Yorgos Lanthimos’un yeni filmi – Bugonia ile ilgili düşünceler

//

Öncelikle merhaba okuyucu! Bu yazıda Lanthimos’un son filmi Bugonia hakkında düşüncelerimi paylaşacağım. Filmi izlerken ne olacağını keşfetmek beni epey eğlendirdiği için spoiler vermek istemem. Bu sebeple keyfini azaltmak istemiyorsan burdan sonra okumaya devam etme.

Bugonia? Begonia?

Bugonia Yunan’ca boûs (öküz) ve gonḗ (nesil/soy) kelimelerinden türüyor. Eski Akdeniz halklarının inanışına göre arılar çürümüş öküz bedenlerinden doğarmış. Aynı zamanda Lanthimos, bir röportajında begonya bitkisini andırması sebebiyle bu ismi seçtiğini belirtiyor.

Bu film 2003 Kore yapımı “Save The Green Planet!” Isimli filmin İngilizce yeniden yapımıdır. Yeni yapımı Jang Joon-hwan’ın (aynı zamanda orjinal filmin yazarı ve direktörü) yönetmesi planlanırken, sağlık sorunları sebebiyle Lanthimos direksiyona geçmiş, Jang rolüne executive producer olarak devam etmiş. Bu filmi de izlemenizi tavsiye ederim, aynı konunun iki farklı şekilde ele alınışını izlemek benim için epey keyif verici.

Komplo teorileri ve Arılar

Film bir begonyayı polenleyen bir arı ile başlıyor. Görüntüye eşlik eden Teddy’nin sesinden Andromeda’lı bir uzaylı türünün doğayı pestisit ve çeşitli ilaçlarla kirlettiğini ve arılarda Koloni Çöküş Sendromu’nu tetiklediğini anlatıyor. Algımızı medya üzerinden yönlendiren Andromedalı’ların doğaya, arılara ve dolayısıyla insan türüne zarar vermek isteyen bir tür olduğunu anlatan Teddy’nin hafif kaçık biri olduğunun kokusu şimdiden çıkıyor. Aynı zamanda içimize ilk tereddüt tohumu atılıyor, ya haklıysa?

Sosyal anlamda yeterlilik gösteremeyen bir karakter olduğu başından anlaşılan Teddy ve ondan bile epey geri kalan kardeşi Donny, amatörce gözüken, fakat fermente olmuş bir plan üzerine çalışıyor. Opium bağımlısı annesinin kurtarıcı ilaçlar sebebiyle bitkisel hayata girmesine sebep olan şirketin (aynı zamanda Teddy’nin deposunda çalıştığı şirket) yöneticisi Michelle Fuller’i yakalamak planın ilk aşaması. Bireysel bir intikam hikayesi toplumsal eleştiriler üzerinden bize aktarılıyor.

Bu eleştirilere birlikte göz atalım. Michelle Fuller Andromedalı olarak tanıtılıyor. Bizi zehirleyen, kafese kapatan ve boğan bir uzaylı türü. Bana bu tür uzaylılar günümüzde yaşayan ve kendi çıkarları için kitlelerin bedensel ve zihinsel sağlığını hiçe sayarak onları uyuşukluğa, tüketime ve fakirliğe mecbur bırakarak kontrol altında tutan bir kesimi hatırlatıyor. Aynı bizim arılara, ahır ve kümes hayvanlarına yaptığımız gibi. Uzaylılar dünyaya gelseydi eğer, bize bu şekilde mi davranırlardı? Uzaylıların gelmesine gerek olmadan, insan insana bunu zaten yapmıyor mu?

Andromedalılar tarafından ise hikaye çok başka anlatılıyor. 75. Andromeda İmparator’u dinozorlar çağında dünyayı keşfediyor ve yanlışlıkla dünyaya yaydığı bir hastalık dolayısıyla bu gelişmiş ekosistemi bozuyor. Bu hatanın altında ezilen İmparator, kendi türüne benzer bir türü dünyaya tanıtıyor; Atlantisliler. Bu gelişmiş tür Andromedalıları tanrı olarak görüyor, fakat bir grup direniş için toplanıyor ve laboratuvarda yeni, daha agresif bir tür üretiyor. Savaşta insanlar kaybediyor. Direnişten kalan bir grup tekrar üreyip maymunlar olarak dünyada tekrar dolaşıyor, ve evrimleşerek günümüz insanına dönüşüyor. Fakat içinde hala öfkeli gen var. Bu hastalıklı bir gen ve bunu düzeltmek adına çalışmaya başlanıyor. ‘’Arı’’ bir tür üretme çabası. Bu taraftan bakıldığında aslında hastalıklı olan türümüz için iyi bir şey yapmaya mı çalışıyorlar? Ortada bir çıkar ilişkisi yok mu? Bunun cevabını film bize vermiyor, soruyu sorup aradan çekiliyor.

