Entelijansiya (Latince: Intelligentia), wikipedia’ya göre: “aydınlar topluluğu” anlamına gelen terim olup, genellikle kültürel ve siyasal etkinliğe sahip entelektüel topluluk anlamında kullanılır. https://tr.wikipedia.org/wiki/Entelijansiya
Genel olarak ülkemiz sanat dünyasına ve özelde fotograf dünyasına baktığımız zaman hem kitap, hem de dergi yayını bakımından sanat dalları içinde en fakirinin fotoğraf olduğunu görürüz. Yine başka bir açıdan baktığımızda, sanat dalları içinde en fazla ilgilenen kişi sayısının fotoğraf olması ise oldukça paradoksal bir ilişki olarak değerlendirilebilir. Fotograf dünyasına yeni katılanlar da, fotografın sadece çekilerek yapılacağını zannederler. Oysa fotograf çekilerek değil, okunarak yapılır. Fotograf dernekleri de ne yazık ki çoğunlukla fotografın sadece çekilerek yapılacağı düşüncesine uygun eğitim programları düzenlerler. Fotografın okunarak yapılacağını anlatacak kesim akademik çevre olmasına rağmen, belki de akademinin dışında kalan çevrelerle çok ilgili olmadıkları veya iletişim içinde olmadıkları için oralardan da birkaç kişi hariç çok az yayın çıkar.
Türkiye fotograf dünyasına baktığımız zaman, benim gibi alaylıların egemenliği altında olduğu görülür. Belki diğer ülkelerde de böyledir. Bu durum fotografı “sanat mı, değil mi?” tartışmasına götüren en önemli meselelerden biridir. Ama fotograf, bahsettiğim gibi sadece çekilerek değil, okunarak yapılır. Bunun için de elimizde fotograf ve sanatı ile ilgili dergi, kitap, akademik çalışma, vs. olması gerekir. Ne yazık ki sanat dünyamız bu konuda fakirdir. Süreli yayın olarak baktığımızda varlığını ancak sürdürebilen birkaç dergi vardır. Özellikle fotograf konusunda yazılmış kitap sayısı çok azdır. Bunların büyük kısmı ise “Fotograf nasıl çekilir?” gibi teknik bilgi veren kitaplardır. Fotograf sanatı adına kavramsal, kuramsal bilgi veren kitaplar bir elin parmakları kadardır. Bunların büyük kısmı ise yabancı kaynaklardan çeviri kitaplarıdır.
Bu nedenlerle ülkemiz fotograf yazın dünyasına baktığımızda fotografın teknik hariç kavramsal kuramsal alanına dair yazanların çok az olduğunu görürüz. Bu isimlerden ise en üretkeni ve en emekçisi olarak karşımıza Tekin Ertuğ çıkar. Yazdığı güncel yazılar haricinde yıllardır bıkmadan usanmadan Türkiye fotograf tarihine geçmiş isimleri hafızalardan silinmeden kaydetme uğraşı içindedir. Yazın işi de bir nevi fotograf değil midir? Hafızalara almak, kaydetmek ve geleceğe bırakmak…
Tekin Ertuğ’un son kitabı “Foto İntelijansiya”. Bıkmadan usanmadan geleceğe umutla bakarak yazıyor. Bu durumu; “Her ne kadar hayatın geneli bağlamında karamsar bir yaklaşıma sahip olsak da, özellikle sanat ve fotograf söz konusu iken tercihimizi negatif vaziyetten yana değil, pozitif vaziyetten yana kullandık her zaman.” diye belirtiyor.
Tekin Ertuğ, ilk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yapmış, edebiyat dünyasına yakın durmuş. Üniversite sonrası bir dönem amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna da eğilmiş. Fotografa ise 90’lı yılların başlarında amatör olarak başlamış. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotograf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri vermiş, atölyeler gerçekleştirmiş. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazılar yazmış. Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi olmuş, çeşitli platformlarda sunular, sergiler, gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirmiş, konferanslara katılmış, panelist olmuş, çalıştaylarda bildiri sunmuş. Kısaca sanki bir akademisyen gibi fotograf ve sanat üzerine düşünmüş, yazmış, çizmiş. Ankara’da AFSAD’da başlayan fotograf serüvenini yine Ankara’da Fotograf Sanatı Kurumu (FSK) çatısı altında sürdürmüş. FSK çatısı altında üç yıl kadar devam eden ve toplam üç evrede tamamlanan uzun soluklu, “Kuram” ve “Kurgu” öncelikli bir atölye çalışmalarını yürütmüş. İlerleyen zamanda yeni atölyeler açmış. Atölye çalışmalarının sonuçlarını, gösteri, söyleşi ve seminer olarak fotograf dünyasının ilgilileri ile paylaşmış.
2011 yılından itibaren ise zamanını yoğunlukla yazın alanına ayırmış. Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarıyla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, fotograf ve sanata ait duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalışmış. Bunlarla yetinmemiş roman yazmış, öykü yazmış. Kısaca fotograf adına ne yapılması gerekiyorsa onları belirli bir disiplin dahilinde bıkmadan usanmadan özveri ile yapmış. Tekin Ertuğ, hala sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.
