“rengarenk seslerim vardı
düşlerimde
kaybettim hepsini gün be gün.
artık ne umut dolu ülkem
ne de umutla koşan kalbim var…
o güzel insanlar terk ettiler ruhumu da
parça parça,
küflü,
külgriyim…”
Fatih Balkan’ın Terk fotograf çalışması bu sözlerle başlıyor. Albümün sayfalarını çevirdikçe terkin hüznü doluyor içimize. Yaşanmışlıklar, yalnızlıklar, bekleyişler, kaybedişler, gelmeyişler, yitirilmişlikler, hüzünler, ümitsizlikler, yıpranmışlıklar, yok oluşlar karşılıyor bizleri. Fotoğraflar, izleyicide yaşanılan yerlerin terk edilmesinden sonra içlerimizde dolaşan doldurulamaz boşluğu anlatıyor.


Albümün önsözünü Tanju Akleman yazmış. Terkedilmiş bir kasabanın yine terkedilmiş bir tren istasyonunda geçmişle gelecek arasında gerçek mi düş mü, uyuyor mu uyanık mı, kasabada mı bir güzel şehirde mi belli olmayan bir ortamda gençliği ile yaşlılığı arasında geçen bir yaşamı, fotoğraflardaki gibi metaforik bir dille anlatan bir metin…



Fotografik görüntüler anlamlı yüzeylerdir. Zaman, mekân ve uzamla ilgili olarak dört boyutlu bir nesneyi iki boyutlu bir düzleme indirerek bizim için düşlenebilir bir başka nesneye dönüştürürler. Fotograflar, dışarıdan alınan görüntülerin zaman-mekân-uzam düzleminde yapılan bir soyutlama ile herhangi bir araçla işlendikten sonra tekrar dışarıya yansıtılmasıyla oluşan farklı görüntülerdir.

Fotografçı nesneler üzerinden aktarmaya çalıştığı anlam bütünlüğünü sağlamak için bize güçlü imgeler aracılığıyla ulaşmak ister. Çünkü görüntüler, farklı anlamların sözcülüğünü üstlenen sayısız imgelerle doludur. Bu yüzden her fotograf sanatçısının kendince güçlü gördüğü imgeler topluluğu o fotografçının aynı zamanda tarzını belirler. Fotografçı bunu yapmak için yani kişisel bakış açısını bize sunmak için yaşamda gördüğü nesneler yardımıyla ve onları da belli fikirlerin sembolü olarak bizlere göstermeye çalışır. Fotograf ne amaçla çekilmiş olursa olsun bize sadece çekildiği kısa ‘an’ın anlamını yansıtacaktır. Fotograf aynı zamanda bize nesneler üzerine gelen ışığın görüntüdeki yansıtılan yüzüdür. Fotografın gölgede veya karanlık tarafında kalan anlamı ise belki de fotografın daha çok şey anlatmasını sağlayacak veya bizim konuya çok daha fazla anlam yüklememize neden olacaktır. Öte yandan fotografı oluşturan nesneler başka bir yer ve zamanda izlendiğinde farklı bir anlama sahip olacaktır. Çünkü nesneler, bir fotoğraf da göründüğünden daha fazlasıdır. Herhangi bir görüntüye kaydedilen nesne artık kaybolmayacak veya unutulmayacaktır.

Fotografçı, gördüklerini yaratıcı süzgecinden geçirerek içine kendi tekniğini, duygu düşünce ve estetik kaygılarını katarak onu yaşam ve anlatım diline dönüştüren insandır. Her fotografın ardında bir düşünce, bir öykü yatar. Her fotografçının fotografının arka planında anlamlı bir şeyler söyleme arzusu vardır. Fotografçı bir fotografı niçin çektiğini bildiği ve belirlediği sürece fotograf ile algılayan arasında çok daha iyi bir iletişim kurulacaktır. Tüm fotograflarda bir duyguyu, bir düşünceyi veya estetik bir kaygıyı aktarma arzusu yer aldığına göre fotografçı iletmek istediği mesajın daha güçlü olması için daha önceden projesi üzerinde yoğunlaşmalıdır.
Fotografın dili, içerikteki anlamın görsel biçime çevrilmesidir. Fotografçının düşüncesi onun aynı zamanda görsel dili de olacaktır. Her fotograf aynı zamanda fotografçının hayatına dair bir kayıttır. Çektiği her portre biraz da kendi portresidir. Bu dilin oluşmasında fotografçının bedeniyle birlikte duygu yoğunluğu, ruhu, algı kapasitesi, kültürel birikimi, ideolojisi, dönemin görme biçimleri gibi bir dolu etken rol alır. Günümüzde fotograf yapmaya çalışanlar klasik “fotoğraf çekmek” eylemini “fotoğraf yapmak” kavramına dönüştürdükleri zaman kendilerine özgü fotografik dillerini oluşturmuş olacaklardır.

