Fotoğraf: © Lütfi Özkök / Nazım Hikmet / 1959

Suretlerimiz, Zamanın Belleği…

///

“Su başında durmuşuz / Önce kedi gidecek / kaybolacak suda sureti. / Sonra ben gideceğim / Kaybolacak suda suretim. / Sonra çınar gidecek / kaybolacak suda sureti. / Sonra su gidecek / güneş kalacak, / sonra o da gidecek.“  Masalların Masalı”nın bir bölümünde şairin söylediklerinin, yaşamımın bir bölümünü değiştireceğini asla bilmiyordum.

18 yaşındaydım. Üniversite hazırlık kursuna gittiğim yıl, Nazım Hikmet ile gerçek anlamda tanışmıştım ve Orhan Veli’den sonra ikinci şairim olmuştu Nazım. Aklımda, yukarıdaki dizeler kalmıştı. O günlerde, okuduğumuz şiirler kadar vardık; kendimizi şair sayardık. Sureti yazıya dökmek bir gizse, biz de simyanın peşine düşerdik.

Mucize ya da uyanış yine bir kitapla oldu. Ateşin çocuğu Asım Bezirci, alevlerle Sivas göklerine yükselmeden çok önceydi. 12 Eylül’e rağmen, sanki birçok şey bugünkünden daha iyi gibiydi. Onun, A Yayınları’ndan çıkan “Nazım Hikmet ve Seçme Şiirleri” bulduğum ilk gerçek hazineydi. Kitapta hem Nazım Hikmet anlatılıyor hem şiirlerinin çözümlemeleri yapılıyor hem de seçkin örnekler veriliyordu. Kitabın okyanus renkli kapağında da Balaban’ın çizdiği, bir Nazım Hikmet deseni bulunuyordu. Parçalara ayrılsa da tuğla gibi bir kitaptı.

Nazım Hikmet kimdir; kimdi: Kayıtlara göre -daha birçok gemiye binecek olmasına rağmen- ilkin Hamidiye kruvazörünün güverte subayı. Sonra, ciğerleri yorgun bahriyeli. Yahya Kemal’in kanatları altındaki delikanlı şair. Vâ-Nû’nun sürekli arkadaşı, hep Nazım Paşa’nın torunu ve en çok da dünya entellektüeli Celile Hanım’ın biricik oğlu. İşgal İstanbulu’nun, yüreği hürriyet ateşiyle kavrulan delikanlısı, Yeni Dünya vapurunun kaçak yolcusu; pimi çekilmiş elbombasının atılmadan önceki son saliseleri; Türk şiirinde büyük patlamanın müsebbibi.

Mustafa Kemal’in önünde Millî Mücadele şairi, Bolu’da öğretmen; Batum üzerinden geçtiği Moskova’da bir daha şair; Mayakovski hayranı vasıflı bir öğrenci… Türkiye’ye (yine gittiği gibi gizlice) dönüş; Aydınlık gazetesi serüveni, mahkûmiyet ve yine Sovyetler Birliği. Şiirlerinin ritmi gibi, yaşamındaki tutuklanmalar, kovuşturmalar da gel-gitler halinde sürdü ve sürekli getirmek istiyorlar, bu kez de Novodeviçi Mezarlığı’ndan: Sürecek…

Aşk adamıydı Nazım, her hikmeti vardı onda sevmenin. Aşklarını sözcüklere sığdırmaya çalışırken aldı tüm rütbelerini. Hakkında açılan davalarla ömründen 35 yılı istendi. Karar gerekçeleri ne olursa olsun, tek suçu “sıkı” şair olmaktı. Aşk ve özgürlük vatan özlemiyle birleştiğinde sadece dizelere dönüşmekle kalmadı, etkileri günümüze kadar gelen bir söylemin öncüsü oldu.

Aflardan yararlandı ama affedemediği bir şeyler yine onu bir şilebin güvertesinde Romanya üzerinden Moskova’ya kaçırdı. Ufka baktı hep, hırçınlığına denizlerin. Dünyada sanki her şey bir şiire girmek için vardı. Gitti, gelemedi. 1951 yılında Türk vatandaşlığından çıkarıldı ve ilk yapılan nüfus sayımında büyük bir boşluk yaşandı.

