Kültür Nedir?
Kültür, sözlük anlamı olarak “Bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının topu.” demektir. Toplum bilim terimi olarak “Tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü maddi ve manevi değerlerle bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.” olarak tanımlanır.
Kültür; tarihsel süreç içerisinde yaşanan, yaşatan ve yaşayan varlık olarak geçmişten geleceğe sürekliliktir. Kültür bir yaşam biçimi, bir toplumsal davranıştır. Genel bir ifadeyle kültür, geçmişten gelen bütün maddi ve manevi değerlerin hepsini kapsar.
Halk Kültürü
Genel olarak halk kültürü, geleneksel yaşamı sürdüren toplulukların yüzyıllar boyunca kendilerinden veya birbirlerinden etkilenerek kendi dil, din, duygu, sosyal yaşam, iletişim ve beğenileriyle oluşturup yaşattıkları kültürün ortak adıdır. Bu kültür halkın duygu, düşünce ve beğenisiyle yüzyıllardır süzülerek günümüze gelmiş, toplum, insan ve doğa gerçeğiyle şekillenmiştir. Tüm kültürlerde insanlar kendilerine özgü inanışlarını, gelenek, görenek, törelerini, sanatlarını da beraberlerinde getirmişlerdir. Bunlardan bazıları aynen saklanmış, bazıları kaybolmuş veya değişikliğe uğramış, bazıları yasaklanmış, bazıları asimilasyona uğramış veya bazıları da birlikte yaşadıkları diğer kültürlerden kendilerine yeni ve farklı kültürel özellik olarak yansımıştır.
Halk kültürü, doğası gereği statik değil dinamik ve değişkendir. Gelenek, zaman boyutunda bir başka geleneğe ve geleceğe ulaşacaktır. Halk kültürü ancak böylelikle canlılığını koruyacaktır. Yaşayan bir kültür, kendisine ait topluluğun bugünkü gereksinimlerini karşılayan bir sosyal kurumdur. Kültürel çeşitlilik bağlamında kültürü, toplumun egemen olmayan halklarının farklılıkları bağlamında değerlendirmek mümkündür. Bu anlamda çok kültürlü toplumlardaki esas sorunun, kültürel farklılıkların ifade edilmesi olduğu iddia edilebilir.
Çok Kültürlülük
Çok kültürlülük genel anlamıyla bütün dezavantajlı (eş cinseller, siyahlar, engelliler, kadınlar, azınlıklar, etnik kökenliler) grupların veya azınlıkların haklarını savundukları bir mecra olarak gündeme gelse de bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye farklı anlamlara gelebilmektedir. Bunun gerekçesi olarak toplumun kendi tarihselliği ve kültürelliğinin özgünlüğü gösterilebilir.
Kapitalizm ve Küreselleşme Çağında Tek Kültürlülük
Küreselleşen dünyamızda bir devlet politikası olarak tek kültürlülüğün gündeme gelmesi ve buna denk politikalar üretilmesi çoğunlukla etnik, dilsel ve dinsel azınlıkta kalan grupların veya toplulukların haklarının gasp edilmesi de tüm kültürler açısından çok ciddi bir tehlike olarak önümüzde durmaktadır.
Yaşar Kemal ve Kültür
Yaşar Kemal, kültür konusunda şunları söyler: “Dünya binlerce çiçekten oluşmuş kültürler bahçesidir. Kültürler her zaman birbirlerini beslemiştir. Her kültür insanlık için bir zenginliktir. Uygarlıklar da birbirini beslemiştir. Emperyalizm ve globalizm ise insanlığın birçok kültürünü yok ederek tek tip kültürü, tek tip insanı, tek tip dili ortaya atmıştır. Artık dünya, tek tipliliğinin gerçek bir demokrasiye ulaşmaya yetmediğini yavaş yavaş anlamış, yok olmaya yüz tutan dillerin, kültürlerin üstüne titremeye başlamıştır. Dünyadan bir çiçek eksilirse bir renk, bir koku yitmiş demektir. Dünya binlerce çiçekten bir kültür bahçesidir. Bu insanlığın zenginliğidir. Bizim gibi ülkeler yüzlerce çiçekli bir kültür bahçesidir.”
Kemal Kaya’nın Fotoğraflarında Çok Kültürlülük
Kemal Kaya’nın neredeyse tüm dünyayı (120’den fazla ülke) gezerek çektiği fotoğraflar bize kültür ve çok kültürlülüğün ne kadar önemli, güzel ve korunması gerektiğini anlatıyor. Bu fotoğraflar; Paris, New York, Londra, Brüksel, İstanbul, Roma vs. gibi dünyanın en büyük metropollerinde çekilmemiş. Kemal Kaya, kendisine farklı kültürlerin, farklı yaşamların, farklı dünyaların, farklı seslerin, farklı renklerin, farklı dillerin peşinden gitme misyonu biçmiş. Bunun için de dünyanın en ücra köşelerindeki ülkelere, onların köylerine ve köylerde yaşayan kabilelere kadar binbir zorlukla ulaşmış. Niyeti onların da bu yeryüzünden yok olmadan farklı bir değer, farklı bir renk, farklı bir ses, farklı bir dil, farklı bir kültür olarak kalmalarını kendi yerlerinde özgürce yaşamalarını istiyor.

