Türkiye’de Üretilen Diyalog ve Hikayeler Üzerine

//

Bu yazımda Diyalog ve Hikâye unsurlarının Türkiye’deki gidişatı üzerine iki kelam etmek istiyorum.

Öncelikle yerli ve yabancı birçok kitap var Senaryo üzerine. Yapılan filmlerin senaryolarında nasıl bir yöntem seçilmiş, sadece sipariş üzerine mi iş yapılmış, yurtdışından kopya mı çekilmiş, bu kaynaklardan ne ölçüde yararlanılmış. Üzerinden sırasıyla geçmek lazım

Diyalog ; En az iki karakter arasındaki konuşma sırasında söylenen tüm kelimelerdir.

“Robert Mckee diyaloğun 3 düzleminden bahseder; İlki başkalarıyla konuşma, ikincisi karakterin kendi kendine konuşması ve üçüncüsü okur veya izleyiciyle konuşmadır”

Diyalog aksiyonu iki yoldan biriyle aktarır; dramatize ederek veya aktararak.

Türkiye’deki yapılan filmlerin hemen hemen yüzde sekseninde film akışı kendi içinde ilerler, bir dış ses, anlatıcı v.s. göremezsiniz.

Ayrıca okur veya izleyiciye baskı kurup hikâyesine kendi bakış açısından bakması için önyargı oluşturulur.

Çoğunluğunda ise durum tespiti vardır. Örneğin Nuri Bilge Ceylan’ın Kuru Otlar Üstüne filminde yer alan öğretmenin hikâyesi gibi. Burada o öğretmenin hikâyesi üzerinden hem doğuda öğretmen olan insanın psikoloji üzerine hem de oradaki yaşam koşulları üzerine bir hikâye izleyiciye sunulmuştur. Yaşam koşulları, yaşam koşulları, yaşam koşulları. Ana hikâye değişmiyor dikkat ettiniz mi?

Eski Türk filmleri de benzerdir, ister köy hayatının zorlukları, ister birbirini seven iki insanın yaşamları, ister fakir insanların hayatı olsun, hep bir zorluk üzerinden ilerleyen bir yapı vardır.

Elbette film konuları seçilirken yaşadığınız ülke koşulları da bir unsurdur seyirciye filminizi ulaştırmak için ama sadece buna dayanılmamalıdır. Yabancı filmlerin yüzde kaçında ülke koşullarına göre film yapılmaktadır! Ancak çok dramatik bir konu aktarılırken veya bir insanın hayat hikâyesi olursa seçilmektedir (Titanik, Steve Jobs, Schinderslist v.b)

Bunun biraz kırılması gerektiğini düşünüyorum. Her konuda bir durum tespiti olacaktır ama filmi tamamen bu şekilde ilerletmek ilgili hikâyeyi bir üste taşımayacaktır. Sonunun nasıl biteceğini bile anlıyor oluyor seyirci bu yapıda giden filmlerde.

Gerçi son yapılan dizilerde biraz umut var gibi duruyor. Hikâyeler ülke sorunlarıyla ilgili olsa da işleyiş tarzları, gidişat örgüsü, diyaloglar izleyicideki merakı canlı tutabiliyor. Sayı olarak çok azlar maalesef. Umarım çoğalacaktır.

Bizdeki bir sıkıntı da bu yurtdışında da var sadece bize özgü dersek haksızlık olur (ama yurtdışındaki eser sayısı daha fazla) tutan bir eserin birincisi, ikincisi, üçüncüsü ne kadar sündürebilirsek o kadar iyi mantığında olmak. Maalesef sonrakiler genelde ilki kadar iyi olamıyor.

Naçizane okuduğum senaryo kitaplarından nasıl hikâyeler üretilmesi gerektiğiyle ve yazım teknikleriyle ilgili örnekler sunmak istiyorum;

Öncelikle hangi konu üzerinden gidiyorsa senaristler görselleri kafasında canlandırmalıdır. Yani ne tür bir görsel yapı canlanıyor kafasında (çekeceği yer, sahne tasarımları, oyuncular v.s) ve konularında sadece (bunu artık rica ediyorum 😊) durum tespitini bırakmalı, denenmemişi denemeliyiz. Biraz cesur olunmalıdır.

