Atlas Okyanusu üzerinde, İspanya’ya bağlı takımadalardan oluşan “Kanarya Adaları” doğu ve batı olarak iki ayrı başkenti ve özerk yönetimi ile kendine özgü bir yapıya sahiptir. Biz fotoğraf meraklıları için oldukça etkileyici kadrajları yakalama imkânı olan coğrafyası ve ılıman iklimiyle güzel bir tatil ve gezi rotası olarak görülebilir.

Kanarya adaları, 8 ana ada ve etrafındaki irili ufaklı birçok adadan oluşur. Ben sizlere başkentlerin bulunduğu iki ana adadan bahsedeceğim. Tenerife ve Gran Canaria.

Öncelikle bu adaların isminin kanarya kuşundan geldiğini ve orada bolca bulunacağını sanıyorsanız benim gibi yanılırsınız. Adalar ismini latince köpekler anlamına gelen “canis” kelimesinden almıştır. Romalı bir  kâşif olan Plinius’un adada çok sayıda farklı türde köpekle karşılaşıp “Insula Canaria” (Köpekler Adası) adını vermesinden sonra zamanla bu takımadaların isminin “Canary Islands” olarak bugünlere geldiğine dair tarihçiler arasında kabul görmüş bir teori vardır.

İnsanların gelişinden önce adada dev kertenkele, dev fare ve kaplumbağaların yaşadığı biliniyor. Afrika kıtasına yakınlığı sebebiyle ilk insanların yaklaşık 2.000 yıl önce Afrika kıyısındaki halklardan geldiği düşünülüyor. İspanyol fethi ile karşılaşılan bu yerli halklar ilkel bir yaşamları olan animist inançlı topluluklardı.

Takımadaların en büyüğü olan Tenerife adası, İspanya’nın en yüksek dağı olan Teide ile görülmeye değer bir ada. Teide, aynı zamanda volkanik yapısı sebebiyle etrafında oldukça ilginç toprak renkleri, kaya oluşumları ve tepecikler barındırıyor.

Virajlı ve dar dağ yollarından geçilerek gezilen bu bölge bulutları altınızda bırakan manzaralarıyla doğa fotoğrafları çekmekten hoşlananlar için harika bir rota.

 

 

 

Yukarıda rüzgarlı ve güneşli olan hava, bulut kütlelerinin altında kalan liman kasabası “Puerto De La Cruz” a varınca oldukça kapalı.

Tenerife adasının başkenti Santa Cruz de Tenerife, adanın en büyük nüfuslu yaşam kenti ve tüm Atlantik okyanusundaki en önemli liman. Capcanlı sokakları, Avrupa ve Arap mimarisi karışımı izler taşıyor. Plaza de España, merkezindeki yapay göl ve heykelleri ile oldukça güzel bir meydan.

 

Bu güzel adanın tabii ki çok da güzel plajları var. Okyanusun büyük dalgalarının kumluk sahillere vurduğu tertemiz, berrak, biraz da soğuk suyuyla gerçekten dinginlik ve ferahlık veren plajlar… tüm plajlar halka açık, girişler serbest, ücretsiz.

Bu adada da oteller tüm turistik bölgelerin acı kaderi olan dip dibe yerleşim planı ile sahile yakın bölgeleri doldurmuş. Sabah erken saatler yürüyüş yapan ya da balık tutan az sayıda insana rastlamakla birlikte oldukça sakin ve huzurlu.

 

 

Büyük dalgaların sahile vuruşlarını izlemek, okyanusun sonsuz ufkuna dalarak enginliğini hissetmek, güneşin doğuşuyla doğanın, rüzgârın sesine kulak vermek sanırım en keyifli kısımlarıydı benim için. İlerleyen saatlerde ise kalabalığın uğultusu ve kaotik düzeni sahilleri ele geçiriyor.

 

Tenerife’den Gran Canaria adasına keyifli bir feribot yolculuğu ile geçmek mümkün. Benim gibi okyanusu seyre dalarsanız uçan balık ve yunus balığı görme şansınız olur. Gran Canaria, bir yanda çam ormanları, diğer yanda okyanusun ucuna kadar gelen yüksek çöl kumulları ile çok karışık bir coğrafik yapıya sahip. Maspalomas Plajı, bu kum tepelerini görmek ve yürüyüş yapmak için ideal bir yer. Kendinizi çölde hissederken ilerde görünen dev dalgalı okyanus ilginç bir his yaratıyor.

Bazı iklim bilimi araştırmaları, bu adanın iklimi için dünyanın en iyi iklimi unvanını vermiş. Yıl boyu ortalama sıcaklık 21,1 derece imiş.

Las Palmas, Santa Cruz de Tenerife ile birlikte Kanarya Adalarının başkentleri olarak geçiyor. 1492’de Christopher Columbus’un vakit geçirdiği yer olması sebebiyle adına bir müze yapılmış. Casa de Colón (Kolomb evi) oldukça ilginç o dönemin gemilerini, haritalarını hatta Colombus’un içinde yaşadığı kamarasının aynısını görmek mümkün.