Bunun kolay olmadığını da biliyor. Bunun için egemen güçlere sesleniyor:
“KİRLİ ELLERİNİZİ BU İNSANLARDAN ÇEKİN!
ONLARI KENDİ ÇEVRELERİNDE RAHAT BIRAKIN!
BIRAKIN KENDİ YERLERİNDE ÖZGÜRCE YAŞASINLAR!”
Kemal Kaya, “çok renkli” kitabında, bu insanların veya bu toplulukların, insanlığın yeryüzünde var olduğu günden bu yana kabileler hâlinde yaşayan insanlar olarak varlıklarını günümüze kadar sürdürdüklerini vurguluyor. Küçük gruplar hâlinde, gözlerden uzak yaşayan bu güzel insanlardan birlikte yaşamayı, iş birliği yapmayı ve kendi dünyalarında uyumlarını paylaşmayı başaran, dünyanın vazgeçilmez renkleri olarak bahsetmiş Kemal Kaya.
Fotoğraflar Etiyopya ile başlıyor. Etiyopya kırsalında Harran evlerine benzer yapılar görmek hem şaşırtıcı hem de dünyanın farklı yerlerinde birbirinden habersiz yaşamların çok kültürlülüğüne bir yanıt gibi…

Sayfaları çevirdikçe bir sonraki sayfanın heyecanını duyuyorsunuz. Rift Vadisi’nin kabilelerinden Sidema Müslüman Köyü’ne, Libya-Tuareg çöllerinin muhteşem görüntüsünden, Zulu Kabilesi ve Kenya’daki Masailere, Grönland Eskimolarından Hindistan’ın Puri Orissa Kabilelerine uzanıyor. Myanmar ve Burma’dan Kuzey Tayland’ın Akha, Lahu, Karen, Hmong, Mien, Lisu ve Palaung halklarına; Kuzey Vietnam Sapa’dan Türkiye’deki Caferiler ve Romanlara kadar…

Fotoğraflar doğal olarak insan, yaşam, doğa ağırlıklı. Bazı kareler müthiş etkileyici… Fotoğraflarda dikkat çekici nokta her kabiledeki kadınların estetik ve güzellik anlayışı.
Kadın doğası kendisini güzelleştirmek için bulunduğu her şeyi ve her ortamı kullanabiliyor. Konso Tribe kadınları renkli ve pileli etekler giyerken, Bume Tribe kadınları çok şık keçi derisinden etek giyiyorlar.

Kadınlar kendilerini güzelleştirdiği için, erkeklerse öldürdüklerinin simgesi olarak vücutlarına kesik atıyorlar. Bena Tribe kadınları mavi-kırmızı boncuktan yapılmış bileklik ve boyunluk takıyorlar. Hamer Tribe kadınlarının kırmızıya çalan örgülü saç stilleri,


Hindistan-Orissa bölgesindeki Gadaba Kabilesi kadınlarının boyunlarına taktıkları kalın halkalar,