2011 yılından itibaren fotograf üzerine yazdığı yazıları “Fotograf Sanatı Üzerine” ismiyle 4 cilt halinde yayınlamış. Talep üzerine aynı kitapları 2015 yılı başlarında tek cilt halinde yeniden basılmış, 2017 yılında kitabın 2. baskısı, bir süre sonra da genişletilmiş yeni baskısı yapılmış.

Diğer atölye etkinliklerinin yanı sıra atölye çalışmaları bağlamında, fotografımızın farklı kulvarlarında emek veren insanlarla ve fotograf ustalarıyla bir dizi söyleşi-röportaj gerçekleştirmiş. Onların anılarını/yaşam öykülerini derleyip basılı hale getirmeye, fotografa ve sanata yaklaşımlarını sonraki kuşaklara aktarmaya, özetle, yaşamın diğer alanlarında sık rastladığımız, ancak fotograf dünyamızda önemli ölçüde eksik kalan “Hatırat”ları yazmaya yönelmiş. On yılı aşkın bir zamana yayılan uzun soluk emek ve çalışmanın ürünü olarak 80 fotografçıyı kapsayan ve 10 ciltten oluşan bu çalışma “Fotograf Ustaları” ismiyle basılmış. Bu serinin devamını, “Işıkla Resmedenler” ismiyle toplam 74 fotografçıyı kapsayan 16 cilt kitap halinde yayınlanmış. Toplamda 174 fotografçı ile görüşüp bunun 154’ünü kitaplaştırmak dünyada örneği olmayan bir durum olsa gerek. Tekin Ertuğ’un da bahsettiği gibi oldukça yıpratıcı bir süreç ama sonuçta ortaya konmuş okuyucusu bekleyen Türkiye fotograf tarihine ve sonraki kuşaklara bırakılmış 26 eser. Normalde akademinin yapması gereken bir işi Tekin hoca tek başına sırtlamış ve başarıyla da tamamlamış. Bu kitapların en önemli tarafı şu an aramızda olmayan ancak bu kitaplarda yaşayan insanların olmasıdır.


Tekin Ertuğ, bunlardan başka boş durmamış. “Handan Tunç ile Sanat -Özelde Fotograf- Üzerine” isimli röportaj/söyleşi, sanat çevrelerinde Gelincik Ressamı olarak bilinen ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografik metni “Kan Çiçekleri”, ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi “Sicim”, “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” isimli kitabı, “Dikensiz Kirpi” isimli Eleştirel Denemesi, “Kırık Köşe Taşları” ve “Demir Çıra” isimli öykü kitapları ve “Köhne Bahar” isimli romanı basılmış. En son olarak da “Foto İntelijansiya” kitabı yayınlanmış.








Bütün bu çalışmalarından sonra FSK Genel Kurulu tarafından “Onur Üyeliği”ne, uzun yıllara yayılı yoğun amatör çaba ve emeğin sonucunda, Fotografçı-Yazar olarak, 2020 yılında “TFSF (Türkiye Fotograf Sanatı Federasyonu) Ödülü”ne, aynı zamanda, mütevazı katkılarından ötürü ENFOD (Engelsiz Fotograf Derneği) yönetimi tarafından “Onur Üyeliği”ne layık görülmüş.
Tekin Ertuğ, fotografı yaşamında farklı bir yere oturtmuş, sanatı bir itiraz dili olarak değerlendirmiştir. Ve bu dilin en önemli ve en etkili ince bir dil olduğunu belirtmiş. Fotografın ise bireyi en az resim, heykel, tiyatro, edebiyat, müzik kadar sanat ortamına taşıyıp bu ince aracı kullanmasını sağlayabilecek yeteneğe sahip çok önemli araç olarak değerlendirmiş. Ayrıca fotografın sanat anlayışıyla ilişkilendirilmeye ihtiyaç duymayan belge kabiliyetiyle de çok kıymetli bir yer tutuğunu yazmış. Ancak tüm bu yaptıklarına ve yazdıklarına karşın kendisini de dahil ederek fotografın sanat veya belge boyutunun yeterince anlaşılamadığından yakınmıştır.
Bir söyleşisinde fotograf üzerine; “Şiir ne yaparsa, fotograf da onu yapar; Öykü ne yaparsa, fotograf da onu yapar; Roman ne yaparsa, fotograf da onu yapar; Sinema ne yaparsa, fotograf da onu yapar; Tiyatro ne yaparsa, fotograf da onu yapar; Müzik ne yaparsa, fotograf da onu yapar; Resim ne yaparsa, fotograf da onu yapar; Heykel ne yaparsa, fotograf da onu yapar; tabii ki fotografçı o çapta entelektüel bir alt yapıya sahipse veya fotografçının bilgisi, birikimi, donanımı, deneyimi buna elveriyorsa.” diye belirtir.