Şehir merkezi, tarihi renkli yapılarıyla, dar sokakları ve renkli çiçekleriyle çok iç açıcı, insan dolaşmaya doyamıyor.

Adaya gelmişken, şehir merkezinin dışında ama rengarenk çiçekli kemerleri ve tek tip (beyaz üzerine farklı renklerde çizgilerle boyanmış) tatlı binaları, palmiye ağaçları ile tam bir butik güzellik sunan Puerto de Mogan’a uğramanızı şiddetle tavsiye ederim.

 

Gezerken fotoğraf çekmeye meraklı olan bizler için oldukça keyif verici bir rota olduğunu düşündüğüm Kanarya Adaları, doğa, manzara ve makro fotoğraflar çekmeye meraklı olanlar için oldukça bereketli. Kuş fotoğrafı meraklıları için adanın kendine özgü sadece adalarda görülen özel kumru, serçe türleri, yeşil papağanları var. Kanarya adaları çıvgını ve incirkuşuna birçok yerde rastladık. En tatlıları sabah erken saatte sahil yürüyüşlerimize küçük gruplar halinde hızlı ve aceleci yürüyüşleriyle eşlik eden Ak Kumkuşu oldu.

Dar sokaklar renkli binalarıyla tertemiz ve tarihi dokusunu korumuş. Sokak fotoğrafçıları için harika… Kalabalık bazen rahatsız ediyor ama merkezden biraz uzaklaşınca mutlaka sakin ve dinlendirici alanlar bulmak mümkün.

Gezinin ardından geriye okyanus kıyılarına vuran iri dalgaların ve kuşların sesi, rüzgârın kokusu ve ufka bakarken hissedilen sonsuzluk duygusu hafızalarda kalıyor. İnsanı kendi iç dünyasına yakınlaştıran bu ortam, kadrajlara ne kadar yansıyabilir bilemem ama doğanın arındırıcı gücünü hissetmeye ve hayatın telaşı içinde kaybettiğimiz dinginliği yeniden bulmaya yardımcı oluyor.

TANİA SİSA

1971 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunudur. Yirmi yıl medikal yayıncılık firmasında genel koordinatör olarak çalıştı.

Fotoğrafa olan ilgisi sebebiyle Portre, Makro, Doğum, Doğa vb. çeşitli eğitimler aldı; ardından üyesi olduğu İFSAK’ta fotoğrafa ilgi duyanlara destek vermeye başladı. 6 Yıl önce başladığı İFSAK “Seminerler ve Atölyeler” birimindeki farklı fotoğraf atölyelerinde yardımcı danışmanlık görevinisürdürmektedir.

2015 yılında profesyonel olarak doğum fotoğrafçılığı yapmaya başladı. 2021 ve 2022 yıllarında İFSAK’ta “Doğum Fotoğrafçılığı” seminerlerini vermiştir. Yurt içi ve yurt dışında çeşitli fotoğraf atölyelerine ve sergilerine katıldı, katılmaya devam ediyor.
AFIAP ünvan sahibidir.

2017 yılında kurucu ortağı olduğu “Fotokare Fotoğraf Hizmetleri AŞ” ünvanlı Maslak/İstanbul’daki stüdyosunda yeni doğan, aile, moda, ürün çekimi gibi çeşitli fotoğraf çekim hizmetleri vermektedir.

2018 yılında başlattığı ve sokak hayvanları yararına organize ettiği “Pati Fotoğraf Projesi” ile hayvan ve fotoğraf sevgisini birleştirmiştir. Projesi kesintisiz devam etmektedir. Bunun yanında farklı kurumlara fotoğraf sanatı aracılığıyla bağış amaçlı projeler üretmiştir.

İFSAK 2022-2024 dönemi “Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı” görevinin ardından 2025-2027 döneminde “Yönetim Kurulu Başkanlığı” görevine halen devam etmektedir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Sağlık Evinin Son Işığı

Fotoğrafın Tanıklığı, Sağlığın Sessiz Kahramanları Bazı insanlar tarih kitaplarına girmez. Haklarında belgeseller çekilmez, isimleri hastanelere verilmez,…

Mars Mîra

2017 Temmuz’unda hayatımının en unutulmaz ve en acı deneyimini yaşadım. (Medeni) Avrupa’nın ortasındaki Bosna Savaşı’nın en…

Işık ve Renkle Resim Yapmak

Fotoğraflarımda huzurlu, sakin biraz da surreal bir atmosfer oluşturmayı çok seviyorum. Bunun için genellikle uzun pozlama…

Calgary Stampede Etkinlikleri

Heyecan verici yeni bir seyahat mi arıyorsunuz? Temmuz ayında Kanada’da düzenlenecek Calgary Stampede Fuarı’nda maceraya atılmaya…

Anlar ve temel parçacıklar

Çoğunlukla; ortaya atılan her yeni kavramın, bir öncekiyle ilişkisi ele alınarak tanımlaması yapılır. Başka bir deyişle,…

Otoportre

Kendine Bakmak mı, Kendinle Karşılaşmak mı? Sönsöz Yerine Bir aynaya her baktığınızda aynı kişiyi gördüğünüze emin…