Nazım Hikmet; kendine İsveç’i mekân seçmiş “ak saçlı” fotoğrafçımız Lütfi Özkök’e 1959 yılında, tam 57 yaşındayken suretini ödünç verdi. Pırıl pırıl gözleri, üzerine tam oturmuş ceketi ve bir yaz güneşi gibi yakası parlayan beyaz gömleğiyle tam bir şair vardı, Özkök’ün objektifinin karşısında; Nazım Hikmet Ran. Sevdiği kadınlar, çokça şiir; romanlar ve oyunlar: Kendini şiire -bir de böylesi mükemmel bir fotoğrafa- hapsederek hep özgür kaldı.

Nazım Hikmet, tıpkı bir İngiliz aristokratı gibi Özkök’ün objektifine emin bakışlarıyla poz verirken; yüzünde sıkı şair olmanın çizgileri rahatlıkla seçiliyordu. Hepimiz aynı fotoğrafa bakıp yazdığımız senaryo dahilinde, çerçevenin dışına kendi dekorlarımızı yerleştirdik. Görünmeyen ne varsa, hayalimizdi artık. Benim senaryomda az sonra bütün ailenin büyük bir şenlik havasında, tıpkı Çehov oyunlarında olduğu gibi yemeğe oturacağı uzun bir masa vardı. Bahçedeydik, başköşede Nazım Hikmet’e yer ayrılmıştı.

Bu fotoğraf hem Lütfi Özkök’ün hem de Nazım Hikmet’in en güzel fotoğrafı oldu. Asırlık bir dev çınarın önünde suskun kalışımız gibi, bu aydınlık fotoğrafa uzun yıllar boyunca kısık gözlerle bakmanın dışında elimizden fazla bir şey gelmedi, ne yazık ki. Bir kez daha sağlamasını yaptık ipotekli ömrümüzün. Ne verdiğimiz oylar ne de vergiler bir işe yarıyordu. Yaşam hep kötüleri ve güçlüleri kolluyordu.

Onun kadim şiirleriyle tanışalı sanki yüzyıllar oldu. Kedi gitti, çınar da gitti, güneş defalarca gidip geldi. Ben doğmadan iki ay önce onun öldüğünü okumuştum bir kitapta. Tuhaf gelmişti. Yaşayan bir şiirin şairi ölür müydü? 1963’te birbirine teğet geçen suretlerimizi düşündüm: Kuzeyin kışlarında düşülmüş yaz dizeleriydi ömrümüz; geride kalan birkaç güçlü suretti, kedisiz, çınarsız, güneşsiz ama şiirle dopdolu.

Siz hiç İstanbul-Moskova uçağında Nazım Hikmet okudunuz mu? Ya da böylesine büyük bir şairi ilk adıyla seslenecek kadar yüreğinizde hissettiniz mi?  Nazım; bizim düşünce balonumuz, konuşamadığımızda altyazımız, hâlâ ve her şeye karşın sönmeyen ateşimiz, dinmeyen umudumuzdur..

Suret bahanedir. Unutmamaktır aslolan. Bir kitabın yaşamını değiştirip değiştiremeyeceği sorusuna verilecek en iyi yanıt “bazen”dir.

 

© Lütfi Özkök / Nazım Hikmet / 1959

1963 yılında İstanbul’da doğdu. M.S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı (Lisans) 1985, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı (Yüksek Lisans) 2001 yılında bitirdi.

Farklı konularda yayınlanmış 15 kitabı bulunan Merih Akoğul, Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde 30’un üzerinde fotoğraf sergisi açtı, grup sergilerine katıldı. Fotoğraf sanatı ve kuramı konularında çalışmalar yaptı. Seminer, sempozyum ve açıkoturumlara katıldı, bildiriler sundu, paneller yönetti, seçici kurullarda yer aldı. Reklam sektöründe yazar olarak çalıştı. Çeşitli özel kurumlarda eğitmenlik, özel radyolarda kültür, sanat ve caz programları, televizyon programlarında sanat danışmanlığı yaptı.

