Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu‘ndan Suzan Bayazıt tarafından hazırlanmıştır.
**************
İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu olarak İstanbul’da çeşitli etkinlikleri sizler için gezdik.
Son bir yıldır İstanbul’da açılan sergilerde 1. Dalga kadın hareketinde yer alan kadınların öznel tarihlerini daha çok görmeye başladık. Bu kadınlar genelde 1900’lerin başlarında doğan kadınlardan oluşuyor. Özellikle genç yazarların ve küratörlerin bu konu ile ilgilenmesi öznel kadın tarihimiz açısından sevindirici. Bu sene 17. İstanbul Bienali’nde, ülkemiz kadınları ve değişik ülkelerdeki kadın eşitlik mücadelesi, çeşitli yerleşkelerde yer alıyor. Avrupa Pasajı’ndaki ‘Ben Yazar Suat Derviş’im’ Sergisi yine böyle bir sergi idi.
Bienal konusu itibarıyla geçmişi hatırlamayı, yaraları sarmayı ve geleceğe bakmayı hedeflemiş. Diğer yandan küratörler, konu başlığı vermeden, sevdiğim tarihçi Aby Warburg tarzı belgeleri sergileyerek, yeni öğrenme yolları ve arşivleme gelenekleri hakkındaki deneyimleri bugüne aktarma ve izleyicilere yeni alternatif çalışma alanları üretmeyi amaçlamış.
Kadın sunumları Çağla Özbek ve Merve Elveren küratörlüğünde ‘Hem Zemin/ Hem Zaman’ adı altında tasarlanmış. Nepal Feminist Memory Project adlı kuruluşun, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezine (KEK) gönderdiği ortak çalışma daveti ile ortaya çıkmış. Bu sergi kadın öznel tarihi ile arşivleme sorunlarını tartışmaya açmış.

Bienal için özel bir sayıyı ‘Anne(x)’ Kadın Ağları Dayanışma Dernekleri yayımlamış. Bu sayıda zamanın ikonik 1 Mayıs afişini yapan Gülsün Karamustafa’nın Berlin müzesinde gördüğüm ‘Kavanozdaki Venüs’ eserinin derginin afişi olması çok anlamlı olmuş.
Kadın Eserleri Kütüphanesinden 100’den fazla belge Pera, Gazhane, Perform İstanbul ve Barın İstanbul’da sergileniyor.
Bienal’in Pera’da sergilenen bölümünde Nepal, Bhutan ve Avustralya Aborjinlerinin kadın tarihi ve mücadelesi ile bu uğurda ölen kadınlar anlatılıyor. Sergide oy vermekten tutun, seyahat etme özgürlüğü hatta bisiklete binme hakları için kadınların nasıl mücadele ettiklerine tanık oluyoruz. Avustralyalı Aborjin kadınlarla ilgili belgeselde ise bu kadınların, şiddete başvuran eşleri ile modern Avustralya kanunları arasına sıkışıp kaldıkları konusu işlenmiş. Erkek şiddetini şikâyet etmeleri halinde, eşin o devirdeki Avustralya cezaevinde öldürülmesinin olasılığı karşısında, mahalle baskısı oluşturduğu için kadınlar şikâyet etmeme yolunu seçmiş. Bugün istatistiklere geri dönülüp bakıldığında ise şiddetten ölen kadın sayısı hapishanede ölen erkek sayısının çok üstünde gerçekleşmiş.
Pera Müzesi’nde iki köşede kadın tarihimiz ile ilgili belge seçkisi bulunmakta. Birincisinde Anadolu topraklarında Artemis’ten başlayan ve Sümerlere uzanan kadın tarihinin irdelendiği, Zeynep Sayın’ın arşivcilik üzerine dinletisini dinleyebilirsiniz. Diğer köşede ise çeşitli tarihlerden 8 Mart yürüyüşleri ile ilgili oluşturulmuş fotoğraf ve belgeler bulunmakta. Siyah kadife perde arkasında gizli bir şekilde duran Gülsün Karamustafa’nın ‘Emniyetsiz’ adlı eseri, video ve 25 adet paravandan oluşuyor. Son 10 yılda toplum olarak yaşadığımız duyguları hissetmeniz için odada bir süre kalmanızı öneririm. Pera’nın diğer bir katı kişisel arşivlerden öğrenme/ çalışma konusu için tasarlanmış. Burada Halide Edip’in değişik yazarlar tarafından tartışılan Antura Yetimhanesi konusunun belgelerini ve fotoğraflarını görmek mümkün. Halide Edip’in bu yetimhanedeki yaşantısı Mor Salkımlı Ev kitabına da ilham olmuştu.
Perform İstanbul yerleşkesinde 8 Mart fotoğraflarının yıllar içinde karşılaştırılması ilginç.
Kadın hareketinin özellikle 2010’lu yıllardan sonra gençler tarafından yaratıcı bir şekilde sahiplenildiği, pankartlardaki protestonun dili ve mizahını izleyebilirsiniz.

