Ikaros’un Düşüşünü Sokakta Görebilmek

//

Bu yazı Kontrast Dergisinin 56. Sayısı için kaleme alınmıştır.

Sokakta herkes kendi öncelikleri doğrultusunda, bir yerden diğerine hareket eder. Fotoğrafa gönül vermiş herkes bilir ki aslında sokağın bu akışı, içerisinde fotoğraf adına çok özel müzikler, şiirler, hikayeler barındırır.

Sokakta her şey akış halindedir. Heraklitos’un “Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz”, sözü gibi bir sokakta da gelişen durumlar, bir daha asla tekrarlanmaz. Bu sebeple, sokakta fotoğraf çekmek isteyen fotoğrafçılar, Bach, Motzart, Bethowen ya da çoğu besteci gibi öncesinde oluşturduğu ve kağıda dökülmüş bir besteyi kullanmazlar. Sokak fotoğrafçılarının temel amacı, sokakta kurgusuz şekilde bu akışın özel anlarını kendi görme biçimleriyle yakalayabilmektir. Bir başka deyişle onlar, Paco de Lucia, Al diMeola ya da caz sanatçıları John Coltrane, Charlie Parker  gibi, emprovize-doğaçlama üretilen müziğin peşindedirler.

Peki bir sokak fotoğrafçısı, nasıl oluyor da herkesten farklı görme biçimleriyle, diğer insanlardan farklı olarak bu fotoğrafları çekebiliyor. Sokakta var olan olayların, imgelerin nasıl farkına varabiliyorlar? Kimisi şaşırtıcı bir duruma, kimisi renge, kimisi sadece estetik kaygıyla, kimisi neredeyse içeriksiz sadece formdan ibaret olan bu fotoğrafları nasıl elde edebiliyorlar?

Aslında bu sorunun ne kadar eski olduğuna, bize Bruegel’in, ¨Ikaros’un Düşüşü¨, 1558 tablosu da işaret etmektedir.

Bruegel’in bu resmini incelediğimizde, Ikaros’un düşüp öldüğü zamanın bahar aylarında bir gün olduğunu görürüz. O sırada bir çiftçi tarlada çalışmaktadır. Çiftçinin yakınındaki insanlar da günlük faaliyetlerini büyük bir canlılıkla sürdürmektedir. İnsanlarda bu günlük işlerini yaparken, Ikaros‘un kanatlarını bir arada tutan balmumunu eriten aynı güneş altında çalışıyorlar ve terliyorlardır. Kıyı açıklarında onlar için önemsiz bir olay meydana gelir. Kimsenin fark etmediği bir su sıçra sesi gelir. Bu, Ikaros‘un suya düşüp ölmesinin sesidir.

PieterBrugel, Icarus’un Düşüşü,1558

Yunan mitolojisinde Ikaros, babası Daedalus’un balmumu ile sabitlenmiş tüyleri kullanarak yaptığı kanatlarla uçmayı başarmıştır. Babasının uyarılarına aldırmadan güneşe çok yakın uçmayı seçen Ikaros, kanadının uç kısımlarında bulunan tüyleri tutan balmumunun erimesine sebep olur. Bunun sonucunda da denize düşerek boğulur. Resimde İkaros’un bacakları, geminin hemen altındaki suya batarken görülür.

Biraz daha geriye gidelim ve resmin hikayesini oluşturan Daidalus’un oğlu Ikaros’un nasıl bu noktaya geldiğini anlatan hikayesine biraz daha ayrıntılı değinelim.

Kral Minos, eşi ile işbirliği yapan Daidalos’u, cezalandırarak onu kendi icat ettiği labirentin içine hapseder. Daidalos’un oğlu Ikaros da buraya kapatılarak babasıyla aynı kaderi paylaşmak zorunda kalır. Daidalos kapatıldığı, yani baskı altına alındığı kendi yaratımı olan bu karmaşık mekândan yine kendi becerisiyle kurtulur; çünkü içinden çıkılmaz bir mekân icat eden tekhne (teknik, sanat..), ondan kurtulma becerisini yine kendinde içerir.

Cesaret ve hayal gücü en zor zamanlarında bile tekhne’nin yardımına koşan iki kavramdır. Labirentten en iyi kurtuluş yolu uçarak kaçmaktır. Bunu bilen Daidalos, kuş tüylerini küçükten büyüğe doğru sıralar ve birer kanat haline getirir; büyük tüyleri birbirine iplerle bağlarken küçükleri de balmumuyla tutturur. Yarattığı bu kanatları hem kendisine hem de oğlu Ikaros’a takarak Girit’ten havalanır. Daidalos oğlunu güneşe yaklaşmaması konusunda öğütler.

Ikaros uçuş hızını denetleyemeyip güneşe doğru yükseldiğinde, kanatlarının ucundaki balmumu güneş ışınlarıyla erir ve Ikaros denize düşerek boğulur.