Edebiyat, fotoğraf kuramı, plastik sanatlar ve klasik ve caz müziği üzerine yazıları ve eleştirileri birçok gazete ve dergide yayınlanan Merih Akoğul, 2003 yılının yaz döneminde Avusturya Başbakanlık Sanat Dairesi tarafından verilen bursla çalışmalarını Viyana’da sürdürdü. Çeşitli müze ve özel koleksiyonlarda yapıtları bulunan Akoğul, 30 yılı aşkın Türkiye’nin önemli üniversitelerinde (Marmara Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi) fotoğraf dersleri vermiş, 17 sergi ve festivalin küratörlüğünü, 30’a yakın kitabın da editörlüğünü yapmıştır. BUFSAD ve İFSAK onur üyesidir.

2012-2025 yılları arasında İstanbul Modern Müzesi, Fotoğraf Bölümü Danışma Kurulu üyesi olan Merih Akoğul, aynı zamanda da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde eğitmenliğini sürdürüyor. 2010 yılından 2021yılına kadar Eczacıbaşı Fotoğraf Sanatçıları Dizisi kitaplarının editörlüğünü yapan Akoğul, İFSAK Blog ve Gezgin Foto dergisinde köşe yazarlığını sürdürüyor. 2022 yılının TFSF ve 2024 yılının İFSAK Fotoğraf Ödülü sahibidir.

Yazıları Yeni Düşün, Medyavizyon, Marketing Türkiye, İFSAK Fotoğraf, Donna, Hürriyet Gösteri, Varlık, Stüdyo İmge, Sombahar, Poetika, Şiir Atı, Çalıntı, E, Konstantıniyye, Göçebe, Milliyet Sanat, Jazz, Geniş Açı, Fotoğraf, İFSAK Fotoğraf, Eikon, Hayalet Gemi, Amann, Yeni Günaydın, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Aktüel, Hürriyet, Radikal, Nstyle, Vizyon, Time Out İstanbul, Ebe Sobe, Ulusoy Travel, Biz, Home Style, Andante, İz, tr, Photo Digital, Eikon, İFSAK Blog, Gezgin Foto, Zamansız, İST dergilerinde yayınlandı.

Seçilmiş Kişisel Sergiler
2023 “Bir Başka Bursa”, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi, Bursa
2022 “Caz Zamanı” Avusturya Kültür Ofisi, İstanbul
2016 “Montreal’de Bir Mevsim, Galeri Işık
2013 “Tenha Vakitler”, ArtGalerim Nişantaşı, İstanbul
2011 “Kayıp Ruhlar”, ArtGalerim Nişantaşı, İstanbul
2010 “İç İçe İstanbul”, Fototrek, İstanbul
2008 “Standards”, PG Art Gallery, İstanbul
2007 “Sanki”, İ.F.M. Leica Gallery, İstanbul
2006 “Geçen Yaz Viyana’da”, Palais Porcia Kunst Raum, Viyana
“Siyah Beyaz Afyonkarahisar”, Fevzi Çakmak Sanat Galerisi, Afyonkarahisar
“Avusturya 2006”, Avusturya Kültür Ofisi, İstanbul
2005 “Bit-ki”, PG Art Gallery, İstanbul
“Yolda”, Avusturya Kültür Ofisi, İstanbul
2004 “Otuz Kuş”, PG Art Gallery, İstanbul
“Geçen Yaz Viyana’da”, Fotografevi, İstanbul
2003 “Güzergâh: Edebiyat”, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, İstanbul
2002 “Başarmak”, Fotografevi, İstanbul
2001 “Klasikler/Neo-klasikler”, Fotoğrafevi, İstanbul
“Aşkküre”, Bedri Rahmi Eyüboğlu Sanat Galerisi, İstanbul
1999 “Bronz Askerler”, Fotografevi, İstanbul
1998 “Dönüşümler”, Art Shop, İzmir
“Filim”, İMKB Sanat Galerisi, İstanbul

