana. Evet diye elimi uzatıyorum. Tavır bu sefer yakaladım seni, suçlu, çek elini şeklinde bir hareketle netleşiyor. Eldivenini takıp çantayı açıyor ve B&H den aldığım Gülten’in Instant kamera filmlerinin içerisinde olan X-Ray koruma torbasını alıp açıyor. Filmleri inceliyor ama tam ikna olmuyor. Uyuşturucu dedektörü diye tahmin ettiğimiz bir çubuğu çantaya sokup dip köşe dolandırıyor, sonra da bir makineye sokup sonucuna bakınca ikna oluyor. Geçiyoruz sonunda, hemen kapıya gidiyoruz. Sürpriz, uçak bir saat rötarlı. Bütün endişeler boşa gitti :) Saat iki onbeş gibi havalanıyoruz. Beş saatlik yol boyunca Volaris su bile vermiyor. 

Bugün 31.000 adım atmışız.

NYC’ ye elveda zamanı

1964 yılında memur bir babanın çocuğu olarak Urfa’da doğdum. 1968 yılında hayatımın geri kalanını geçireceğim İstanbul’a tanıştım. 1986 yılında Yıldız Üniversitesi Kocaeli Mühendislik Fakültesinden Elektronik Mühendisi olarak mezun oldum. Sırasıyla askerlik, iş hayatına başlama, evlilik, iki tane dünya güzeli kız dünyaya getirme, kendi işini kurma ve sonra “Yeter daha ne kadar çalışacaksın?” diyerek iş hayatını komple bırakma çizgisinde bir yaşam geçirdikten sonra, hobilerime yöneldim. Yurt içi, yurt dışı geziler, teknecilik ve karavancılık ile görme, keşfetme ihtiyacımı karşılarken, bunları belgelemek için çocukluktan beri sevdalısı olduğum fotoğrafa tekrar başladım. Aslında çocukluktan beri sevdalı olduğum söylenemez; çocukluğumun tatil günleri, ilkokuldan başlayarak dayımın Maltepe’deki fotoğraf stüdyosunda çalışarak geçti. O zamanlar dışarıda oynamak yerine o daracık karanlık odada, fotoğrafçılığın mutfağında çalışmak nefret edilesi bir durumdu. Ama her aşk nefretten doğmaz mı? Doğar; dolayısıyla fotoğraf makinesini hiç bir zaman yanımdan ayırmadım. Askerlik sırasında, 1988 yılında, AFSAD'da temel eğitim aldım. 2014 yılında, emekli olur olmaz İFSAK’a üye oldum. Çeşitli karma sergilerde, dernek içerisindeki fotoğraf gruplarında, sosyal sorumluluk projelerinde yer aldım. Bir dönem Yönetim Kurulu'nda görev yaptım. 2018 yılında İstanbul Fotoğraf Günleri Koordinasyonunu üstlendim. Ve bu sevdiğim ortamda bulunmaya devam ediyorum.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Gezi Kültürü

İzlanda

Topraklarında buz ile ateşi birleştiren, dünyada olup, dünyadan uzak hissettiren – fantastik ülke İzlanda, Atlas Okyanusu’nun…