Yunan’da tekhne sahibi kişi içgüdülerinin, yani sezgilerinin sesini dinleyen ve karşı karşıya kaldığı kritik anlarda bilgi birikimini hemen devreye sokarak hiç düşünmüyormuşçasına çarçabuk yapılması gereken şeye karar veren adamdır. Bu an, kişinin kendi bilgisiyle tamamen baş başa kaldığı bireysel bir andır ve sorumluluğu tümüyle bireyin kendisine aittir. Bu an, aynı zamanda içgüdülerin ya da sezgi gücünün de devreye girdiği andır ki, yüzyıllar sonra Nazianzuslu Gregorius sezgi gücüne tekhne, tekhnön (sanatların sanatı) diyecektir.1

Antik Yunan’da tekhne, hem teknik hem de sanatı içerisine alan şekilde kullanılmaktaydı. (Günümüzde, ¨teknik¨kelimesi ¨tekhne¨ teriminden gelmektedir. Aynı zamanda, üretmesi büyük teknik ve zanaat melekesi gerektiren ¨kayık¨ anlamında kullandığımız ¨tekne¨ de bu kelimeden gelmektedir.)

André Kertész’in, dediği gibi fotoğrafın damarlarında daima teknik vardır. Bir sokak fotoğrafçısı, makinasına teknik anlamda hakim, teknik ayarlarını ve menülerini tamamıyla çözmüş olması gerekir. Makine artık gözünün yerini almıştır. Fotoğrafçının tek düşündüğü, sokakta kendini ifade edebileceği hikayelerdir.

Bruegel’in tablosundaki insanlar Ikaros’un ölümünü, belki duyarsızlıklarından, belki işlerine dalmış olduklarından, belki de farkındalıklarının eksikliği sebebiyle fark etmezler. Oysa bir sokak fotoğrafçısı sokakta hayatlarına devam eden insanlardan farklı olarak, anda kalarak, çevresinde olup bitenlerin farkında olarak çekimlerini gerçekleştirir.

Elliott Erwitt, New York City, 2000

Geçmişte, doğaçlama (emprovize) müzikle uğraşmam nedeniyle, sokak fotoğrafçılığını, doğaçlama ya da caz müziği yapmaya benzetiyorum. Deneyimlerimden ve okuduklarımdan yola çıkarak, doğaçlama müzisyenlerin zihinleriyle, sokak fotoğrafçılarının zihinlerini arasında yaklaşım benzerliklerin olduğunu söyleyebilirim. Her iki üretimde de fotoğrafçılar, andadır, farkındadır, nereye gittikleri konusunda fikirleri vardır. Kontrol tamamen fotoğrafçılardadır ama sokaktaki durum, şansa ve o anda neyin doğru hissettirdiğine göre ilerlerler. Çünkü Ikaros’un düşüşünü görebilmek için, anda olmak, farkında olmak gerekir.

Gueorgui PinkHasov, Taskent

Bir diğer sorumuz ise, sokakta, akış halinde denklanşöre basmak için en doğru an olduğuna zihnimiz nasıl karar vermektedir? Zihnimiz anın doğru an olduğunu nasıl fark eder?

Sokak fotoğrafçılığında, çekim esnasında zihnimizin nasıl bir tutum sergilediği konusuna bize felsefe ışık tutmaktadır. Techne’de var olan sezgi gücünden, modern çağa geldiğimizde, Spinoza (1632-1677) bahsetmekte, sonrasında bir 20.yüzyıl düşünürlerinden olan Bergson (1892-1941) (Sezgicilik– Entüisyonizm -akımını başlatmıştır) sezginin ne demek olduğunu açıklamaya çalışmıştır.

Bergson’a göre sezgi kavramı bir şeyi dolaysız kavrama anlamına gelir. O’na göre sezgi, insanın düşüncesini bir konu üzerine sabitlemesi ve konuyla zihin arasına girebilecek tüm etkileri dışarıda bırakarak o konu hakkında doğrudan bilgi edinmesidir. Bu bilgi akılcı bilginin, gidimli (discursive) akıl yürütmenin veya çözümleyici (analitik) düşüncenin zıddı olarak aniden ve aracısız olarak gelen bilgidir; saf görü yani dünyaya ait olgu ve ilişkilerin zihinde birdenbire açılmasıdır. 2,3

Sabestiao Salgado da söyle söylemektedir:

Çevresine tamamen uyum sağlayan fotoğrafçı, beklenmedik bir şeye şahit olacağını bilir. Manzarayla, o belli durumla hemhal olduğunda görüntünün yapısı nihayet gözlerinin önünde belirir. Ama bunu görebilmek için fotoğrafçının olup biten şeyin parçası olması gerekir. Sonra bütün unsurlar lehine çalışacaktır. 2,4

Alex Webb, Istanbul, 2001

Bilim insanları ve sanatçıların zaman zaman dile getirdiği “ani esin”, bilimsel ve sanatsal yaratıcılıkta sezgi dediğimiz kavramdır ve pek çoğu da buna vurgu yapar. Pek çok sanatçı da sanatsal algının sezgisel olduğu konusunda aynı görüşü paylaşır. Sezginin ya da esinin akıl yürütme ve mantıksal çıkarım olmaksızın kendiliğinden ve doğrudan olduğunu söylerler. 5