Niyetlerinden bağımsız olarak insan türünün hastalıklı davranışlara sahip bir tür olduğunun eleştirisini görüyoruz. Kendi konforu için doğayı ihtiyaçlarına göre manipüle eden, kendi türünden başkalarını daha düşük şartlara razı eden, sınıflara ayıran bir tür. Bu eleştiriyi Hollywood’un yapmasının tutarsızlık olduğunu düşünenler, bu soruları sormanın sistemi değiştirmeyeceğini, düşünenler de var. Ben bu konuların konuşulmasının kendi doğamızın ve kurduğumuz sistemin açıklarını anlamanın ve davranışlarımızı zaman zaman gözlemlemenin varlığımızı anlamlandırmak için faydalı olduğunu düşünenlerdenim.

Ay Tutulmasına 3 Gün

Dünyamız gittikçe düzleşiyor. Yönetmen burada düz dünya komplo teorilerine inananlarla dalga geçiyor gibi. Teddy’nin inandığı düşüncelerin birer komplo teorisi olduğunu ve onun deli biri olduğunu anlatıyor bize. Teddy ise dünyayı kurtaracak olmanın mutluluğunu yaşıyor. Çalışma arkadaşı Tina’ya, bu düzenin değişeceğinin sözünü veriyor. Teddy Michelle ile sohbetinde yöneticilerin insanları ‘’hiper normalleştirme diyalektiği’’ ile yedi buçuk milyar insanı köle olmadıklarına ikna etmelerini eleştiriyor. Bu eleştiri bana sosyal medya mecraları üzerinden habercilik adı altında şiddete, hırsızlığa, yolsuzluğa savaşa nasıl duyarsızlaştığımızı hatırlatıyor. Haberlerde, dizilerde ve filmlerde buna kontrollü aralıklarla maruz kalmamız bu durumları normalleştirmemize sebep oluyor ve artık bunlara karşı içimizde köpüren karşı çıkma duygusu sönümleniyor. Bu şekilde biz gündelik hayat akışımızı bozmadan, işlerimizde çalışarak, taşkınlık çıkarmadan yaşıyoruz. Parklarımızda ağaçlar kesilmesin diye sokaklara dökülen bir nesil, tek tek içeri alınan muhalefet olduğunda sokaklara dökülmekten çekiniyor. Bireyler cezalandırılarak bu korku ruhumuza ilmek ilmek işlendi. Normalleştirmenin tehlikelerinden biri.

Ay Tutulmasına 2 Gün

Michelle’ in kaçırılıp kelepçelendiği halde bile kurumsal dilini koruması uzaylı olabileceği ile ilgili düşüncelerimi pekiştirdi. Teddy’de farkında olmalı ki elektrik vererek onu test etmeye koyuluyor.

Bu sahnede çalan Green Day – Basket Case parçası toplumda aklını kaçırmış diye etiketlenen bireyin akıl sağlığını arama girişimlerini konu alıyor. Öteki olarak gördüğümüz insanları akıl hastanesine kapatma metaforunu onları aramızdan dışladığımız şekilde yorumluyorum. Farklı renkten, kültürden, ülkeden olan insanlar bize tehdit olarak gözüküyor. Küçük ölçekte duygusal olarak farklı olan insanlar bize değişik geliyor ve dışarıda tutuyoruz. Bu sebeple şarkı buraya cuk oturmuş diyebilirim. Filmin ‘’acaba Teddy haklı mı yoksa deli mi?’’ sorusuyla hissettiğimiz paranoyayı güzel destekliyor.

Ay Tutulmasına 1 Gün

Ara sıra siyah beyaz sahneler ile veya Michelle’in tespitleri ile Teddy’nin dünyayı kurtarma çabasının bireysel bir intikam duygusuyla körüklendiğini ve toplumsal bir nefrete dönüştüğünü daha iyi anlıyoruz. Aynı zamanda babasının onu terketmesi, bakıcısının (polis memuru Casey) ona taciz etmesi de Teddy’nin akıl sağlığını kaybetmesinde önemli etkenler.  Belki de bunlar sonucu komplo teorileriyle kendi acı dolu hikayesinden uzaklaşmaya çalışan Teddy kendini uzaylılara karşı savaş açmış halde buluyor. Burada bireyleri yok ederek sistemin düzelebileceğini düşünüyor. Ne kadar Teddy’ e acısam da Teddy’i de öfkesinden körleşmiş olmasının ve gerçeklerle yüzleşmekten kaçmasının onu bu kaosa sürüklendiğini düşünüyorum. Istediği belki de sadece annesini kurtarmak, fakat bunun uğrunda delirdiği için annesinin ölümü kendi ellerinden oluyor. Gerçeklerden kaçmak, yüzleşmekten ve kendimizden kaçmak, bizi olmak istediğimiz yerin ötesine götürebileceğinin bir örneği.