Yayınlar

2021 “Ağustos” (şiir)
2016 “Montreal’de Bir Mevsim (fotoğraf)
2014 “Gece/Şarkılar” (şiir)
2007 “Sanki” (fotoğraf)
2006 “Siyah Beyaz Afyonkarahisar” (fotoğraf)
2005 “Türk Fotografçıları Kütüphanesi 22/Merih Akoğul” (fotoğraf)
“Bit-ki” (fotoğraf)
“İkizim Söyledi Ben Yazdım” (deneme)
“Saklı Günlükler” (çocuk edebiyatı)
2004 “Geçen Yaz Viyana’da” (fotoğraf)
2002 “Başarmak” (fotoğraf)
2001 “Klasikler/Neo-Klasikler” (fotoğraf)
1999 “Klasikler” (fotoğraf)
1995 “Kuğunun Ölümü” (şiir)
1992 “Son Dokunuş” (şiir)

Küratörlükler

2024 “Benden Başka / Bir Otoportre Projesi / İfsak, İstanbul
2023 “Ozan Sağdıç: Fotoğrafçını Tanıklığı”, İstanbul Modern, İstanbul
2019 “Yolda” (Türkiye’de Gruplar), Fransız Kültür Merkezi, İstanbul
2019 “Fotoğrafın Doğası”, Artweeks Akaretler, Akaretler No:45, İstanbul
2018 “Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı”, İstanbul Modern, İstanbul
2017 “Beni Bul” / Otoportreye Çağdaş Dokunuşlar, Akbank Sanat, İstanbul
2016 “Poz”, PG Art Gallery, İstanbul
2016 “İnsan İnsanı Çekermiş”, İstanbul Modern, İstanbul
2013 “Bir Zamanlar”, Fotografevi, İstanbul
2012 “Mekânın Doğası”, Hilpark Suites İstinye, İstanbul
2012 2. Bursa Fotofest / Uluslararası Bursa Fotoğraf Festivali
“İnsanlığın İzleri” (Sanat yönetmeni, şef küratör)
2012 “Gidilmemiş Zamanlar”, Hilpark Suites İstinye, İstanbul
2011 1. Bursa Fotofest / Uluslararası Bursa Fotoğraf Festivali
“Karşılaşmalar” (Sanat yönetmeni ve şef küratör)
2003 “İki Dünya Arasında” / İ.F.M. Leica Gallery, İstanbul

Eczacıbaşı Fotoğraf Sanatçıları Dizisi (Editörlük)

2021 Yusuf Tuvi
2020 Lütfi Özkök
2019 İbrahim Zaman
2018 Ergun Çağatay
2017 Yıldız Moran
2016 Ersin Alok
2015 İzzet Keribar
2014 Sabit Kalfagil
2013 Sami Güner
2012 Ozan Sağdıç
2010 Şakir Eczacıbaşı

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Sağlık Evinin Son Işığı

Fotoğrafın Tanıklığı, Sağlığın Sessiz Kahramanları Bazı insanlar tarih kitaplarına girmez. Haklarında belgeseller çekilmez, isimleri hastanelere verilmez,…

Kanarya Adaları

Atlas Okyanusu üzerinde, İspanya’ya bağlı takımadalardan oluşan “Kanarya Adaları” doğu ve batı olarak iki ayrı başkenti…

Mars Mîra

2017 Temmuz’unda hayatımının en unutulmaz ve en acı deneyimini yaşadım. (Medeni) Avrupa’nın ortasındaki Bosna Savaşı’nın en…

Işık ve Renkle Resim Yapmak

Fotoğraflarımda huzurlu, sakin biraz da surreal bir atmosfer oluşturmayı çok seviyorum. Bunun için genellikle uzun pozlama…

Calgary Stampede Etkinlikleri

Heyecan verici yeni bir seyahat mi arıyorsunuz? Temmuz ayında Kanada’da düzenlenecek Calgary Stampede Fuarı’nda maceraya atılmaya…

Anlar ve temel parçacıklar

Çoğunlukla; ortaya atılan her yeni kavramın, bir öncekiyle ilişkisi ele alınarak tanımlaması yapılır. Başka bir deyişle,…

Otoportre

Kendine Bakmak mı, Kendinle Karşılaşmak mı? Sönsöz Yerine Bir aynaya her baktığınızda aynı kişiyi gördüğünüze emin…