Bu çalışmaya baktığımızda üzerinde oldukça süre düşünülmüş, bir takım çalışmalar yapılmış, fotoğrafların izleyici üzerindeki yaratacağı maksimum etkisi önceden planlanmıştır. Bu nedenle fotografçı yaptığı fotoğraflar ile kendine özgün fotografik dilini oluşturmuştur.
Albüm fotografın genel anlatım gücü ve dilini dramatize eden siyah-beyaz fotoğraflardan oluşmuş. Ancak bundan da öte fotograflara dikkatle baktığımızda gözümüze çarpan en önemli şeyin fotograflardaki grinin tüm tonlarını görmek ve çalışmanın var olan dramatik havasını daha da arttıran gren etkisidir. Bu da çalışmanın daha başlamadan önce fotografçının bir çalışmayı nasıl yapacağını önceden düşünmesi, tasarlaması, izleyici üzerindeki etkisini arttırması açısından önemli bir örnektir.


Fotograf var olduğu sürece, film greni sanat formunun bir parçası olmuştur. Fotograflarda bunu, görüntüdeki küçük siyah veya koyu lekeler (“grenler”) olarak fark edebiliriz. Fotografçılar ve film yapımcıları şaşırtıcı ve ikonik görüntüler oluşturmak için film greninin sınırlamalarından yararlanmış ve böylece daha dramatik ve duygusal görüntüler elde etmişlerdir. Gren ayrıca çalışmalara nostalji duygusu da ekleyen bir tekniktir.

Fatih Balkan’ın bu çalışmasına teknik açıdan baktığımızda çalışmanın çok önceden planlanmış olması, çekim yerlerinin belirlenmesi, çalışmanın izleyicinin üzerinde bırakacağı iz, teknik olarak siyah-beyaz olması, ancak grinin tüm tonlarını görmemiz ve grenin yarattığı dramatik hava sonucunda ortaya oldukça nitelikli bir çalışma çıktığını söyleyebiliriz. Ancak bu çalışma bir teknikten öte yaşamın farklı bir yanını bize fotograflarla anlatması açısından da önemlidir. Tüm fotoğraflara baktığımızda bazılarında çok daha fazla olmak üzere yoğun bir duygunun hakim olduğunu söyleyebiliriz. Fatih Balkan, bu çalışmasında terkin izlerini sürmüş. Bu izler bazen bizi bir kumsalın kenarına, bazen bir yola, bazen bir evin içine, bazen bir parka, bazen bir boşluğa, bazen de bir okula veya fabrikaya götürüyor. Ancak hepsinde bir terk edilmişlik var. Çalışma Fatih Balkan’ın edebi kişiliği ile de birleşmiş. Çünkü bizler biliyoruz ki Fatih Balkan iyi bir romancı. Bu nedenle çalışmasının aralarına şiirimsi edebi metinler eklemiş.
“sabah uyandığımda
boştum
tavanda yürüyen düşlerim de
tek tek döküldüler
tükendiler,
bittiler…”
Albüm bu satırlarla bitirilmiş. Bizleri geriye yaşanmışlığın veya terk edilmişliğin, mutluluğun veya hüznün, yeninin veya eskinin, kalabalığın veya yalnızlığın, düşlerin veya gerçeklerin, kalmanın veya gitmenin, siyahın veya beyazın ikileminde bırakarak…

Bize Ulaşın