Sano Paraca Kabilesi kadınlarının burunlarına taktıkları süslü halkalar, Lanciya Kabilesi evlerinin duraklarına yaptıkları resimler ayırt edici bir özellik. “Çıplak insanlar” olarak tanınan Bondo Kabilesinin kadınları çıplak göğüslerini boncuk ve uzun kolyelerle kapatıyorlar. Akha Kabilesinin kadınları giyen kişinin yaşını ve medeni durumunu yansıtan boncuk, deniz kabuğu, tüy, madeni para, çan gibi renkli desenli süslü başlıkları ve geleneksel kostümleriyle, Hmong Kabilesinin kadınları gümüş takılarıyla ünlü…
Fotoğraflarda dikkat çekici bir özellikte vücutlarında yaptıkları anatomik değişiklikler; Mursi Tribe kabilesinin en önemli ayırt edici özelliği dudaklarına tabak takmaları, ayrıca vücutlarına jiletle kesik atıp muhteşem desen yapmaları.


Kuzey Tayland’daki Karen Kabilesinin kadınları boyunlarına halka takarak boyunlarını uzatma geleneklerini hayatları pahasına devam ettiriyorlar. Çünkü zaman içinde boyun kasları zayıfladığı için halkalar çıkarıldığı zaman boyun hemen kırılıyor.

Bu insanlar ve kabileler, kapitalizmin insanları esir alan para kazanma veya biriktirme hırsından habersiz, Lidya’lılardan önceki toplumlar gibi ihtiyaçlarını hâlâ yerel pazarlarda değiş tokuş yaparak karşılamaya devam ediyorlar. Ancak kapitalist sistem ve egemen güçler sömürü düzenlerini buralardan devam ettirmek istiyorlar. Onların yer altı ve yer üstü zenginliklerini talan etmek için birçok bahane ve baskıyla onları teknoloji, sağlık, eğitim, misyonerlik faaliyetleri adı altında topraklarından asimile etmeye çalışıyorlar. Oysaki onların hepsi dünya kültürel mirasına kalacak birer çiçek.
Fotoğraf dünyası; çeşitli sosyal mecralarda, sergilerde veya sunumlarda Kemal Kaya’nın farklı ülkelerden, farklı kültürlerden, farklı yaşamlardan fotoğraflarını bilir. O, son 3-4 yıldır konu olarak Dünya’daki kabileler ve etnik gruplar üzerine yoğunlaşmış. Aslında zor bir konuyu seçmiş. Ötekileştirilenleri çalışmak her zaman zordur ve tehlikelidir. Neden kabileler ve etnik azınlıkları çalışmayı seçmiş? Bunu kitabında şöyle anlatıyor: “Etiyopya’ya ilk giden turistik kafilede yer almak, fotoğraf ile ilgili bütün düşüncelerimi değiştirdi. Türkiye’deki kabileler ve etnik azınlıklar alanında çalışan fotoğrafçı yoktu. Bu alanda bir boşluk vardı. Ben de, hiç bitmeyecek bu uzun soluklu çalışmanın içine girerek, dünyanın renkleri olan ve bize emanet edilen bu insanların yaşamlarına dokunmayı, onları fotoğraflamayı, insanlarla paylaşarak, farkındalık yaratmayı kendime görev edindim. Dünyanın her tarafında yapılan misyonerlik çalışmaları yüzünden, bu güzel insanlar bir zaman sonra maalesef tarih sahnesinden silinecekler ve elimizde sadece fotoğrafları kalacak.”

Kemal Kaya da aynı Yaşar Kemal gibi tüm bu toplulukları, kabileleri, insanları, kültürleri, dilleri kültür bahçesinin birer değerli çiçeği gibi görerek, onlara bakmamız, sahip çıkmamız gerektiğini vurguluyor. O da biliyor; şu an kitabında bulunan bazı kültürlerin, köylerin, kabilelerin dünyanın acımasız kapitalist sistemine kurban edilip ortadan yok olduğunu…
O nedenle Kemal Kaya bunları tarihe bırakmak için yola çıkmış. Eminiz ki tarihçiler bir gün bir kabileyi araştırmak için bu kitaba başvuracak.

Sayın Ali İhsan Öktem’in güzel kaleminden Kemal Kaya’yı anlamak daha anlamlı olmuş. Her iki dosta da selam ve sevgiler.