Müziğin Sinemadaki Gücü

//

Bu yıl 22–28 Eylül 2025 tarihleri arasında gerçekleşen 32. Adana Altın Koza Film Festivali, zengin film seçkisi ve söyleşileriyle benim için unutulmaz bir deneyim oldu. İlgiyle katıldığım etkinliklerinden biri de müzisyen Barış Diri’nin “Sinemada Müzik: Olmalı mı, Olmamalı mı?” başlıklı söyleşisiydi. Bu yıl Altın Koza En İyi Müzik Ödülü’nü “Gündüz Apollon Gece Athena” film müzikleri ile kazanan Diri, sinemada müziğin nasıl bir anlatı gücüne dönüştüğünü anlatırken leitmotiv ve paralel müzik kavramlarını örneklerle açıkladı. Leitmotiv, bir karaktere, duyguya ya da fikre eşlik eden ve film boyunca tekrar eden bir müzikal temadır. İzleyici o melodiyi her duyduğunda, o karakterin ya da duygunun hikâyedeki varlığını bilinçdışı düzeyde hisseder. Paralel müzik ise sahnede olan bitene benzer bir duygusal tonda ilerleyen, görüntünün atmosferini destekleyen müziktir.

Barış Diri, bu kavramları açıklarken özellikle Stanley Kubrick’in “2001: A Space Odyssey” (1968) filminde Richard Strauss’un “Also sprach Zarathustra, Op. 30: I. Prelude (Sonnenaufgang)” eserini kullanışına değindi. Kubrick’in bu seçimi, müziği görüntüyle eşdeğer bir anlatım aracına dönüştürürken bu epik müzik, insanlığın evrimsel hikâyesine görsel olduğu kadar işitsel bir metafor kazandırır. Diğer örnekle de Sergio Leone’nin “Once Upon a Time in the West” (1968) filminde, ortam seslerinin yarattığı gerilimin ardından karakterin mızıkasının leitmotiv olarak geri dönüşünü gösterdi.

Ve konu, tam da beklediğim gibi, Theo Angelopoulos filmlerinin Eleni Karaindrou’nun müzikleriyle kurduğu mükemmel birlikteliğe geldi. Angelopoulos’un zamanı, belleği ve tarihi iç içe geçirişi, uzun plan sekanslarıyla neredeyse müziksel bir ritim yaratır. “Ulysses’ Gaze” (1995) filminden, Lenin heykelinin bir tekneyle nehir boyunca taşındığı unutulmaz sahneyi örnek verirken Karaindrou’nun müziğinin bu sahneye nasıl şiirsel bir derinlik kazandırdığından da bahsetti. Karaindrou’nun besteleri, bu ritmin duygusal karşılığı olarak Angelopoulos filmlerinde hep vardır; görüntü ve müzik birbirine yaslanır, biri olmadan diğeri eksik kalır.

Söyleşide bahsedilmeyen kontrapuntal (zıt) müzik ise sahnedeki duyguyla ters düşen bir müzikal tercihle izleyicinin algısını sarsar. A Clockwork Orange (Stanley Kubrick, 1971) filminde şiddet sahnelerinde klasik müzik (Beethoven, Rossini) kullanımı buna örnektir.

Film Müzikleri ve Bellek

Tıpkı Karaindrou ve Angelopoulos’un ortaklığı gibi Emir Kusturica’nın Çingeneler Zamanı (1988) filmi, yalnızca sinemasal anlatımıyla değil, Goran Bregović’in müzikleriyle de hafızalara kazınmıştır. 1993 yapımı Arizona Dream filminde Kusturica, yine Bregović’le—bu kez Iggy Pop’un da katkısıyla—benzer bir düşsel atmosfer kurar. Arizona Dream ile çocukluğumda izlediğim Chitty Chitty Bang Bang (1968) arasında hep garip bir bağ kurarım: Biri gökyüzünü özgürlüğün simgesi yaparken, diğeri onu boşluğun metaforuna dönüştürür. Kusturica burada hem 60’ların Amerikan sinemasına hem de Ian Fleming’e, North by Northwest filmine, Cary Grant’a ve birkaç Amerikan filmine ironik bir saygı duruşu sergiler.

Sinemada müzik yalnızca bir eşlik unsuru değildir; ses, sessizlik ve melodiyle bütün bir duyusal evren kurar. Görüntüleri ve replikleri zamanla unutabiliriz ama bir melodiyi duyduğumuzda, yıllar önce izlediğimiz bir film sahnesi bir anda canlanır. “Mi” ve “Fa” notalarını art arda, yavaş ve hızlı şekilde duyduğumuzda, Jaws’ın bize yaklaşmakta olduğunu ya da etrafımızda dolaştığını hissederiz. John Williams’ın bestelediği Jaws (1975) filmindeki iki basit nota, gerilimi, korkuyu ve filmin kendisini temsil eden bir leitmotiv haline gelir.