Seçeceği konularda ister dedektiflik veya polisiye olsun, ister biyografi olsun insanları yaşadıkları ortamdan çekip alması gerektiğini düşünüyorum. Ülke eleştirisi yapmak değil niyetim ama şartlarımızda malum. Doğu ile ilgili konular, polisiye veya aşk konuları gibi klişeye kaçılmaması gerektiğini düşünüyorum. Hiç yapılmasın da diyemem yalnızca değişiklikten korkulmamalıdır.

Konuyu belirdikten sonra aktarıcı diyalogları çok iyi yerleştirmesi gerekiyor. Hem diyalogları hem de bu diyaloglar sırasındaki kameranın görüş açılarını düşünmelidir.

Karakterin kameraya bakarak gizli özel şeyler fısıldaması bizi filme çekecek bir taktik olabilir mesela.

Kontrpuan Anlatı ; Dışarıdaki fikir ve bakış açılarını hikayeye taşıyarak anlatıma derinlik ve ayrı bir boyut katmaktır. Bu da kullanılabilir.

Birinci şahıs, ikinci şahıs ve iç ses olan üçüncü şahıs birbiri ardına kullanılabilinir.

Dolaylı diyaloglar daha sık kullanılabilinir. Dolaylı diyalog okuru veya izleyiciyi sahneyi tahayyül etmeye çalıştığı için hararetli, melodramatik olacak dil, okur için daha kişisel ve inandırıcı bir diyaloğa dönüşecektir.

Tempo ve zamanlama iyi düzenlenmelidir. Özellikle dizilerde bazen konuyu gereksiz uzattıklarını görmekteyiz.

İlgiyi canlı tutmak için yazarlar bilgiyi tel tel ayrıştırıp aktarır oyuncuların konuşmalarında da anlaşılır kısa cümleler kurdurmayı tercih ederler, imalı sözlerden kaçınırlar ki konuyu anlamaya çalışırken izleyicinin dikkati dağılmasın.

Konular anlatılırken iki hatta üç kol üzerinden anlatılmasını beğeniyorum devam edilmelidir. Eski Türk filmlerine nazaran bu yöntem artmıştır. (İki veya üç kişinin yollarının bir yerde kesişmesi gibi)

Sözümün sonunu Robert Mckee’nin bir sözüyle noktalamak istiyorum;

“Seçeceğiniz konu ne olursa elzem her bilgi en etkili anda can alıcı bir kavrayışı açığa çıkaracak şekilde hikâyedeki yerini bulmalıdır, yazar okur veya izleyicinin dikkatini bir yöne çekerken bilgiyi diğer yönden zihnine yerleştirmenin bir yolunu bulmalıdır”

2008 fotoğrafa ilk giriş yıllarımdı. Profesyonel anlamda ise 2010-2011 döneminde İFSAK'ta eğitim alarak başlamış oldum. İlk sergim eğitim sonrası projemiz olan sorumluluğunu Hakan Yaşar'ın yürüttüğü "Din" idi. İlerleyen dönemde İFSAK eğitmen yardımcısı olarak görev aldım. Bir süre ara vermekle birlikte tekrar yeni yönetimle birlikte İFSAK üyesi ve Seminerler birimine yardımcılık görevime geri döndüm. Çeşitli projelerde danışman yardımcısı (Normal Grup Fotoğraf Sergisi) olarak görev aldım ve fotoğraflarımla katıldım (Zincirleme Fotoğraf Sergisi). Şu an ise Temel Fotoğraf atölyesi 242. dönem danışman yardımcısıyım. İFSAK 55. Yıl kitabında, çeşitli fotoğraf dergilerinde fotoğraflarım yer aldı. Ayrıca İFSAK Sinema Biriminde de görev almaktayım. 26. İFSAK Ulusal Kısa Film Festivalini düzenledik. Bireysel Belgesel Fotoğraf çalışmalarıma devam etmekteyim.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Filmlere Dair

Kuru Otlar Üstüne

Koza(1995) adlı kısa filmiyle başlayan Cannes film festivali ödül serüveni Kasaba(1998) ile Berlin Film Festivali’nde gelen…

Kim bu kuşlar…

Yanımızdan yöremizden değil, iliklerimizden geçen bir seçim yaşadık. Çocuklara çocuk olmayı, sanatçılara sanatçı olmayı, öğrencilere öğrenci…

Okul Tıraşı

Yolu okuldan geçen iyi sanat ürünlerinin çoğu yakıcıdır nedense. Hele çocuk gözünden anlatılırsa. Çocukların dünyasına bakarken…