Hiç şüphesiz, çekim esnasındaki bu şekilde ani esintilerin, sezgilerin zihnimize gelebilmesi için, zaman içerisinde birikmiş donanıma sahip olmak ve daima gayretli çalışma içinde bulunmak gereklidir. Nasıl ki tarihte büyük eserler vermiş, ressamlar, edebiyatçılar ve bilim insanları özverili çalışmalar sonucunda onları anacağımız eserleri bizlere bırakmışlarsa, sokak fotoğrafı çekmek için de, bir taraftan teknik yetkinliğe kavuşulurken, diğer taraftan da fotoğrafçının teorik yönden kendini geliştirerek, üzerine yoğun şekilde çekim öncesinde ve çekim esnasında ana odaklanması gerekmektedir.

Sokak Fotoğrafçısı, teknik, teorik ve pratiğin birleşmesiyle birlikte, zaman içerisinde anda kalmada kendini geliştirdikçe, sokakta var olan akışı ele alırken, sokakla hemhal oldukça sezgi ile fotoğraf çekmeyi başarabilecek ve kendi iç dünyasını daha doğru yansıtan kareler üretebilecektir.

Kaynakça:

  1. Antik Çağ Felsefesi, Çiğdem Dürüşken, s.46
  2. Sezgisel Fotoğraf, Tarık Yurtgezer, s.48
  3. Ali Osman Gündoğdu, Bergson, s. 90, Say Yayınları, İstanbul, 2013.
  4. Sebastiao Salgado, Toprağımdan Yeryüzüne
  5. Susanne K. LANGER; Sanat Problemleri, Çev. A. Feyzi Korur, Mitos-Boyut, İstanbul, 2012.

 

Çağdaş Sokak fotoğrafçılığı tutkunuyum.

"Görüntü için gerekli koşul, görmedir" demiş Janouch, Kafka'ya, Kafka'da gülümseyerek yanıtlamış: "Biz nesneleri aklımızdan çıkarmak için fotoğraflarız. Öykülerim gözlerimi kapamamın bir yoludur.
Fotoğraf sessiz olmalıdır: bu bir ölçülülük sorunu değil, müzik sorunudur.¨
Lensculture, Italian Street Photography Festival, National Geographic, vb.. yarışmalarda ödüller aldı.
Ülkemizde ve yurt dışında karma sergilerde yer aldı.
10 seneyi aşan sokak fotoğrafçılığı yolculuğunda, son 4 senedir AFSAD’da Çağdaş Sokak Fotoğrafçılığı üzerine eğitimler vermektedir.
Web Sitesi: www.haluksafi.com;
Blog: https://www.haluksafi.com/blog

Yorum Sayıları: 6

  1. Haluk hocam eline sağlık, sokak fotoğrafçıları için rehber niteliğinde yol gösterici mükemmel yazı olmuş. Selamlar sevgiler.

  2. Merhaba Haluk Hocam
    Besleyici ve etkili yazınız için teşekkür ederim
    Sokak fotoğrafı, bir tercih ve bu tercihle gelişen ayrı bir meziyet işi. Sizin fotoğraflarınız da da bu ziyadesiyle görünüyor, beğeni ile takip ediyorum. Bir dönem benim de denemelerim olsa da sonrasında, yüzleri belli insan fotoğraflarından uzaklaştığımı fark ettim. Şimdi zaman zaman insansız (veya yüzleri belli olmayan insanlı ) sokak fotoğrafları çekiyorum. Bu konudaki görüşlerinizi de merak ediyorum doğrusu.
    Saygılarımla

    • Merhaba Tolga Bey,
      Güzel yorumlarınız için çok teşekkürler. 🙏
      Sokak fotoğrafında yüzleri belli olan tikellerden ziyade, yüzleri belli olmayan lekeler üzerinden tümellere doğru giden fotoğraflar da beni daima daha fazla cezbeder. Yüzlerin belli olmadığı fotoğraflar, hukuk açısından da riski daha az olan fotoğraflardır. Sevgilerimle 🌿🙋🏻‍♂️

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Renklerin Dili

Fotoğrafta Renk Çağrışımları Renkler güçlü bir iletişim aracıdır. Fotoğraflarda bir eylemi bildirmek, izleyicinin duygularını, ruh halini…

Foto-Virtüözüte

Malûmları olduğu üzere virtüöz kelimesi, daha ziyade müzik alanı için dillendirilir. Herhangi bir müzik enstrümanını ortalamanın…

Gestalt Kompozisyon İlkeleri

(Fotoğrafta Kompozisyon – Gestalt yaklaşımı) Bu yazımızda, “Fotoğrafta Kompozisyon” konusuna Gestalt ilkeleri ile yaklaşacağız. Gestalt, Alman…