Film müziklerini düşünürken Mikis Theodorakis’in müziğini yaptığı, Nikos Kazancakis’in romanından uyarlanan Zorba the Greek (1964) akla gelir. O efsane müziği ilk duyduğumda filmi henüz izlememiştim ama melodi hikâyeyi merak ettirmişti. Benzer şekilde Maurice Jarre’ın Doctor Zhivago (1965) filmi için bestelediği “Lara’s Theme” de belleğimin derinlerinde bir müzik kutusunun içinde yankılanır.

Bizim nesil, 80’lerde çocuktu; Türk sinemasını ve dünya sinemasını VHS-Beta kasetlerle, TRT’nin hafta sonları yayınladığı o nefis filmlerle tanıdı. Sinema artık evlerimize girmişti. Melih Kibar’ın, Moğollar’ın ve Cahit Berkay’ın film müzikleri çocukluğumuzun fon müziği gibiydi. Hababam Sınıfı’nı ya da Neşeli Günler’in melodilerini ezbere bilirdik. Melih Kibar’ın aynı bestesinin yavaş versiyonu hüzün, hızlısıysa neşe yaratırdı. 90’larda ise Yavuz Turgul’un Eşkıya filmi yalnızca hikâyesiyle değil, Erkan Oğur’un Fırat Ağıtı ile bir kuşağın belleğinde yer etti. Aynı yönetmenin Gönül Yarası filminde Meltem Cumbul’un söylediği Etek Sarı Sen Etekten Sarısın türküsü de benzer bir etki yaratmıştır.

Bu filmler ve film müzikleri, söyleşiden çıkınca zihnimde dolanan düşüncelerin yalnızca bir kısmı. Elbette sizlerin de sayabileceğiniz yüzlerce film müziği vardır. Film müzikleri yalnızca bireysel hafızamızı değil, kolektif belleğimizi de biçimlendirir. Bir kuşak aynı filmlerle, aynı melodilerle büyüdü. Film müzikleri görüntüleri tamamlar, sahneleri ölümsüzleştirir. Yıllar sonra o filme ait müziği duyduğumuzda gözlerimizi kapatır ve yeniden o karanlık salonda, yeniden o hikâyenin içinde buluruz kendimizi.

İFSAK Sinema Birimi Koordinatörü Işıl Yaman, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezundur. Yüksek lisansını İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Tarihi, Teorisi ve Eleştirisi programında tamamlamış ve 2015-2023 yılları arasında Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde Mimari Tasarım derslerinde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak görev yapmıştır. YTÜ Sanat ve Tasarım Doktora Programı’nda öğrenimine devam etmektedir. 2009 yılından beri İFSAK üyesidir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Filmlere Dair

O Da Bir Şey Mi Hakkında

Pelin Esmer, “Oyun” ve “Kraliçe Lear “belgeselleriyle dikkatimi çekmişti. Mersin’in Aslanköy’de yaşayan bir grup cesaret sahibi…

Anna Karenina Ölmedi

“Bütün mutlu evlilikler birbirine benzer (oscarlı oyuncu değillerse) oysa mutsuz evliliklerin farklılıkları vardır.”   Tolstoy’un “Anna…

Fight Club (Dövüş Kulübü)

Absürt Bir Kapitalizm Eleştirisine Bulanmış Kişilik Buhranı Kapitalizm, tüketim toplumu, sistemin içine hapsolmuş, sıradanlaşmış insanın varoluşsal…

Benim Kararım

Aniden Filmi Üzerine Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan https://www.instagram.com/berna_kuleli1  Berna Kuleli  tarafından hazırlanmıştır. .…

Festivalin Ardından

31. İFSAK Kısa Film Festivali 16 Mart’ta sona erdi. Festival kapsamında Uluslararası bölümde festivalin Genel Koordinatörü Sinan…

Kirli Çamaşırlar ve Canavarlar

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Özlem Dikeçligil https://www.instagram.com/ozlem_dikecligil/ tarafından yayına hazırlanmıştır. . . .…

Leviathan

Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev, büyük sükse yapan 2003 tarihli Dönüş filminden sonra, arada bir kaç film…

Kuru Otlar Üstüne

Koza(1995) adlı kısa filmiyle başlayan Cannes film festivali ödül serüveni Kasaba(1998) ile Berlin Film Festivali’nde gelen…