Sanat ve fotograf konusunda ortada olumsuz bir tablo varken, olayların olumlu yönüne bakmış. Fotoğraf ve sanat adına artı değer üretenlere karşı saygı duymuş, onlara hak ettikleri değeri vermek için elinden geleni yapmış. Tüm bunlara karşın yine de üzüldüğü anlar olmuş. Bu duygularını şöyle ifade etmiş: “Bu süreçte olumlu ve olumsuz pek çok şey yaşadım. Olumlu şeyleri asla unutmamaya, olumsuzlukları da bütünüyle unutmaya çalışıyorum. Her şey insanla kaimdir. Muhatap olduğunuz, yani röportaj yaptığınız insan, yaptığınız röportajın ve sonraki sürecin olumlu bir seyir izlemesine yol açar veya sizi sıkıntıya sokup canınızdan bezdirir. Bende bir Yunus Emre sabrı olduğu söylenir zaman zaman. İşte o sabrı son zerresine kadar kullandım diyebilirim. En nihayet sabır taşı çatladı ve elimde daha 19 kişinin kayıtları varken kitapları sonlandırma kararı aldım.” Oysa ki bu kitaplar Türkiye fotograf tarihini bize sunan çok önemli kaynaklardır. Yine de “Değer Üretme” meselesini çok ciddiye almış. Onca emek ve özveri ile üretilen değerlerin sessiz sedasız köşelerine çekilip yok olmasına gönlü razı olmamış. Bu nedenle ülkemiz kültür-sanat hayatına katkı sağlayan her çalışmaya destek vermiş, onlar hakkında yazılar kaleme almış.
Tekin Ertuğ hoca uzun süredir ülkemizin olmayan fotograf belleğinin oluşturulmasına katkı sağlamak için var gücüyle çalışıyor. Bugüne kadar ülkemiz fotografçılarının anı, biyografi, otobiyografi veya fotograf sanatı konularında anlatacaklarını bizlere iletiyor. Görüştüğü 174 fotoğrafçının 154’ünü yazdığı ve yaptığı kitaplar arasına yerleştirerek onların tarihte yerlerini almalarını sağlıyor. Geçmişini bilmeyen bir fotoğraf dünyamızın nasıl bir geleceğe bakacağı ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, Tekin Ertuğ’un fotograf kitapları külliyatı bize geçmiş ile gelecek arasında bir köprü oluşturarak yolumuzu bulmamızı sağlıyor. Bu kitapları okuyanlar son 80-85 yıllık bir zaman diliminde ülkemizin iktisadi, sosyal, politik, kültürel durumunu ve değişim-dönüşüm sancılarını tespit edebilir. Fotograf ortamındaki gelişmeleri ve değişimi, yenilenmeyi, farklılaşmayı rahatlıkla görebilecektir. Akademik ortamdan, medya ortamına, amatör derneklerin ortamından, profesyonel stüdyo ortamına kadar her alandan ortam, akademisyenden, amatör fotografçıya, profesyonel olarak bu işi yapanlardan sanatçısına kadar her kesimden insan bu kitaplarda fotograf dünyamızın içinde bulunduğu durumu tahlil edebilecektir.
Şüphesiz ki bu büyük bir çalışma ve özveri olup her türlü övgüyü hak ediyor. Şimdilik hak ettiği değeri bulmasa, görmezden gelinse bile mutlaka gelecekte fotograf, fotograf sanatı ve fotografçılar üzerine yazı yazmak, akademik çalışma ve araştırma yapmak isteyenlerin başvuracağı ana kaynaklar olacaktır.

Kızımın ( Didem Minisker Özyürek – Ankara) bana vermiş olduğu Kan çiçekleri isimli kitabı okudum ve çok beğendim. Öyle çok beğendimki onu şimdi tekrar okuyorum ve sonunda artık bu yaşımda (87) benimde şu ana kadar fotoğraf sanatı üzerine yapmış olduğum uğraşılar şöyle bir gözümün önüne geldi… Ben Ergin Minisker – Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi (fotoğraf bölümünden) 1963 de mezun oldum. Babamda (Fikret Minisker) bir fotoğraf sanatçısıydı. O zamanlar (1960) başta Sami Güner olmak üzere belki birçok amatör fotoğrafçının çok sevdiği Fikret abisiydi. Benim yaşımda olan İstanbuldaki tanınmış bütün fotoğraf sanatçıları benim arkadaşım (Gültekin Çizgen, İbrahim Zaman, İzzet Keribar, rahmetli Sabit Kalfagil) gibi ve mezun olduğum okuldaki bütün hocalar benim bu yaşımda hala fotoğrafa olan aşkımdan haberleri vardır ve bununla çok gurur duyarım. Şimdi Tekin Ertuğ Kardeşim; senden istediğim şu ana kadar yayınlanmış olan bütün o kitaplarını ücreti karşılığında bana göndermen. Sana göre ben çok uzaktayım ama kızıma telefon edersen o sana yardımcı olur. Didem Minisker Özyürek – Ankara – 0532 335 51 56