Arşivde, çevreci bir dille kompoze edilmiş belgelerden kendinize göre bir tarih çıkarmanız mümkün. Aşağıda Pera’da yakın bir tarihte gerçekleştiği anlaşılan protesto yürüyüşünden bir fotoğraf var ama tarih ve fotoğrafı çekenin bilinmemesi dikkatimi çeken bir ayrıntı oldu.

Tarihimize ilişkin bu denli belge eksikliği, Kadın Eserleri Kütüphanesini ne çok desteklememizin gerekliliğini bir kez daha hatırlatıyor. Özellikle etrafınızda tanıdığınız kadınların tarihi belgelerini saklayan, toplayan kişiler varsa bunları yeni kurulan ozelarsiv.com sitesine kaydettirerek, akademik çalışmalar yapan gençlere ya da sanatçılara, bu öznelleşememiş kadınların gün yüzüne çıkarılması konusunda katkıda bulunabilirsiniz.
Müze Gazhane’deki sanatçı Ahmet Öğüt’ün Sessiz Üniversite‘si, incelenmesi gereken değerli bir çalışma.

Merkez Rum Lisesi binası 1850 yıllarında yapılan muhteşem bir yerleşke. Burası yoksul kız çocuklarının eğitim alabilmesi için kurulmuş ve 1999’da yeterli öğrencisi olmadığı için kapanmış. Göçmen gittikleri için işlevsiz kalan bu binada, çeşitli ülkelerdeki göçmenlerin sorunlarına ve farklı nedenlerle ana vatanından göç edenlerin sorunlarına yer veriliyor. Okulun eski sahnesinde ise Piero Gilardi’nin Sokak Performansları adlı eserini izleyebilirsiniz. Bu yerleşkede, Zygmunt Bauman’ın Akışkan Modernite’de yer verdiği toplumların sürekli değişim sürecinde olduğunu çok açık bir şekilde görüyoruz.

Avrupa Pasajı’nda öznel kadın tarihi ile ilgili olarak ‘Ben Yazar Suat Derviş’im’e Sergisi’nde bağımsız, kariyer sahibi kadınların 1940-2000’lere kadar tarihten nasıl silindiklerini görmek mümkün oldu. Gazeteci olan Suat Derviş’in kitabını okuyanlar çok azdır, ama Türkan Şoray’ın başrolde olduğu ‘Bana Derler Fosforlu’ filmini izlemiş olabilirsiniz. 1972 de ise yazar tarafından senaryolaştırılan eser müzikalleştirilerek Ankara Devlet Tiyatrosunda, Gülriz Sururi tarafından sahnelenmiştir. Kitapları yeniden basılan Suat Derviş’i yeni genç okuyucuları ile buluşturan ve bu sergiyi kürate eden Eda Yiğit’e teşekkür ediyoruz. Suat Derviş’in saklı kalan hikâyelerini keşfetmek, romanlarını ve gazete yazılarını okumak sizlere de keyif verecektir.

Emeğiniz, çalışmalarınız ve fikirleriniz için ayrıca bu güzel derleme için de teşekkürler.. İyiki varsınız. yüreğinize sağlık <3
Sitenizi ilgiyle takip ediyorum. Teşekkür ediyorum size