Yemek sahnesinde Bir eleştiri daha çıkıyor karşımıza ; ‘’Aktivizm adı altında yapılan bireysel davranışların %99,9’ u aslında kişisel teşhircilik ve gizliden marka koruma çabasıdır.’’ Burda Teddy bireylerin aktivizm davranışlarının aslında kendilerinin ne kadar farkında olduğunu diğerlerine gösterme çabası olarak yorumluyor. Sadece sosyal medyadan paylaşım yaparak kendini aktivist olarak tanımlayan insanlar pek tabii var. Fakat bunun üzerine okuma yapıp çalışan, sosyal ortamlarda bunu eleştiren ve sohbet konusu haline getiren insanların böyle bir çabası olduğunu söylemekte haksızlık diye düşünüyorum. Sohbet konusunu çeşitlendirmek, içine farklı olarak tanımladığımız grupları dahil ederek biz kavramını genişletmek çabasını değerli buluyorum. Benim samimiyetsiz bulduğum, büyük firmaların birkaç basit iyileştirme ile kapsayıcı olduğu imajını çizerek rakiplerine göre tercih edilir olma çabası. Bunu gerçekten farklı grupları dahil etmek için mi yapıyorlar yoksa bu bir pazarlama stratejisi mi? Samimiyetini belirleyecek şey bu sorunun cevabı.

Ay Tutulması

Teddy’nin intikamı, Donny’nin, annesinin, kendisinin ve tüm insan türünün sonunu getiriyor. Fakat haklı çıkıyor, Andromedalılar gerçekten varmış ve insanlar üzerinde deney yapıyorlarmış. Tekrar şu soruya dönüyorum, uzaylıların niyetleri iyi mi kötü mü?

Filmin sonunda insan türü yok oluyor fakat hayvanlar yaşamaya devam ediyor, doğa kendi düzenini tekrar kuruyor. Tekrar şu soruya dönüyorum, insan faydalı bir tür mü?

Filmin sonunda çeşitli konularda eleştiriler gördükten sonra Teddy’nin haklı çıkması absürd. Aslında film boyunca bize anlattığı ‘’komplo teorileri’’ gerçek mi? Yoksa Teddy haklı mıydı? Sizce insan türünün sonunu getirecek olan bir öteki mi yoksa biz mi?

 

 

MEHMET BARKIN NEVRESOĞLU

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi mezunu olan Mehmet Barkın Nevresoğlu, müzik ve canlı konserlere olan ilgisini baz alarak kariyerini sanatın mutfağı ve sahne arkası dinamikleri üzerine inşa etmiştir. Kariyeri boyunca Bozcaada Caz Festivali, İKSV Caz Festivali, Soundports Festival, Mamut Art Project gibi etkinliklerin operasyon ve sponsorluk süreçlerinde aktif rol almıştır. Zorlu PSM’nin YouTube projeleri Teras Noir, Pınar Sabancı ile Yaşadım Demek için, Paptırcem Fi Fijör, Sahne Tozu Yutanlar ve On Air Sessions programlarının sahne arkasında görev almıştır. Kariyerine müziğe daha çok yaklaşmak adına sahne amiri olarak devam etmektedir. İFSAK Kısa Film Festivali Ödül Töreni gibi önemli organizasyonlarda sunuculuk yapmıştır. Başkent İletişim Akademisi’nde profesyonel seslendirme eğitimini tamamlayan Nevresoğlu, çeşitli seslendirme ve Rabarba projelerinde deneyim sahibidir. Nevresoğlu, yaratıcı projelerde etkin rol almayı ve spor tırmanışı yapmayı hayatının merkezine almıştır. Amatör olarak davul çalar.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Filmlere Dair

O Da Bir Şey Mi Hakkında

Pelin Esmer, “Oyun” ve “Kraliçe Lear “belgeselleriyle dikkatimi çekmişti. Mersin’in Aslanköy’de yaşayan bir grup cesaret sahibi…

Anna Karenina Ölmedi

“Bütün mutlu evlilikler birbirine benzer (oscarlı oyuncu değillerse) oysa mutsuz evliliklerin farklılıkları vardır.”   Tolstoy’un “Anna…

Fight Club (Dövüş Kulübü)

Absürt Bir Kapitalizm Eleştirisine Bulanmış Kişilik Buhranı Kapitalizm, tüketim toplumu, sistemin içine hapsolmuş, sıradanlaşmış insanın varoluşsal…

Benim Kararım

Aniden Filmi Üzerine Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan https://www.instagram.com/berna_kuleli1  Berna Kuleli  tarafından hazırlanmıştır. .…

Festivalin Ardından

31. İFSAK Kısa Film Festivali 16 Mart’ta sona erdi. Festival kapsamında Uluslararası bölümde festivalin Genel Koordinatörü Sinan…

Kirli Çamaşırlar ve Canavarlar

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Özlem Dikeçligil https://www.instagram.com/ozlem_dikecligil/ tarafından yayına hazırlanmıştır. . . .…

Leviathan

Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev, büyük sükse yapan 2003 tarihli Dönüş filminden sonra, arada bir kaç film…